İçtihatYargıtay6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi · E. 2008/27259 · K. 2012/11416
- Esas No
- 2008/27259
- Karar No
- 2012/11416
- Karar Tarihi
- 22.05.2012
Karar Metni
6. Ceza Dairesi 2008/27259 E. , 2012/11416 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Yağma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenen kanıtlara ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanığın yağma suçunu işlediğini kabulde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılıp, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Belli bir olay ile ilgili suç işlediği izlenimini veren ve hakkında herhangi bir araştırma yapılan kişi şüpheli statüsüne girer. Şüpheli kişide muhakeme hak ve yetkilerine sahiptir.
Yargılanacak her uyuşmazlık da; şüphelilik, uyuşmazlığın somut olması ve uyuşmazlığın çözümü şeklinde özellikler vardır. O halde önce olay öğrenilmelidir. Yani sübut konusunda bir hükme varılır. Sübut (veya ispat) melesi maddi mesele olup bundan geçmişteki olayı zihnimizde yeniden yaratmak yani nasıl meydana geldiğini belirlemektir. Olay belirlendikten sonra, olayla karşılaştırılacak hukuki norm ve olayın tipine uygun olup olmadığı konusunda sonuç çıkarılır, maddi durumun tespiti, hukuki durumun tespitidir. Hukuki durumun tespiti durumun tespiti olacaktır.
Hakim bu güne dayanarak dünü öğrenir. Dün hakkındaki şüphesini deliller sayesinde yener. Şüphenin yenilmesi ile şüphe yerini belirliliğe terk eder.
Delillerin gösterdiği objektif bakımından bir (ihtimal) dir. Buna rağmen ihtimal belli bir dereceye gelince kanaat (kanı) olacaktır. Şüphe yerini kanaate bıraktığında ispata aranan belirlilik ortaya çıkar. Her olayda lehe ve aleyhe delil vardır.
Kanaati meydana getiren delillerin tek tek değerlendirilişi kadar hep birlikte değerlendirilmesi de mümkündür. Deliller bütünlük teşkil ediyorsa bir bütünün birbiri ile uyuşan birbirini tamamlayan parçaları ise bu hakiki delildir.İspat konusu hüküm verme gerçeğinin bir parçası olan olay hakkında hüküm vermektir.
Gerçekten Hakim geçmişte ne olduğunu nasıl olduğunu bilmeye mecburdur. Elindeki imkan (bugün)dür.
Bu günden maksat da, bu gün var olan ve varlığı duygularımızla öğrendiğimiz şeylerdir. İşte “delil” budur.
Delillerin bu günkü akılcı anlayışına göre Hakimin (kanaati) ispat edilmesi istenen olayların tahlili bir tetkiki ile lehe ve aleyhe bütün şartları tenkidi ile değerlendirmesinin mahsulü olacaktır. İspat edilmesi gereken şüpheli olandır. Delillerden biri de tanıktır. Tanık taraflardan olmayan fakat olayın tanığı olmuş bir kişinin o olay hakkında beş duyusu ile edindiği sübut konusunda karar verecek mahkeme ve/veya Hakim huzurunda tanıklık yapanın sözlü beyanıdır. Sanık dışında herkes bu konumda ele alınabileceği dikkate alınarak değerlendirme yapılacağı bir muhakkaktır.
Dosya kapsamında ise;
Mağdur 06.04.2005 günü saat 16.30'da annesi ...'ın huzurunda verdiği kolluk ifadesinde özetle; “...olay günü saat:15.00 sıralarında evden çıktığını, ... ... Dersanesine doğru yaya olarak yürürken, ... İlköğretim Okulu önüne geldiğini, geldiğinde arkasından hızlı bir şekilde iki kişinin yetiştiğini, yetiştikten sonra birinin yanından geçtiğini, diğer ikinci şahsın ise; kendisine hitaben 'dur nereye gidiyorsun, cep telefonun var mı' dediğini, kendisinin yok dediğini, yalan söyleme dediğinde, mağdurun da 'var ne olacak' dediği, bu ikinci kişinin arka cebine elini attığını, mağdurun da korkup cebinden Nokia 7210 i marka ... İmei numaralı mavi renkli cep telefonunu verdiğini, verirken sim kartını istediğinde, şahsın sim kartını geri verdiğini, ancak telefonunu alıp gittiğini, diğer şahsın ise olaya karışmadığını, telefonunu alan şahıstan şikayetçi olduğunu...” beyan ettiği ve iki kişiye ait eşgal bilgileri verdiği,
Mağdur 29.03.2006 tarihli duruşmadaki ifadesinde özetle; “...olay günü 15.00 sıralarında dersaneye doğru gittiği sırada aniden önüne iki kişinin çıktığını, mahkemece kendisine gösterilen fotoğraftaki ve karakolda da teşhis ettiği ismini ... olarak öğrendiği şahsın, 'elindeki çakı bıçağına benzer bir bıçağın ağız kısmını' kendisine göstererek ancak bıçağı sallamadan veya vücudunun herhangi bir yerine dayamadan sadece bıçağı gösterdiğini, diğer şahsın ise arkasında duruyor olduğunu, ancak onun hiç yüzünü görmediğini, sanığın bıçaklı olarak karşısında durduğu halde kendisine hitaben 'paran var mı biraz para ver' dediğini, parası olmadığını söyleyip, yanından yürümeye başladığını, peşi sıra gelip kolundan tutup çekerek durdurduğunu, diğer elinde de bıçağı gösterdiğini ve 'telefonun vardır, sen zenginsin çıkart telefonu bana ver' diye söylediğini, zaten pantolonunun cebinde cep telefonunun belli olduğunu, korktuğundan, Nokia 7250 i marka telefonunu sanığa verdiğini, sanığın arkadaşı ile birlikte yanından uzaklaştığını ve kendisinin de doğrudan gidip spor salonunda olan annesine durumu bildirdiğini ve birlikte karakola gidip müracaat ettiklerini, orada sanığı fotoğraftan teşhis ettiğini, mahkemece gösterilen fotoğraftaki sanık ...'nın bıçak çekip cep telefonunu gasp eden şahıs olduğunu, sanıktan şikayetçi olduğunu...” beyan etmiştir. Mağdurun 06.12.2007 tarihli duruşmadaki ifadesinde özetle; “Olay tarihinde gündüz saat 15 sıralarında önüne çıkıp bıçak çekip korkutmak suretiyle Nokia 7250 cep telefonunu alan ve bilahare karakolda resminden teşhis ettiği kişinin huzurdaki sanık olduğunu, sanıktan şikayetçi olduğunu...” beyan ettiği,
Huzurda yapılan teşhise ilişkin olarak sanık müdafiinin 06.12.2007 tarihli savunmasında özetle; “... şikayetçinin bu celse huzurdaki müvekkilimi teşhis etmesini kabul etmiyoruz, ilk sorulduğunda kesin olarak teşhis etmediğini söylemiştir...” şeklinde beyanda bulunduğu,
Mağdurun annesi ...'ın 29.03.2006 tarihinde mahkemede başvurulan ifadesinde özetle; “...olayı görmediğini, olay gününü saatini hatırlamadığını, spor salonundayken oğlu ...'ın yanına geldiğini, şok halinde ve korku içinde olduğunu, 'ne oldu' diye sorduğunda, iki kişinin yolunu çevirdiklerini ve cep telefonunu aldıklarını, bıçak çektiklerini anlattığını, bunun üzerine karokola giderek müracaat ettiklerini, karokolda sabıkalılar albümünden fotoğraflar gösterdiklerini, mahkemecede fotoğrafta gösterilen isminin ... olarak tespit edilen şahsı oğlu ...'ın karakolda fotoğraftan teşhis ettiğini...” beyan ettiği,
Sanığın ise tüm aşamalardaki savunmasında özetle; “...atılı suçu kabul etmediğini, mağduru tanımadığını, kendisini neden fotoğraftan mağdurun teşhis ettiğini de bilemediğini...” beyan ettiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda da izah edildiği üzere, hakim öncelikle; meydana gelen olayın ne şekilde gerçekleştiğini, eylemin sanık bizzat kendisi tarafından ve/veya suç ortakları ile birlikte işlenip işlenmediğini, eylemin başkaca nitelikli halleri dahil tüm unsurları ile tipik olup olmadığını, yeterli ve ikna edici delillerle ortaya koyması, denetime olanak verecek bir biçimde yasal ve yeterli gerekçelerini ayrı ayrı karar yerinde göstermesi gerekir.
Hal böyle iken;
Mağdur ...'ın, suçun işleniş biçimine ve unsurlarına etki edecek, aşamalarda verdiği ifadeleri arasındaki çelişkiler ile müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulan ...’ın bu hali ile kendisi için (mağdurun kolluk ifadesinde, mağdurun yanında bulunarak imzasını koyduğu belge özelliğindeki tutanak içeriği ile birlikte dikkate alınarak) suçun işleniş biçimine ve unsurlarına ilişkin mahkeme anlatımları arasındaki çelişkiler giderilip, gereğinde de tutanak tanıkları dinlenerek, suçun işleniş şekli duraksamaya yer vermeyecek şekilde kesin olarak saptanıp sonucuna göre hukuki vasfın tayini gerektiği dikkate alınmadan, eksik incelemeyle yetinilip yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 22.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.