İçtihatYargıtay8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi · E. 2012/13258 · K. 2013/14191
- Esas No
- 2012/13258
- Karar No
- 2013/14191
- Karar Tarihi
- 03.10.2013
Karar Metni
8. Hukuk Dairesi 2012/13258 E. , 2013/14191 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Sınırlandırmanın iptali ve tescil
Hazine ile ... Belediye Başkanlığı aralarındaki sınırlandırmanın iptali ve tescil davasının esası bakımından yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına dair ... 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 06.12.2011 gün ve 291/431 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine vekili ile davalı ... Başkanlığı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili, mera olarak sınırlandırılan 1858 parsel sayılı taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığını açıklayarak, sınırlandırmanın iptali ile kıyı olarak terkinine karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, 5841 sayılı yasa ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12.maddesine eklenen hüküm ve Geçici 10.madde gereğince davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin hüküm bölümünün kesinleşmesi nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm davacı Hazine vekili ile davalı ... Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12.maddesinin 3.fıkrasında “...Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz...” denilmiştir. 14.03.2009 tarih ve 27169 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa ile Kadastro Kanunu'nun 12.maddesinin 3. fıkrasına cümle eklenmiş, ayrıca bir de geçici madde ilave edilmiştir. Buna göre KK.nun 12 m.3.fıkrasına eklenen cümleyle “..Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzelkişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” hükmü getirilmiş; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na eklenen Geçici 10.maddeyle de “...12.maddenin 3.fıkrası hükmünün, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” düzenlemesi yapılmıştır.
Ne var ki, anılan Yasa Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 tarih, 2009/31 Esas ve 2011/ 77 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ve kararın 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33.maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında, Anayasanın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümese de ve 5841 sayılı yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin önceki hüküm mahkeme kararı verildiği tarih itibariyle doğru ise de, 10.3.1969 tarih ve 1/3 sayılı İBK.nun gerekçe bölümünde de belirtildiği üzere, iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Bu durumda davanın esası bakımından verilen hükmün Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararı nedeniyle doğru olduğu söylenemez.
Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.Mahkemece yapılacak iş; dava konusu taşınmaz bölümünün 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesi, dosya kapsamı ve tüm deliller birlikte nazara alınarak sonucuna göre bir karar verilmesidir.Davacı Hazine vekili hükmün yargılama giderleri bakımından da bozulması isteğinde bulunmuştur. 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun gözetilmiş olmasında isabetsizlik yoktur.Hüküm esası bakımından bozulmuş bulunduğuna göre davalı ... Başkanlığı'nın temyiz itirazları yerinde bulunmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve Yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, 03.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.