İçtihatDanıştayDava Dairesi
Danıştay Dava Dairesi · E. 2021/354 · K. 2024/12279
- Esas No
- 2021/354
- Karar No
- 2024/12279
- Karar Tarihi
- 17.09.2024
Karar Metni
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2021/354 E. , 2024/12279 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/354
Karar No : 2024/12279
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 7145 sayılı Kanun ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen Geçici 35. maddenin (B) bendi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Sağlık Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacının "FETÖ/PDY'nin 15/07/2016 tarihli darbe girişimi akabinde açığa alındığı, tutuklandığı, bilahare tahliye edildiği, eşi M.A. hakkında, İstanbul'da FETÖ/PYD ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle KHK kapsamında kapatılan bir üniversitede 2013-2015 eğitim dönemlerinde yüksek lisans öğrenimi gördüğü şeklinde istihbari bilgiler ile "FETÖ/PDY terör örgütü üyesidir" şeklinde saha görüşü bulunduğu, UYAP üzerinden yapılan sorgulamada davacının FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile terör örgütü üyeliği suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edildiği, davalı idare tarafından gönderilen bilgi ve belgeler ile davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin vermiş olduğu 6 yıl 3 ay hapis cezası dikkate alındığında, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35/B maddesi ile getirilen düzenlemeler çerçevesinde idarece FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı olduğu değerlendirilen davacının, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu işlem hukuka uygun bulunduğundan mahrum kalındığı ileri sürülen parasal hakların ödenmesine de hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının istinaf başvurusunda bulunması üzerine ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : ByLock uygulamasını kullanmadığı, ezan vakti programı nedeniyle mor beyin yazılımı çerçevesinde ByLock uygulamasına bağlandığının tespit edildiği, ceza yargılamasında da mor beyin mağduru olduğunun ortaya çıktığı, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verilmesine rağmen davanın aleyhine sonuçlandığı, idare mahkemesi kararında eşi hakkındaki yargılamadan bahsedilmesi ile suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği, kamu görevine son verilmesine ilişkin kararın hangi gerekçeyle tesis edildiğinin belirtilmediği, yaptığı araştırmada terör örgütüyle irtibat ve iltisakı bulunduğu şüphesiyle görevine son verildiğini öğrendiği, hangi eylemi nedeniyle terör örgütüyle irtibat ve iltisakı bulunduğunun ortaya konulmadığı, somut delil ve gerekçe gösterilmeksizin görevine son verildiği, kamu görevine son verme işleminin ölçüsüz olduğu, özel hayata saygı hakkının, ayrımcılık yasağının, adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça düzenlenen adil yargılanma hakkı ile Anayasa'nın 141. ve 2577 sayılı Kanun'un 24. maddelerinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının, idari yargı mercilerince yapılan hukukilik denetiminde yargısal etkinliğin sağlanmasında öncelikle gözetilmesi gerekmektedir. Yargı kararı gerekçesinin davanın muhatapları açısından hukuki temellendirilme vasfı ile açık, net ve davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığı çözücü nitelikte olması önemlidir. Bu kapsamda; dava konusu işlemin sebebini oluşturan delil ve tespitlere ilişkin araştırma yapılmadan ve gerekçeye yer verilmeden, UYAP kayıtları üzerinden yapılan incelemeden henüz kesinleşmemiş olduğu anlaşılan, davacı hakkında mahkumiyet kararı verildiği belirtilerek dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmadığından kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı, Rize Devlet Hastanesinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Hekim olarak görev yapmakta iken, 7145 sayılı Kanun ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen Geçici 35. maddenin (B) bendi uyarınca kamu görevinden çıkarılmıştır.
Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” düzenlemelerine yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinin (e) fıkrasında, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçe, kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, adil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın makul bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve aleni yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin yasal olup olmadığı, yeterli ve makul olup olmadığı, gerekçenin öğrenilip öğrenilmediği, tarafların iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin makul sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir.
Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir uyuşmazlık ayrıntılı ve yeterli gerekçeye yer verilmeden karara bağlanıyorsa adil ve hakkaniyete uygun yargılama açısından ihlal gerçekleşebilmektedir. Soyut, genel ve belirsiz kavramların veya kanunda yer alan ifadelerin tekrarından ibaret olan, maddi ve hukuki unsurların yüzeysel olarak ele alındığı gerekçelendirme şekli, yetersiz gerekçelendirme olarak ifade edilir. Buna örnek olarak, kararda yalnız yasal ifadelere atıf yapılması, başka bir anlatımla kanunda yer alan terim ve kavramların tekrarlanması hali gösterilebilir. Dolayısıyla, soyut yasal anlatımların tekrarlanması başlı başına yeterli olarak görülmemekte olup, yasadaki soyut kavramların gerekçe aracılığıyla analiz edilerek somutlaştırılması gerekmektedir. Yetersiz gerekçeyle verilmiş bu kararlarda da, aslında gerekçe bulunmakla birlikte, bu gerekçelendirme içerik ve format bakımından tatmin edici düzeyde olmamaktadır. Bu durum ise, tek başına hükmün etkinliğini ve saygınlığını zedelemektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 13/06/2013 tarihli ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında da, ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu; mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanmasını ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğu; bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi halinde adil yargılanma hakkının ihlâlinden söz edilemeyeceği; makul gerekçenin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği; zira tarafların, o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bununla uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, ilk derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymasının yeterli olduğu belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen davacının 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35/B/9. maddesi uyarınca tesis edilen idari işlemle kamu görevinden çıkarılmasına karar verilmiştir.
Bununla birlikte kamu görevinden çıkarılma gerekçelerinden olan "üyelik" unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç olduğundan, idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte bulunmaları mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla, 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesiyle 27/06/1989 tarih ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan "...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Bu nedenle idari yargı yerlerince terör örgütleri ile iltisak ve irtibat noktasında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda; ilgililer hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan Cumhuriyet Savcılıklarınca verilen takipsizlik ya da ceza mahkemelerince verilen beraat kararları, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden idari yargı mercilerince farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi, ilgili hakkında örgüt üyeliğinden "hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)" ya da kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunması da anılan mahkumiyetin gerekçesi olan maddi tespitlere yönelik olarak ilgili hakkında irtibat ve iltisak kavramları yönünden idari yargı yerlerince ayrıca bir irdeleme yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmayacaktır. Şüphesiz terör örgütüne üyelik suçundan kesinleşmiş mahkumiyet kararının bulunması, irtibat ve iltisak değerlendirmesi yönünden önemli bir veri olmakla birlikte, dava konusu işlemin irtibat ve iltisak sebebine dayanması nedeniyle, idari yargı yerlerince işlemin sebep unsuru yönünden ayrıca değerlendirme yapılması zorunludur.
Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün, hatta olayın niteliğine göre gereklidir.
Söz konusu değerlendirmeler ışığında, kanun hükmünde kararnamenin verdiği yetkiye dayanılarak kamu görevinden çıkarılan kişilerin, anılan işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda; idari yargı mercilerince, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı hususunun, davalı idarelerce dosyaya sunulan tespitler ile davacı hakkında yürütülen ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen maddi delillerin birlikte dikkate alınması suretiyle irdelenmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı belirtilmiş ise de, anılan mahkumiyet kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesi kararının Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, davacının ByLock uygulaması tespit edilen cep telefonu numarasının Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığının 28/12/2017 tarihli tutanağı ile mor beyin listesinde yer aldığının bildirilmiş olması karşısında davacının hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle bozulduğu, bozma kararı sonrasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacının beraatine karar verildiği, bu kararın da istinaf edilmeden kesinleştiği görülmüştür. Anılan beraat kararında; "...sanığın aşamalardaki savunmalarında 2011 yılından 2013 yılına kadar söz konusu terör örgütünün gazete ve dergisinin abonesi olduğunu, 2010 yılında örgütün düzenlediği Bosna gezisine grupla beraber gittiğini, örgütün düzenlemiş olduğu sohbet toplantılarına katıldığını belirttiği, H.G. , A.K. , A.T., N.D., A. K., M. C., A.Ç.Ç., F.K.Ş. isimli şahısların genel olarak E. ve B.'nin yapmış olduğu toplantılara katılan arkadaşları olduğunu ..." beyan ettiği, söz konusu beyanın bozma kararı öncesinde verilen mahkumiyet kararında da bulunduğu ancak davacının bu beyanları yönünden İdare Mahkemesince herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadığı görülmüştür.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, davacının kamu görevinden çıkarılmasının sebep unsuru olarak dava dosyasına sunulan ve davacının ceza yargılamasında yer alan delil ve tespitler ile davacının beyanındaki deliller hakkında araştırma yapılmadan, iltisak ve irtibat kavramları yönünden irdeleme ve değerlendirme yapılmadan "... davalı idare tarafından gönderilen bilgi ve belgeler ile davacı hakkında Rize Ağır Ceza Mahkemesinin 6 yıl 3 ay hapis cezası dikkate alındığında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35/B maddesi ile getirilen düzenlemeler çerçevesinde idarece FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı olduğu değerlendirilen davacının, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ..." gerekçesiyle verilen hükmün, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan gerekçeli karar hakkına aykırı olduğu açıktır.
Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle ve iltisak ile irtibat kavramları yönünden irdeleme ve değerlendirme yapılmadan davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 17/09/2024 tarihinde, oybirliğiyle, kesin olarak karar verildi.