Danıştay Kararı · E. 2024/3071 · K. 2024/2679
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/3071 E. , 2024/2679 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/3071 Karar No : 2024/2679 DAVACI : ... Vakfı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... / ANKARA VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 1) 20/03/2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine ilişkin 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2) 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından sona erme tarihinin 01/07/2021 olarak tespit edilmesine ilişkin 29/04/2021 tarih ve 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali, 3) 9 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ve 3. fıkrasında yer alan “uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler; Cumhurbaşkanı kararı ile tespit olunarak Resmî Gazete’de yayımlanır.” ibarelerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ_İDDİALARI : Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına ilişkin, uluslararası bir insan hakları sözleşmesi olduğu, onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin 6251 Sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu, bu Kanun'un yetkide paralellik ilkesi gereğince yasa koyucunun iradesi ile yürürlükten kaldırılabileceği, uluslararası sözleşmenin idari işlem ile yürürlükten kaldırılmasının Anayasa'nın 90. ve 104. maddelerine aykırı olduğu, dava konusu idari işlemlerin dayanağı olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ_SAVUNMASI : Usul yönünden; Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine ilişkin işlemlerin tamamına karşı yargı yolunun açık olmadığı, düzenlemenin mahiyeti gereği ya da Cumhurbaşkanının Devletin başı sıfatıyla yaptığı ve Devletin yüksek menfaatini ilgilendiren işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olduğu, dava konusu 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının dış ilişkiler çerçevesinde tesis edilen ve münhasıran Cumhurbaşkanının yetkisi dahilinde bir işlem olduğu ve iptal davasına konu edilemeyeceği, davanın öncelikle bu nedenle reddedilmesi gerektiği, öte yandan; dava konusu Cumhurbaşkanı Kararlarının davacı Vakfın tüzel kişiliğine ait menfaatlerine bir tesiri bulunmadığından davacının iptal davası açmakta menfaatinin bulunmadığı, işlemlere konu Sözleşmede yer alan ilkelerin doğrudan uygulanabilen bir niteliğe sahip olmadığı ve taraf ülkelerin iç hukukunda yaptığı düzenlemeler ile hayata geçirilen niteliğe sahip olduğu ve davanın bu nedenlerle ehliyet yönünden reddi gerektiği, Esas yönünden; Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin 80. maddesinin taraf devletlere Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine herhangi bir zamanda yapacağı bildirimle sözleşmeyi kendisi bakımından feshetme yetkisi verdiği, Anayasanın 90. maddesi uyarınca, maddenin 2. ve 3. fıkralarındaki istisnalar haricinde uluslararası andlaşmaların TBMM’nin onaylamayı uygun bulmasının ardından Cumhurbaşkanınca onaylandığı, uygun bulma kanununun onay işlemi olmadığı, andlaşmanın bu kanunla onaylanmadığı, sadece yürütme organının andlaşmayı onaylamasının uygun bulunduğu, Cumhurbaşkanının yürütme organının diğer düzenleyici işlemlerinden farklı olarak herhangi bir kanuna dayanmadan ya da yasama organının onayı olmadan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri yoluyla ilk elden düzenleme yapabildiği, Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrası ile yürütme yetkisine ilişkin olmak kaydıyla Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma konusunda Cumhurbaşkanına genel bir yetki verildiği, uluslararası andlaşmaların feshi usulüne ilişkin olarak Anayasada hüküm bulunmadığı, uluslararası ilişkilerin yürütülmesi ve buna ilişkin olarak andlaşmaların imzalanması, müzakere edilmesi, onaylanmasının yürütme yetkisine ilişkin olduğu, bu noktadan hareketle uluslararası andlaşmaların onay ve fesih prosedürlerinin 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nde düzenlendiği, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmeden önce aynı konuların 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması İle Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun'da yer aldığı, TBMM’nin andlaşmaların imzalanması, hatta TBMM’ye sunulması ve onaylanması aşamasında yetki sahibi olmadığı, andlaşmaları nihai olarak yürürlüğe koyma yetkisinin yürütme organına ait olduğu, TBMM’nin yetkisinin onaylamayı veya katılmaya uygun bulmakla sınırlı olduğu, TBMM’nin bu konuya ilişkin yetkilerinin ve hukuki sürecin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile değil TBMM İçtüzüğü ile düzenlendiği, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ise, andlaşmaların imzalanmasından sona erdirilmesine kadar tüm hususların düzenlendiği, TBMM’nin uygun bulma yetkisinin kullanımına ilişkin hususlara yer verilmediği, bu itibarla TBMM’nin uygun bulma yetkisi gerekçe gösterilerek andlaşmaların onaylanması ve feshi konularının Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyeceği iddiasının yerinde olmadığı, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin bazı hükümlerinin iptali talebinin Anayasa Mahkemesinin 25/06/2020 tarih ve E:2018/126, K:2020/32 sayılı kararı ile reddedildiği, bu kararda yasama organının andlaşmalara ilişkin yetkisinin onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret olduğu gerekçesine yer verildiği, her ne kadar dava konusu Cumhurbaşkanı Kararlarının dayanağı olan 3. maddenin iptali talep edilmemişse de, Anayasa Mahkemesinin andlaşmaların imzalanması, onaylanması, yürürlüğe girmesi ve feshedilmesi konularının Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenip düzenlenemeyeceği, yürütme alanına dair bir konu olup olmadığının denetimi sonucunda ve konunun geneline yönelik değerlendirme yaparak bu gerekçeyi oluşturduğu, TBMM tarafından kanunla onaylanması uygun bulunan bir andlaşmanın feshi için uygun bulma kanununun yürürlükten kaldırılmasına veya TBMM’nin bu yönde bir karar almasına gerek olmadığı, bu yönde bir sürecin ne Anayasada ne de TBMM İçtüzüğünde öngörüldüğü, yetkide ve usulde paralellik ilkesine ilişkin iddiaların hukuki geçerliliğinin bulunmadığı, uygulamada da 244 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde, TBMM’nin onaylanmasını uygun bulduğu andlaşmaların anılan Kanun’un 3. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla feshedildiği, yürütme organının feshe ilişkin yetkisinin yaklaşık yetmiş yıllık bir hukukunun ve uygulamasının bulunduğu, fesih yetkisi TBMM’de olsa idi anılan Bakanlar Kurulu kararlarına ilişkin olarak fesih yönünde TBMM’nin kanun çıkartması veya uygun bulma kanununun yürürlükten kaldırılmış olmasının gerekeceği, ancak uygulamada bu yönde kabul edilen kanunlara rastlanmadığı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin 6251 sayılı Kanun’un sözleşme hükümlerini iç hukuk bakımından yürürlüğe koymadığı, uluslararası hukuk bakımından Türkiye Cumhuriyeti'nin sözleşme ile bağlanmasını sağlamadığı, bu kanunun hukuki etkisinin yürütme organının sözleşmeyi onaylayarak yürürlüğe koymasını mümkün hale getirmek olduğu, bu nedenle sözleşmenin feshi için 6251 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılmasına gerek olmadığı, Anayasanın 90. maddesinde yer alan usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmaların kanun hükmünde olduklarına ilişkin hükmün, andlaşmaların organik açıdan TBMM’nin kabul ettiği bir kanun hükmü olduğu ve bu nedenle sona erdirilebilmesi için TBMM’nin işlemine ihtiyaç duyulduğu şeklinde yorumlanamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmaların hükümleri ile kanun hükümleri arasında farklılık olması durumunda andlaşma hükümlerinin esas alınmasının andlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlükte olduğu sürece ilişkin olduğu, bu türden andlaşmalarda da yetkinin yürütme organına ait olduğu, açıklanan fesih usulünün Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesine ilişkin olmadığı, belirtilen usulün yaklaşık altmış yıldır uygulandığı, 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu 29/04/2021 tarih ve 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'yla, 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilen Sözleşme'nin ülkemiz bakımından sona erme tarihinin 01/07/2021 olduğunun tespit edildiği, 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. maddesinin 3. fıkrası gereğince yayımlandığı ve yapılan fesih bildiriminin Sözleşme'nin 80. maddesi uyarınca hüküm ifade etme tarihini gösterdiği, bu itibarla, 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının açıklayıcı mahiyette bir karar olduğu ve dava konusu edilmesinin mümkün olmadığı, iç hukukumuzda kadınlara yönelik şiddetle mücadele konusunda gerekli düzenlemelerin bulunduğu, sözleşmeden çekilmenin bir eksikliğe yol açmayacağı, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddedilmesi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : 20/03/2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine ilişkin 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı bakımından: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır." ibaresi, 16/04/2017 tarihinde halk oylamasına sunularak kabul edilen ve 11/02/2017 tarih ve 29976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 16. maddesiyle madde metninden çıkarılmış olduğundan, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının hukuki denetimi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca yapılarak yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka uygun olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Anayasa uyarınca Türkiye Cumhuriyeti, Devletin başı olan ve yürütme yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanı tarafından Devlet başkanı sıfatıyla temsil edilmekte olup yabancı ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin yürütülmesi, bu kapsamda milletlerarası andlaşmaların imzalanması, müzakere edilmesi, onaylanması, onaylanmış bulunan milletlerarası andlaşmaların feshedilmesi hususları da Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyetini Devlet başkanı sıfatıyla temsil yetkisi içerisinde kalmaktadır. Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasında yer alan usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu yönündeki düzenleme, usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmaları sadece işlevsel anlamda kanun gücüne kavuşturmakta, bunun dışında milletlerarası andlaşmaları organik anlamda yasama işlemi haline getirmemektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında sayılan ve TBMM'nin onaylamayı kanunla uygun bulmasına gerek olmaksızın Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan milletlerarası andlaşmaların da kanun gücünde olduğu gözetildiğinde, amaçlanan hususun usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmalara işlevsel anlamda kanun gücü tanımak olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda; uluslararası andlaşmaların feshedilmesi hususunun yasama işlevine değil yürütme işlevine ilişkin olduğu, Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılabileceği, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağını teşkil eden hükümlerinin Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasında belirtilen ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyeceği belirtilen diğer hususlardan da olmadığı görüldüğünden dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının Anayasa tarafından verilen temsil yetkisi ve 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen yetkiye istinaden tesis edilmiş olması, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinde milletlerarası andlaşmaların Cumhurbaşkanı Kararı ile sonlandırılacağının düzenlenmiş olması, TBMM'nin milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret bulunması, uygun bulma kanunu sonrasında milletlerarası andlaşmayı onaylayıp onaylamama konusunda takdir yetkisi bulunan Cumhurbaşkanının yürütme faaliyetine ilişkin sona erdirme yetkisini kullanırken yasama organının bir işlem tesis etmesine gerek bulunmaması nedenleriyle, dava konusu 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararında yetki ve şekil unsurları yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı düşünülmektedir. Öte yandan, idareyi işlem yapmaya iten neden idari işlemin sebep unsurunu; idari işlemin hukuk âleminde meydana getirdiği değişiklik konu unsurunu; idari işlem ile ulaşılmak istenen nihai sonuç ise idari işlemin amaç unsurunu oluşturmaktadır. İdari işlemlerin sebep unsurunun objektif hukuk kurallarına uygun olması, konu unsurunun meşru olması ve imkânsız olmaması; amaç unsurunun ise her zaman kamu yararı olması gerekmektedir. Anayasa ile temel hak ve özgürlüklerin korunması, şiddetin önlenmesi, ayrımcılığın ortadan kaldırılması, eşitliğin sağlanması, kişinin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruması ve geliştirmesi, kişi hürriyetinin korunması konularında Devlete bir çok yükümlülük yüklenmiştir. 11/05/2011 tarihinde İstanbul'da imzalanan ve dava konusu 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ülkemiz bakımından feshedilen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi kadınları her türlü şiddetten korumayı, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemeyi, kovuşturmayı ve ortadan kaldırmayı; kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmayı ve kadınların güçlendirilmesi yolu dahil kadınlar ile erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmeyi; kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmeyi; kadınlara yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi; kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak üzere bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliğini sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamayı amaçlamaktadır. Anılan Sözleşme, 6251 sayılı Kanun'la onaylanmasının uygun bulunmasının ve 08/03/2012 tarih ve 28227 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmasının üzerine başta 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu olmak üzere bir çok iç hukuk düzenlemesine etki etmiş ve kendisi de iç hukukun bir parçası haline gelmiştir. Sözleşmenin şiddetin önlenmesi, ayrımcılığın ortadan kaldırılması, eşitliğin sağlanması gibi amaçlarla üstün kamu yararı gözetilerek imzalandığı ve onaylanarak yürürlüğe sokulduğu tartışmasızdır. Dava konusu 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararında dava konusu işlemin hangi hukuki sebebe dayanılarak ve ne gibi bir kamu yararı amacıyla tesis edildiğine ilişkin bilgi bulunmadığı gibi davalı idarece dosyaya sunulan dilekçelerde de bu yönde bir savunma veya açıklamaya yer verilmemiştir. Bu durumda; şiddetin önlenmesi, ayrımcılığın ortadan kaldırılması, eşitliğin sağlanması gibi üstün kamu yararına ilişkin Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin ülkemiz bakımından feshedilmesine yönelik dava konusu 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının, -Anayasa ile Devlete yüklenen yükümlülükler de dikkate alındığında- geçerli bir hukuki sebebe dayandığının ve kamu yararı amacıyla tesis edildiğinin davalı idarece ortaya konulamamış olması nedeniyle sebep ve amaç unsurları yönünden; hukuken kabul edilebilir bir sebebe dayanmayan ve kamu yararı amacına uygun olmayan işlem sonucunda Sözleşmenin ülkemiz bakımından feshedilmiş olması nedeniyle de konu unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir. 30/04/2021 tarih ve 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından sona erme tarihinin 01/07/2021 olarak tespit edilmesine ilişkin 29/04/2021 tarih ve 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı bakımından: 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 3. fıkrasında; "Bir milletlerarası andlaşmanın veya Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdiği, bir milletlerarası andlaşmanın uygulama alanının değiştiği, uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler; Cumhurbaşkanı kararı ile tespit olunarak Resmî Gazete’de yayımlanır. ..." düzenlemesi yer almaktadır. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin "Sözleşmenin feshi" başlıklı 80. maddesinde; "1) Taraflardan herhangi biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, herhangi bir zaman bu Sözleşmeyi feshedebilir. 2) Sözleşmenin feshi, konuya ilişkin bildirimin Genel Sekretere ulaştırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir." denilmektedir. Avrupa Konseyi'nin internet sayfasında Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshine ilişkin bildirim tarihi 22/03/2021 olarak, feshin yürürlüğe girme tarihi ise 01/07/2021 olarak gösterilmektedir. Dava konusu 29/04/2021 tarih ve 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nda da; Sözleşmenin Türkiye Cumhuriyeti bakımından sona erme tarihinin 01/07/2021 olarak tespit edilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesi gereğince karar verildiği belirtilmektedir. Bu haliyle dava konusu 29/04/2021 tarih ve 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ve Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin 80. maddesine uygun olarak tesis edilmiş olmakla birlikte, sebep, amaç ve konu unsurları yönünden hukuka aykırı olan 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının uygulanmasını teminen tesis edilmiş olduğundan hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : İsmet Can DÜŞÜNCESİ :.Dava, 20/03/2021 tarihli, 31429 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından feshedilmesine ilişkin 19/03/2021 tarihli, 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 30/04/2021 tarihli, 31470 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından sona erme tarihinin 01/07/2021 olarak tespit edilmesine dair 29/04/2021 tarihli, 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptaline istemiyle açılmıştır. iptali ve bu kararın dayanağı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ve 3. fıkrasında yer alan “uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler; Cumhurbaşkanı kararı ile tespit olunarak Resmî Gazete’de yayımlanır.” ibarelerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istemiyle açılmıştır. A) ANAYASAL ÇERÇEVE 1-2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 6. maddesinde, hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı; 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilmesinin mümkün olmadığı; 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği; 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu, Kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı; 87. maddesinde, kanun koymak, değiştirmek, kaldırmak ve milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında olduğu; 90. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğu, (2. ve 3. fıkralarda istisnaların sayıldığı) Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmünün uygulanacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, -07/05/2004 tarihli, 5170 sayılı Kanunun 7. maddesiyle eklenen cümleyle- usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı kurallarına yer verilmiştir. 2-Anayasanın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri kapsamında; 87. maddesinde "A. Genel olarak" başlığı altında yapılan düzenlemede "milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak" görevine ait maddenin gerekçesinde, bu yetkinin Anayasada kendi maddesinde ayrıca düzenlendiğinin belirtildiği; kendi maddesi olan "D. Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddenin gerekçesinde ise; andlaşmaların uygun bulunması ile ilgili bu maddenin uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaçlara cevap verdiği için aynen (1961 Anayasasındaki şekliyle) kabul edilmesinin uygun görüldüğü ifade edilmiştir. 3-1961 Anayasasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında "b) Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 65. maddesinde, Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri kapsamında bulunan 97. maddenin 2. fıkrasında da, milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayınlar şeklinde düzenlemiş; 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanının "D. Görev ve yetkileri başlıklı" başlıklı 104. maddesinin "b) Yürütme alanına ilişkin olanlar" kısmında "Milletlerarası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak" kuralına yer verilmiş; gerekçe olarak da, "Cumhurbaşkanı Devletin temsilcisidir. Dış ilişkilerde devleti temsil eder. Anayasada ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yerine getirir." şeklinde ifade edilmiştir. 4-1982 Anayasasında "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" konusunda 1961 Anayasasındaki aynı usul ve esas benimsenmiş, maddenin içeriği herhangi değişikliğe uğramadan (iktisadî yerine ekonomik gibi kelime ve son fıkranın son cümlesindeki ifade seçimi ile 2004 yılında eklenen cümle dışında) aynen kabul edilmiştir. Bu nedenle 90. maddenin gerekçesinde, uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca cevap verdiği için aynen kabul edildiği ifade edilen 1961 Anayasasının 65. maddesinin gerekçesi üzerinde durulması gerekir. 5-1961 Anayasasının Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında b) Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma başlıklı 65. maddesinin gerekçesinde; -"Bu madde ile, milletlerarası anlaşmaların onaylanması konusunda, prensip itibariyle, 1924 Anayasasının sistemi muhafaza olunmuştur. Şöyle ki, bu maddenin vaz'ettiği anakaide, milletlerarası anlaşmaların teşriî organın teşriki olmaksızın yürürlüğe konamamasıdır. -Bununla beraber, 1924 Anayasasında aynı anakaide hiçbir istisna tanımaksızın vaz'edilmişti ve hükmün bu mutlak mahiyeti, milletlerarası münasebetlerin mahiyetinin gerektirdiği bazı istisnaların zaruri olarak kanunlarımızda yer alması ve doktrinde, bu kanunların ve bunlara dayanan tatbikatın Anayasaya aykırı olduğu kanaatinin ileri sürülmesi neticesini doğuruyordu. -Bu madde ile, milletlerarası münasebetlerin gerektirdiği bu istisnalara Anayasada yer verilmek suretiyle, bugün memleketimizde mevcut ve kanunlarla esasen cevap verilmiş olan bu tatbikat Anayasa bakımından meşrulaştırılmıştır. -Maddenin 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci fıkralarında anakaidenin bu zaruri istisnaları sayılmaktadır. -3 üncü fıkrada bahis konusu olan istisnalar, Devlet maliyesine yüküm yüklemeyen, ahvali şahsiye konularını düzenlemeyen ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet aklarına dokunmayan anlaşmalardır. Ayrıca, bu konuların dışındaki konuları tanzim eden sair iktisadi, ticari ve teknik anlaşmaların dahi süresinin bir yılı aşmayan anlaşmalar olması gereklidir. Bu kayıt sayesinde, milletlerarası ticaret, ikamet ve seyrüsefain statülerini düzenleyen «Ticaret Anlaşmaları»nın herhalde teşriî organın tasvibine sunulması gerekecektir. Bu fıkrada derpiş edilen istisnalar, çok kere, teşriî organın tasvip kanununu çıkarmaya vakit bulabilmesinden önce derhal tatbikine başlanması ve hatta tatbikatının tamamlanması gereken anlaşmalardır... 4 üncü bahse konu istisnalar ise, «Exicutive agreements» terimiyle bütün demokratik memleketlerde yer etmiş olan bir istisnaya mütealliktir. Bu istisnalardan biri, Hükümetin, evvelce teşriî organca tasvip edilmiş olan anlaşmaların verdiği yetkiye dayanarak, bu anlaşmaların tatbik edilmesini sağlamak için tatbikat anlaşmaları yapıp teşriî organdan geçirmeden yürürlüğe koyabilmesi hususudur. Bu yetkiyi, Hükümetin tüzük ve yönetmelikler çıkarma yetkisine benzetmek kabildir. Bu anlaşmaların yayınlanması mecburi değildir... -Maddenin son fıkrasında ise her nevi anlaşmaların, Türk kanunlarında değişiklik getiren hükümler ihtiva ettiği takdirde, teşriî organın peşin tasvibine sunulmasını mecburi kılmaktadır. Bu hüküm, kanun yapmak yetkisinin teşriî organa ait olması prensibinin tabii bir neticesidir. -... -Bu maddenin getirdiği diğer bir yenilik de, milletlerarası hukukun anakaidesiyle Anayasa Hukukumuzun birbirine uydurulmuş olmasıdır. Gerçekten, 1924 Anayasasında anlaşmaların «Tasdiki» yetkisi teşriî organa tanınmıştı. Halbuki, bir milletlerarası anlaşmayı akdetmek için milletlerarası planda izharı gereken rıza, Milletlerarası Hukuka göre Devlet Başkanı tarafından izhar ve tebliğ edilmek gerekir; ve teşri organın yaptığı aslında Cumhurbaşkanına «Tasdiki» için yetki vermektir. Bu sebeple, bu maddenin ilk fıkrasında, teşriî organa bir anlaşmanın «Tasdiki» (Onaylanması) için bu anlaşmayı daha önceden tasvip etme, uygun bulma yetkisi ve 96 ncı maddenin 2 nci fıkrası hükmü ile de, Cumhurbaşkanına, anlaşmayı milletlerarası planda onaylama yetkisi tanınmaktadır. Bu, tatbikatta hiçbir değişiklik getirmeyerek; sadece bazı yanlış anlamaları önleyecektir. -Anlaşmalara katılma da, pek tabiî olarak onaylamanın tabi olduğu aynı şartlara tabi tutulmuştur..." ifadelerine yer verilmiştir. 6-1961 ve 1982 Anayasalarının Türkiye Cumhuriyeti adına yapılacak uluslararası andlaşmalara ilişkin benimsediği temel ilke; milletlerarası anlaşmaların yasama organının onaylamayı bir kanunla uygun bulmadan yürürlüğe konul(a)mamasıdır. 1924 Anayasası, bu konuda hiçbir istisna getirmeden, onaylama konusundaki tüm yetkiyi yasama organına tanınmıştır (m.26; Büyük Millet Meclisi ... Devletlerle mukavele muahede ve sulh akdi ... gibi vezaifi bizzat kendi ifa eder). 1982 Anayasası önceki Anayasa gibi temel ilkenin istisnalarını milletlerarası hukuk ve anayasa hukuku ilkeleri dikkate alarak 2. ve 3. fıkralarda sayılmış, istisnaların sınırına ilişkin ayrıca 4. fıkrada düzenleme yapılmıştır. 7-Anayasal düzenlemeyle; milletlerarası andlaşmaların kanunlaşması süreci tamamlanıp kanun niteliği kazandıktan sonra, Anayasanın yasama ve yürütme organlarına tanıdığı yetkilerin başka bir organ tarafından kullanılması sonucunu doğuracak, söz konusu yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından dahi olsa yargısal denetime konu edilmesine imkan tanınmamış, adeta yasaların üstünde özel bir hukuksal konuma yerleştirilmiştir. Milletlerarası andlaşmaların uygun bulunması, onaylanması ve yürürlüğe konulmasına ilişkin gerekçede ifadesini bulan "anakaide"ye bağlı kalınmıştır. 8-Anayasada belirlenen usule uygun şekilde yürürlüğe konulmuş bir milletlerarası andlaşmanın kanun hükmünü kazanmasıyla birlikte, bu kanunun yürürlükten kaldırılması da aynı usule tabidir. Usulde paralellik ilkesi, yasama organı tarafından "milletlerarası andlaşmanın onaylanmasını uygun bulduğu kanunu" kaldırması ve sona erdirmesi de, ancak bir kanunla uygun bulunmasını gerekli kılar. B) YASAL DÜZENLEMELER 9-9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin yayımından önce milletlerarası andlaşmaların onaylanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen, 1961 Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra 11/06/1963 tarihli, 11425 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması ile Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun'un 1., 2., 3., 4. ve 6. maddeleri, 02/07/2018 tarihli, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 181. maddesiyle ilga edilmiş ve 244 sayılı Kanunun adı 703 sayılı KHK ile Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Cumhurbaşkanına Yetki Verilmesi Hakkında Kanun olarak değiştirilmiştir. 10-244 sayılı Kanunun ilga edilen 2. maddesinde; "Milletlerarası andlaşmaları onaylama veya bu andlaşmalara katılma, onaylama veya katılmanın bir kanunla uygun bulunmasına bağlıdır. İktisadi, ticari veya teknik münasebetleri düzenliyen ve süresi bir yılı aşmıyan andlaşmaların onaylanması veya bunlara katılmak için; Türk kanunlarına değişiklik getirmemek, Devlet maliyesi bakımından yüklenme gerektirmemek, kişi hallerine ve Türk vatandaşlarının yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartiyle, onaylamanın veya katılmanın uygun bulunmasına dair bir kanun yapılması zorunluğu yoktur. Bu halde, andlaşmanın onaylanmasının veya buna katılmanın uygun bulunması hakkında bir kanun çıkmamış olup da, onaylama veya katılma işlemlerinin yerine getirilmiş olması takdirinde, bu andlaşma, Resmî Gazetede yayınlanmasından başlıyarak iki ay içinde, bir Başbakanlık yazısına ekli olarak Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Başkanlıklarına gönderilir. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Başkanlıkları, bu andlaşmaları, ayrı ayrı genel kurulların bilgisine sunarlar. Milletlerarası bir andlaşmaya dayanılarak Bakanlar Kurulunca yapılan uygulama andlaşmalarından Türk kanunlarına değişiklik getirmiyenleri onaylamak veya bunlara katılmak için; bunların konusu iktisadi, ticari veya teknik münasebetlerin dışında kalsa veya süresi bir yılı aşsa veya Devlet maliyesi bakımından bir yüklenmeyi gerektirse veya kişi hallerine veyahut Türk vatandaşlarının yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunsa dahi, onaylama veya katılmayı uygun bulmak üzere kanun yapılması zorunluğu yoktur. Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca yapılan iktisadî, ticari, teknik veya idari andlaşmalardan Türk kanunlarına değişiklik getirmiyenleri onaylamak veya bunlara katılmak için; bunların süresi bir yılı aşsa veya Devlet maliyesi bakımından bir yüklenmeyi gerektirse veya kişi hallerine veyahut Türk vatandaşlarının yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunsa dahi, onaylama veya katılmayı uygun bulmak üzere kanun yapılması zorunluğu yoktur." kuralı yer almıştır. 11-Kanunun "Onaylama ve sair tasarruflar" başlıklı 3. maddesinde; "1) Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunlara katılma, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlıyan bir Milletlerarası Andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tesbit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur. Onaylama veya katılma konusu olan milletlerarası andlaşmanın Türkçe metni ile andlaşmada muteber olduğu belirtilen dil veya dillerden biri ile yazılmış metni, yukardaki fıkrada söz konusu kararnameye ekli olarak Resmî Gazetede yayınlanır. 2 nci maddenin 2, 3 ve 4 üncü fıkraları gereğince bir milletlerarası andlaşmanın onaylanmasının veya buna katılmanın uygun bulunmasına dair bir kanun çıkarılması zorunluğu yoksa ve bu andlaşmanın onaylanması veya buna katılma bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olursa, bu andlaşmanın onaylanmasının veya buna katılmanın uygun bulunması hakkında kanun çıkarılamaz. 2) Bir milletlerarası andlaşmanın veya Türkiye Cumhuriyetini bağlıyan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdiği; bir milletlerarası andlaşmanın uygulama alanının değiştiği, uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler, bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle tesbit olunarak Resmî Gazetede yayınlanır. Bir milletlerarası andlaşma, yukardaki fıkrada söz konusu yürürlük tarihinin tesbitine dair kararnamede belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun kuvvetini kazanır." düzenlemesi yapılmıştır. 12-244 sayılı Kanunun 3. maddesinin teklif gerekçesinde; -"Andlaşmalar, bu hüküm gereğince, kanun kuvvetini, onaylamayı veya katılmayı uygun bulma kanununun yürürlüğe girmesi ile kazanmıyacaklardır. Zira, bu kanunun tek hukuki sonucu, Cumhurbaşkanına bir takdir yetkisini Anayasanın 98 nci maddesi uyarınca kullanmak imkanını vermesinden ibarettir; ve, onaylama veya katılma ancak ve ancak, Cumhurbaşkanının bu tasarrufu yerine getirmesiyle tekevvün etmiş olacaktır", Anılan Kanun'a ilişkin Geçici Komisyon Raporunda ise; -"Anayasa Hukukunun genel kaideleri gereğince, Anayasalarda aksine serahat yoksa, andlaşmaların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, bir Devleti bağlıyan bir andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, bir andlaşmanın Kuzey Atlantik Andlaşmasının artık Cezayir'e kabili tatbik olmayışı gibi uygulama alanını değiştirme, özellikle mukabele bilmisil maksadiyle, bir andlaşmanın hükümlerinin tatbikini kısmen veya tamamen durdurulma ve bir andlaşmayı sona erdirme hakkındaki diplomatik tasarrufları yapmak, bahusus fonksiyonlar kuvvetler ayrılığı sisteminin cari olduğu bir memlekette, yürütme organının yetki alanına giren tasarruflardan sayılır. Bu husus, söz konusu maddenin 1 nci fıkrasında açıkça belirtilmiştir. Bu gibi konularda, yasama meclislerinin siyasi tercihleri, tıpkı yürütme organının bir uygun bulma kanununa lüzum olmaksızın onaylıyabileceği veya katılabileceği Andlaşmalar için olduğu gibi murakebe yollarının kullanılması suretiyle meydana çıkar" denilmiştir. 13-Yasa koyucu tarafından, milletlerarası andlaşmaların, onaylama veya katılmayı uygun bulma kanununun yürürlüğe girmesi ile kanun gücünü kazanmayacakları, onaylama ve katılmayı uygun bulmaya ilişkin kanunun, Cumhurbaşkanına uluslararası hukuk ve kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak anlaşmayı milletlerarası planda onaylama yetkisi vermek suretiyle yürütme organına takdir yetkisinin tanımış bulunmaktadır. Bu suretle 1961 Anayasasında düzenlenen ve 1982 Anayasası ile aynen benimsenen temel ilkenin uygulaması gösterilmiş ve anayasal düzenlemeyle bütünlük sağlanmıştır. 15-244 sayılı Kanunun 3. maddesindeki kurallar, aynı içerik ve cümlelerle 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesiyle yeniden getirilmiştir. 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin; "Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir Milletlerarası Andlaşmanın, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur." düzenlemesiyle, değiştirdiği Kanundaki kural gibi Bakanlar Kuruluna ve Cumhurbaşkanına verilen yetki, Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapmanın yanısıra milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme olarak belirlendikten sonra uygulama alanının değiştiği tespit edilen milletlerarası andlaşmalara yönelik olarak "bunların" ifadesi ile ancak uygulama alanı değişen andlaşmaların uygulanmasının durdurulması ve yine "bunların" ifadesi ile bu durumda olan andlaşmaların sona erdirilmesinin Cumhurbaşkanı kararına bırakılması olarak görülmektedir. 16-Anayasanın, kanun koyma, değiştirme, kaldırma ve milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında olduğu yolundaki değişmeyen temel ve düzenleme karşısında, yasa koyucu tarafından gerekçesinde belirtildiği üzere 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2. maddesinin 1. fıkrasıyla da; Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak milletlerarası andlaşmaların, onaylanması veya bu andlaşmalara katılma, istisna tutulan haller dışında bir kanunla uygun bulunmasına bağlı kılmıştır. Bu çerçevede, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş, kanun hükmünde olan milletlerarası andlaşmaların, yürürlükte olan bir kanunun yürürlükten kaldırılması ya da feshinde olduğu gibi yine yasama organın gerçekleştireceği bir düzenlemeye bağlı kılındığı sonucuna ulaşılmaktadır. 17-Uyuşmazlığa konu edilen "Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 6251 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunduktan sonra 244 sayılı Kanunun 3. maddesine göre, Bakanlar Kurulunun 10/02/2012 tarihli, 2012/2816 sayılı onaylanmasına ilişkin kararın alındığı ve 08/03/2012 tarihli, 28227 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup, 6251 sayılı Kanun yürürlükte bulunmaktadır. 18-Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi Bakanlar Kurulu tarafından Onaylama Kararı alındıktan sonra 20/03/2012 tarihli, 28239 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 08/03/2012 tarihli, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkarılmıştır. 19-6284 sayılı Kanun'un "Amaç, kapsam ve temel ilkeler"in düzenlendiği 1. maddesinin 2. fıkrasında; "Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemelerin esas alınır" kuralı getirilmiştir. C) KADINLARA YÖNELİK ŞİDDET VE AİLE İÇİ ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE BUNLARLA MÜCADELEYE İLİŞKİN AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (İSTANBUL SÖZLEŞMESİ) 20-Sözleşmenin Giriş kısmında; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'ni ve bu sözleşmenin Protokollerini, Avrupa Sosyal Şartı'nı, İnsan Ticaretine Karşı Eylem'e İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni, Cinsel Taciz ve Cinsel İstismara Karşı Çocukların Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni hatırda tutarak; kadına yönelik şiddet alanında önemli standartları oluşturan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gelişen içtihat külliyatını dikkate alarak hazırlanan Sözleşmenin amacı bakımından, "kadına yönelik şiddet", bir insan hakkı ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmakta olduğu ve ister kamusal alandan gelsin, kadına fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemleri tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten bırakma anlamına geleceği belirtilmiştir. 21-Davalı idarenin savunma dilekçesinde de, "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tarafı olduğumuz diğer milletlerarası andlaşmalar, kanunlarımız ve ilgili diğer mevzuat, kadınlara yönelik şiddetle mücadele ve şiddeti önleme konusunda, uluslararası kural ve standartlara da uygun, gerekli düzenlemeleri içermektedir. Bu itibarla, ülkemizin bahse konu Sözleşmeden çekilmesi, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi hususunda hukuki olarak veya uygulama bakımından bir eksikliğe yol açmayacaktır..." yolunda yapılan açıklamalarla Sözleşme'nin temel hak ve özgürlüklere ilişkin yönünü ifade ettiği görülmektedir. 22-Temel hak ve özgürlükler alanında yapılan, insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak tanımlanan "kadınlara yönelik her türlü şiddetten" kadınları korumak, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmayı amaçladığını 1. maddesinde belirtilen İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlüğe konulmasından sonra çıkarılan 6284 sayılı Kanun'da Sözleşmeye göndermede bulunduğu, Kanun'un uygulanmasında esas alınması gereken temel ilkeler arasında sayıldığı, çekilme kararının Sözleşme ile bütünlük oluşturan ve bu kanun hükümleri üzerinde doğrudan etki yarattığı sonucuna ulaşılmaktadır. D) CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ 23-Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin anayasal çerçevesi Anayasa Mahkemesinin 25/06/2020 tarihli, E:2018/126, K.2020/32 sayılı kararında da işlenmiştir. Bu kararda; -21/1/2017 tarihli, 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliklerle yeni bir hükûmet sistemine geçilmiş ve buna bağlı olarak Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna ait olduğu ifade edilmekte iken maddede yapılan değişiklikle Bakanlar Kurulu kaldırılarak yürütme yetkisi ve görevi tek başına Cumhurbaşkanı’na verilmiştir. Anayasa’da Bakanlar Kuruluna verilen görev ve yetkilere ilişkin maddelerde de aynı doğrultuda değişiklik yapılarak daha önce Bakanlar Kuruluna ait olan görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilmesi öngörülmüştür (§ 3). -Yeni hükûmet sisteminin en önemli özelliklerinden biri Cumhurbaşkanı’na “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” adı altında düzenleme yapma yetkisinin tanınmasıdır. CBK’ların en belirgin özelliği ise Cumhurbaşkanı’na belirli konularda ilk elden düzenleme yapma yetkisinin verilmiş olmasıdır. Yürütmenin diğer düzenleyici işlemlerinden farklı olarak Cumhurbaşkanı Anayasa’da belirlenen yetki çerçevesinde herhangi bir kanuna dayanmadan ya da yasama organının onayı olmadan CBK’lar yoluyla düzenleme yapabilecektir (§ 4). -Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının 1. cümlesinde Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarabileceği hüküm altına alınmıştır. Düzenlemeyle yürütme yetkisine ilişkin olmak kaydıyla CBK çıkarma konusunda Cumhurbaşkanı’na genel bir yetki verilmiştir. Maddenin gerekçesinde, yeni hükûmet sistemi gözetilerek Cumhurbaşkanı’nın genel siyasetin yürütülmesinde yürütme yetkisi ile ilgili olarak ihtiyaç duyduğu konularda Cumhurbaşkanı’na CBK çıkarabilmesine imkân tanımak amacıyla ilk elden düzenleme yapma yetkisinin tanındığı ifade edilmiştir (§ 5). -Yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanı’na CBK çıkarma yetkisinin genel olarak verilmesinin yanı sıra Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade edilmiştir.(§ 6). -Anayasa’da Cumhurbaşkanı’na CBK çıkarma yetkisi verilmekle birlikte bu yetki sınırsız değildir. Kanunlardan farklı olarak Anayasa’da CBK’yla düzenlenecek konular sınırlandırılmıştır. Konu bakımından yetki yönünden getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının ilk dört cümlesinde düzenlenmiştir (§ 8). -Anılan fıkranın 1. cümlesinde Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarabileceği ifade edilmiştir. Buna göre yürütme yetkisine ilişkin konular dışında CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 2. cümlesinde “Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin” CBK’yla düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu hüküm uyarınca belirtilen alanlarda CBK ile düzenleme yapılamaz. 3. cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır. 4. cümlesinde ise kanunda açıkça düzenlenen konularda CBK çıkarılamayacağı ifade edilmiştir. Anılan hükme göre Cumhurbaşkanı’nın, yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarabilmesi için CBK’yla düzenlenecek konunun kanunlarda açıkça düzenlenmemiş olması gerekir (§ 9-11). -Anayasa’nın anılan maddesinin 11. fıkrasında milletlerarası andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisinin Cumhurbaşkanı’na ait olduğu belirtilerek milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetki yürütme organına verilmiştir. Bu kapsamda, andlaşma metinlerinin hazırlanması, imzalanması, son aşamada onaylanarak yürürlüğe konması gibi hususlar yürütme organı tarafından yerine getirilmektedir. Yasama organının andlaşmalara ilişkin yetkisi ise andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibarettir. Dolayısıyla Resmî Gazete’de yayımlanmadan yürürlüğe girebilecek andlaşmaların CBK ile düzenlenmesinin Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarma yetkisi kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır (§ 23) şeklinde gerekçelere yer verilmiştir. E) ANAYASAYA AYKIRILIK KONUSU 24-15/07/2018 tarihli, 30479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 9 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. maddesi 1. fıkrasında; "Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir Milletlerarası Andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur. (...) Bir milletlerarası andlaşmanın veya Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdiği, bir milletlerarası andlaşmanın uygulama alanının değiştiği, uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler; Cumhurbaşkanı kararı ile tespit olunarak Resmî Gazete’de yayımlanır. Bir milletlerarası andlaşma, yürürlük tarihinin tespitine dair Cumhurbaşkanı kararında belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun hükmünü kazanır." kuralı getirilmiştir. 25-Anayasada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri kapsamında bulunan milletlerarası andlaşmaların uygun bulunması hususunun düzenlendiği 90. maddesi ile Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin düzenlendiği 104. maddesi, 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayımlanması ile Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun hükümleri ve bu Kanunu değiştiren 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde aynı cümleler ve içerik ile yer alan 2. ve 3. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hem 244 sayılı Kanunda yer alan kurallarda hem de 9 sayılı Kararnamede aynı şekilde yapılan düzenlemede, milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresinin uzatılması yine belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirimleri yapma konularında hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın takdir yetkisi tanınmış ise de; uygulamanın durdurulması ve sona erdirme hususlarında açık bir yetkinin verilmediği, "bunların" ifadesiyle belirtilen sınırlamanın; milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme durumuna hasren kullanıldığı, yasanın kabulü öncesinde yapılan açıklamalardan da; "bir andlaşmanın Kuzey Atlantik Andlaşmasının artık Cezayir'e kabili tatbik olmayışı gibi uygulama alanını değiştirme, özellikle mukabele bilmisil maksadiyle, bir andlaşmanın hükümlerinin tatbikini kısmen veya tamamen durdurulma ve bir andlaşmayı sona erdirme hakkındaki diplomatik tasarrufları yapmak", belli durumlarda bir andlaşmanın hükümlerinin kısmen veya tamamen durdurulması veya andlaşmanın sona erdirilmesinin mümkün kılındığı anlaşılmaktadır. 26-Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Anayasanın 90. maddesine göre milletlerarası andlaşma metinlerinin hazırlanması, imzalanması, son aşamada onaylanarak yürürlüğe konması gibi hususlar yürütme organı tarafından yerine getirilmesine ilişkin konularda düzenlemeler içermekte olup, bu haliyle yürütme yetkisi kapsamında bulunmaktadır. Yasa koyucu tarafından yasa ile kabulü uygun bulunan bir andlaşmanın sona erdirilmesinin ne Bakanlar Kuruluna ne de yeni düzenleme ile Cumhurbaşkanı yetkisine bırakılmadığı, bu itibarla Anayasa'da milletlerarası andlaşmaların onaylanması ve yayımlanmasına ilişkin hususlar düzenlenirken, milletlerarası andlaşmaların hükümlerinin uygulanmasının durdurulması veya sona erdirilmesi hususunda herhangi bir kurala yer verilmediği, dolayısıyla Kararname ile yapılan düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. 27-Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararındaki, milletlerarası andlaşma metinlerinin hazırlanması, imzalanması, son aşamada onaylanarak yürürlüğe konması gibi hususların yürütme organı tarafından yerine getirildiği, yasama organının andlaşmalara ilişkin yetkisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret olduğu yolundaki gerekçede aktarılan anayasal çerçeveyi ilişkin benzer bir açıklama getirmektedir. E) İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLME VE SONA ERDİRMEYE İLİŞKİN DAVA KONUSU KARARLAR 24-Anayasanın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddesinin 11. fıkrasında, milletlerarası andlaşmaları onaylama ve yayımlamanın Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında olduğu; 17. fıkrasında; Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği ancak Anayasanın İkinci Kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler, Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda ve Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı kuralı getirilmiştir. 25-İnsan hakları ve temel özgürlüklerin korunması kapsamında bulunan uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını çerçeve alan Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin, Anayasanın 90. maddesine göre usulüne göre yürürlüğe konulduğu, temel hak ve özgürlükler alanında yapıldığı, insan hakları ihlali olan kadınlara yönelik her türlü şiddetten, kadınları korumayı, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemeyi, kovuşturma ve ortadan kaldırmayı amaçladığı ve "temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma" niteliği taşıdığı, iç hukukta Sözleşme'den sonra çıkarılan 6284 sayılı Yasanın, Sözleşme'ye doğrudan göndermede bulunduğu ve bu yönüyle temel hak ve özgürlüklerin korunması yönünden bütünlük oluşturduğu görülmektedir. 26-Bu durumda, Anayasanın 90. maddesi ile 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesine göre; 20/03/2021 tarihli, 31429 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin, Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine yönelik 19/03/2021 tarihli, 3718 sayılı dava konusu Karara dayanak alınan 9 sayılı Karanamenin 3. maddesinin, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş olan milletlerarası andlaşmanın hükümlerinin uygulamasının durdurulması ve sona erdirilmesi hususlarında Cumhurbaşkanına tanıdığı sınırlı yetki dikkate alındığında, sözü edilen Sözleşmenin feshedilmesi yolunda tesis edilen dava konusu 19/03/2021 tarihli, 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Cumhuriyeti bakımından sona erme tarihinin 01/07/2021 olarak tespit edilmesine dair 29/04/2021 tarihli, 3928 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kararların iptali gerektiği düşünülmektedir.