İçtihatYargıtay14. Hukuk Dairesi
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi · E. 2008/10798 · K. 2008/11448
- Esas No
- 2008/10798
- Karar No
- 2008/11448
- Karar Tarihi
- 13.10.2008
Karar Metni
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/10798 E. , 2008/11448 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.02.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, biçimine uygun düzenlenen 03.12.1985 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılardan ..., davanın reddini savunmuş, diğer davalılar savunmada bulunmamışlardır.
Mahkemece, satışın vekil tarafından ve vekalet görevi kötüye kullanarak yapıldığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Burada öncelikle belirtilmesi gereken husus, satış vaadi sözleşmelerinin diğer sözleşmelerde olduğu gibi temsilci marifetiyle de düzenlenebileceğidir. Nitekim, 03.12.1985 günlü dayanılan sözleşme vaad borçlusu ... ...’e vekaleten, dava dışı ... tarafından yapılmıştır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan yani onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyi niyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir. Bu gibi durumlarda vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet eden arasında nihayet bir iç sorun olarak kalır.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya durumun özelliği icabı bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüst davranma kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilir.
Somut uyuşmazlıkta; davalılar sözleşmenin vekilin vaad alacaklısı davacı ile çıkar ve işbirliği içerisinde kötüniyetli ve vekalet görevi kötüye kullanılarak yapıldığını savunmamıştır. HUMK.nun 74. maddesinde hükme bağlanan ve uygulamada “taleple bağlılık” kuralı olarak bilinen ilke uyarınca yasaların öngördüğü ayrık durumlar hariç hakim her iki tarafın iddia ve savunması ile bağlıdır. Ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. Yasanın 75. maddesi hükmünce de kanunun tayin eylediği istisnai haller dışında hakim iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya iddia sebeplerini re’sen dikkate alamaz.
Mahkemece anılan yasa kuralları bir yana bırakılarak savunulmayan bir husustan bahisle davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 13.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.