Danıştay Vergi Dairesi · E. 2020/1726 · K. 2024/2641
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1726 E. , 2024/2641 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1726 Karar No : 2024/2641 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... A.Ş. VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. DAVANIN_KONUSU : Davacı banka tarafından, .... İdare Mahkemesinin .... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararı üzerine iade edilen KKDF kesintisi ve cezai faiz tutarlarının tecil faizinin de ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve... sayılı işlemin iptali ile ödeme tarihinden iade tarihine kadar geçen süre için hesaplanan 1.011.762,45 TL tecil faizinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. YARGILAMA SÜRECİ : İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanmış işlemden kaynaklanan zararın idarece tazmin edilmesi gerektiği dikkate alındığında, 10.084.011,08 TL'nin tahsil edildiği 30/01/2017 tarih ile iadenin yapıldığı 27/11/2017 tarihi arasında davacı bankanın anılan bedeli kullanamamaktan kaynaklı zararının tazmin edilmesi gerektiği, davacı bankadan tahsil edilen KKDF kesintisinin hukuka uygun olarak tahakkuk ettirildiğinin kabulü halinde, geç tahsil edilmiş olsaydı, gecikme zammı hesaplanarak davacı bankadan tahsil edileceği, bu açıdan faiz oranı belirlenirken kamu yararı ve taraf yararı arasındaki adil dengenin kurulması açısından belirtilen miktarın idare tarafından gecikmeli olarak tahsili halinde uygulanacak faiz oranına eşit bir oranın esas alınması gerektiği, ancak gecikme zammı tutarı tecil faizi tutarından daha fazla olacağından, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek davacının, 10.084.011,08 TL'nin 30/01/2017-27/11/2017 tarih aralığı için hesaplanan 1.011.762,45 TL tecil faizi isteminin kabulüne, davacı bankanın zararının davalı idareye ödemiş olduğu tutarın ödeme tarihi ile iade tarihi arasındaki dönemde kullanılamamasından kaynaklandığı, zararın hesaplanması bakımından faiz oranlarının ölçüt olarak alınmasının bu miktarın faiz niteliğinde olması anlamına gelmediği, hal böyle olunca hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabulün bu ilkeye aykırılık teşkil etmediği, bu nedenle iade edilecek ve artık anapara olarak kabul edilen faiz miktarına genel hükümler çerçevesinde belirlenecek kanuni faiz oranı esas alınarak dava tarihi olan 21/12/2017 tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile 1.011.762,45 TL tecil faizinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince, davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, KKDF ve cezai faiz tahakkuklarının iptaline ilişkin Mahkeme kararında faize hükmedilmediği, idarelerince faiz ödemesi yapılabilmesi için kararın idarelerine tebliğinden itibaren infazın gecikmiş olmasının gerektiği, davacı bankanın talep ettiği tecil faizi miktarına ayrıca dava tarihinden itibaren yasal faiz talep etmesinin, faize faiz işletilmesi yani bileşik faiz niteliğinde olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı bankadan cezai faizli Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) olarak 30/01/2017 tarihinde 10.084.011,08 TL'nin tahsil edilmesi üzerine, davacı banka tarafından KKDF tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem ile buna bağlı olarak yapılan cezai faiz tarhiyatlarının iptali istemiyle açılan davada .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile dava konusu işlemler iptal edilmiştir. Bunun üzerine; davacı banka tarafından, 12/10/2017 tarihli dilekçe ile haksız ve yersiz tahsil edilen KKDF ve cezai faiz tutarları ile bu tutarlara ilişkin olarak ödeme tarihinden iade tarihine kadar geçecek süre için tecil faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz tutarının ödenmesi talep edilmiştir. 27/11/2017 tarihinde düzeltme fişlerine konu edilen KKDF ve cezai faiz tutarları toplamı 10.084.011,08 TL banka hesaplarına iade edildiği halde, faiz ödemesinin yapılmaması ve ... tarih ve ... sayılı işlem ile davacı bankanın talebinin reddedilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 07/06/1988 tarih ve 19835 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 88/12944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki "Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Hakkında Karar" ile Kalkınma planı ve yıllık programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak yatırımların yönlendirilebilmesi ve ihtisas kredilerinde kredi maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla 1211 sayılı Kanun'un 3098 sayılı Kanun'la değişik 40. maddesinin II-b, c fıkralarına dayanılarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde "Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu" kurulmuştur. 03/07/2001 tarih ve 24451 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve hali hazırda yürürlükte olan 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un geçici 3. maddesinin (a) fıkrasında, Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu kesintilerinin, bu konuda yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlere göre tahsil edilmeye devam olunacağı ve bu kesintilerin vergi kanunlarındaki tahakkuk ve tahsilat hükümlerine göre takip edileceği hüküm altına alınmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Özel ödeme zamanları" başlıklı 112. maddesinin 4. fıkrasında, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, mükellefe red ve iade edileceği düzenlemesi yer almıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un "Gecikme Zammı, Nispet ve Hesabı" başlıklı 51. madddesinin 1. fıkrasında, amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında gecikme zammı tatbik olunacağı düzenlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararında, davaya konu Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) ve cezai faiz hukuka uygun olarak tahakkuk ettirilmiş olsaydı, bu tutarın geç tahsilinden dolayı 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca gecikme zammı hesaplanarak davacı bankadan tahsil edilceği, bu açıdan yersiz tahsil edilen KKDF ve cezai faiz için uygulanacak faiz belirlenirken kamu yararı ve birey yararı arasındaki adil dengenin kurulması açısından, idare tarafından gecikmeli olarak tahsili halinde uygulanacak faiz oranına eşit bir oranın esas alınması gerektiği, yani idarece iadesinin de gecikme zammıyla yapılması gerektiği gerekçesiyle, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek yersiz tahsil edilen 10.084.011,08 TL' ye ilişkin olarak 30/01/2017-27/11/2017 tarih aralığı için hesaplanan 1.011.762,45 TL tecil faizi isteminin kabulüne karar verilmiştir. 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesinde amme alacağının süratli ve etkin bir şekilde tahsilinin sağlanması amacıyla kamu alacağının ödenmemesinin yaptırımı olarak ayrıcalıklı bir kamusal yetkiye yer verilmiştir. Buna karşın yersiz tahsil edilen tutarların ilgililerine de gecikme zammı uygulanarak iade edileceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda İdare Mahkemesinin davacıdan yersiz tahsil edilen KKDF ve cezai faizin davacıya iade edildiği tarihe kadar işleyen gecikme zammının ödenmesi gerektiği şeklindeki gerekçesinin yerinde olmadığı görülmektedir. Yetki ve usulde paralellik ilkesi, yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş olan ve mevzuatta aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece bir idari işlemin tesisinde uygulanan yetki ve usul kurallarının aynı işlemin geri alınması, kaldırılması ve değiştirilmesine yönelik işlemlerde de uygulanmasını ifade etmektedir. Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu kesintilerinin hali hazırda devam etmesine imkan tanıyan 4684 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin (a) fıkrasında, bu kesintilerin vergi kanunlarındaki tahakkuk ve tahsilat hükümlerine göre takip edileceğinin düzenlendiği, ancak yersiz tahsilat yapılması halinde, ne şekilde iade edileceğine dair herhangi bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir. Bu kapsamda, mükellef tarafından ödenmesi gereken KKDF ve cezai faizin, idarece tahakkuk ve tahsili vergi kanunlarına göre yapılacak ise, işlemin geri alınması mahiyetinde olan yersiz tahsilatın iadesi işleminin de yetki ve usulde paralellik ilkesi uyarınca vergi kanunlarına göre yapılması, bu nedenle yersiz tahsil edilen vergilerin iadesini düzenleyen 213 sayılı Kanun'un 112. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, idare tarafından davacı bankadan yersiz olarak tahsil edilen KKDF ve cezai faizin iade edildiği tarihe kadar işleyen tecil faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali ile yersiz tahsil edilen KKDF ve cezai faizin, iade edildiği tarihe kadar işleyen 1.011.762,45 TL tecil faizinin ödenmesine ilişkin .... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, 2. Dava konusu işlemin iptali ile yersiz tahsil edilen KKDF ve cezai faizin, iade edildiği tarihe kadar işleyen ... TL tecil faizinin ödenmesine ilişkin .... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın .... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 25/06/2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X)-KARŞI OY : 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Mevzuu" başlıklı 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi bulunduğu; "Mükellef" başlıklı 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; "Harç alma ölçüleri" başlıklı 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; "Değer esası" başlıklı 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; "Harcın nispeti" başlıklı 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; "Nispi harclarda ödeme zamanı" başlıklı 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği; yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda, esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Binde 68,31) oranında nispi karar harcı alınacağı kurala bağlanmıştır. 02/01/2019 tarih ve 30643 sayılı sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararı tarihi itibarıyla uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, konusu para olan davalarda vekalet ücretinin maktu vekalet ücretinin altında kalmamak şartıyla nispi olarak belirleneceği düzenlemesi yer almıştır. Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranında nispi karar harcı hesaplanması, vekalet ücretinin ise maktu vekalet ücretinin altında kalmamak şartıyla kabul ve/veya reddedilen miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmındaki oranlara göre nispi olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda, konusu belli bir miktarı içeren dava niteliğinde bulunan temyize konu kararda, İdare Mahkemesince ödenmesine karar verilen 1.011.762,45 TL üzerinden hesaplanan nispi karar harcı ve nispi vekalet ücretine hükmedilerek davalı idareye yüklenmesine karar verilmesi gerekirken, maktu karar harcı ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığından, temyize konu kararın bu bölümünün düzeltilerek onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi" başlıklı 121. maddesinin 3. fıkrasında, temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemeyeceği; "Faize ilişkin özel kurallar" başlıklı 388. maddenin 3. fıkrasında ise, faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesinin kararlaştırılamayacağı düzenlemelerine yer verilmiştir. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Mürekkep Faiz" başlıklı 3. maddesinde, kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin saklı olduğu hükmü yer almaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Oran serbestisi ve bileşik faizin şartları" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasında, üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartının, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ve her iki tarafın da tacir olduğu ödünç sözleşmelerinde geçerli olduğu hüküm altına alınmıştır. Kamu hukukunda herhangi bir düzenleme bulunmamasına karşın faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi, hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu ve 3095 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak kaydıyla açıkça yasaklanmıştır. Özel hukukta dahi belli şartlar altında tatbik alanı bulabilecek nitelikte olan faize faiz yürütülmesi kavramının, belirli ve öngörülebilir nitelikte bir yasal düzenlemeyle şartları belirlenmeksizin kamu hukukunda geçerli ve uygulanabilir nitelikte kabul edilmesinin kamu yararı ile bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle davacıya ödenmesine hükmedilen tecil faizi alacağına ilişkin davanın açıldığı tarihten itibaren hesaplanacak faizin ödenmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle, faizin tazminat olarak değerlendirilmesi suretiyle davalı tarafından ödenmesi gereken faizin zamanında ödenmemiş olması nedeniyle söz konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine karar veren temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmadığından, kararın bu yönden bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.