İçtihatYargıtay8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi · E. 2012/14238 · K. 2013/8160
- Esas No
- 2012/14238
- Karar No
- 2013/8160
- Karar Tarihi
- 30.05.2013
Karar Metni
8. Hukuk Dairesi 2012/14238 E. , 2013/8160 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı
... ve ... aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair ... 3. Aile Mahkemesi'nden verilen 19.09.2012 gün ve 31/949 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; tarafların 31.08.2000 tarihinde evlendiklerini, ... 1. Aile Mahkemesi'nin 23.03.2006 tarih ve 2006/72 Esas, 2006/303 Karar sayılı hükmüyle boşandıklarını, davalının polis memuru, davacının ise, 1998 yılından beri ticaretle uğraştığını, 19026 sayılı parselde bulunan taşınmazın 31 payına karşılık gelen dairenin vekil edeni tarafından satın alındığını, evlilik süresi içerisinde eşler arasında karşılıklı güvenin bulunması nedeniyle taşınmazın davalı eş adına tapuya kayıt ve tescil edildiğini, dava konusu yerin 30.09.2002 tarihinde vekil edeninin maddi katkısıyla edinildiğini, bu durum karşısında davacının en azından katılma alacağı hakkı bulunduğunu açıklayarak 19026 parselde bulunan pay bakımından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla şimdilik 50.000 TL katılma alacağının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, ecrimisil alacağı hakkının saklı tutulmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının Kastamonu’da ikamet ettiğini, mahkemenin yetkisiz olduğunu, TMK'nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra davanın açıldığını, tarafların altı yıl evli kaldıklarını, fiili birlikteliklerinin dört yıl olduğunu, davacının iş sahibi olmadığını, gelirinin evi almaya yetmeyeceğini, böyle bir ödemeyi yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “ davanın, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olduğu, daha önce verilen kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 03.11.2011 tarihli kararı ile, davanın bir yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle reddi gerektiği yönünden bozulduğunu, 25.04.2012 tarihli oturumda bozmaya uyulduğunu, her ne kadar bozmaya uyulma kararı verilmiş ise de aslında yasanın zamanaşımına ilişkin bir yıllık süreyi içeren maddesinin olağan hayata paralel ve uygun bir süre olmadığını, kısa bir süre olduğunu, öte yandan BK'nun madde 125'de düzenlenen genel zamanaşımı süresinin de (Yeni BK.m.146) MK. madde 178 karşısında uygulanabilirliği olmayan, üstelik boşanmadan sonra başlayacak
yeni hayatta uzun süre belirsizlik yaratacak oranda uzun bir süre olduğunu, pratikte, her iki zamanaşımı süresinde uygulanabilirliğinde sakınca doğacağının, açık bulunduğunu, ne var ki, karar aşamasında BK.126'da yer alan özel düzenleme gibi, (yeni BK.madde.174) makul süre öngören (5 yıl) bir düzenleme olmadığını, bu madde kapsamında zamanaşımı değerlendirilmesi yapılmadığından ve TMK'nundaki düzenleme öncelikle ele alınması gerektiğinden bozmaya uyulduğunu ve bir yıllık süreden sonra açılan davanın reddine" karar verilmesi üzerine, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmazdan kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir. (TMK. m.218, 219, 202, 225, 231, 235, 236/1).
Taraflar 31.08.2000 tarihinde evlenmişler, ... 1.Aile Mahkemesi'nde 25.01.2006 tarihinde açılan ve 14.09.2006 tarihinde kesinleşen, anılan mahkemenin 23.03.2006 tarih ve 2006/72 Esas, 2006/303 Karar sayılı kararıyla boşanmışlardır. 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca eşler bir yıllık yasal süre içerisinde başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre, eşler arasında evliliğin yapıldığı 31.08.2000 tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 25.01.2006 tarihine kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m.202, 4722 SK.m.10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Uyuşmazlık konusu 19026 sayılı parselde bulunan 30/262 pay 30.09.2002 tarihinde tapuda yapılan satış ve devirle davalı ... tarafından satın alındığı dosyada bulunan tapu kaydı ve resmi akit tablosu ile sabittir. Taşınmaz payı edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı tarafından satın alındığından edinilmiş mal olarak kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu konuda mahkeme ile Daire arasında bir görüş uyuşmazlığı da yoktur.
743 sayılı TKM'nin yürürlükte bulunduğu dönemde mal ayrılığı rejimi söz konusu idi. Mal ayrılığı rejimi için 743 sayılı TKM'nde mal rejimi konusunda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemişti. Ancak, 743 sayılı TKM'nin Borçların Umumi Kaideleri başlığını taşıyan 5. (4721 sayılı TMK. m.5) maddesinde, “Akitlerin in’ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, Medeni Hukukun diğer kısımlarında dahi caridir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında anılan madde gereğince TBK'nun zamanaşımına ilişkin uygun düşen hükmünün mal rejimleri konusunda da uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu durum karşısında, TKM'nin 5. maddesinin yollamasıyla mal ayrılığı rejimi dönemi bakımından 6098 sayılı TBK'nun 146.maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygun düşmektedir. 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava 10 senelik müruru zamana tabidir” denilmiştir. Madde metninde sözü edilen “her dava” sözcüğü her alacak olarak değerlendirilmektedir. Aynı Kanun'un 153/1-3 nolu bendinde ise, “ evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur “ hükmüne yer verilmiştir.
4721 sayılı TMK.nunda ise, zamanaşımına ilişkin hüküm yer almaktadır. Anılan Kanunun 178. maddesinde; “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmiştir.
Mal rejimine ilişkin zamanaşımı konusunda doktrinde de tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşünü benimseyenler; farklı açılardan olayı değerlendirmekle birlikte on yıllık zamanaşımının uygulanacağını savunmaktadırlar. Azınlık ise; olayda bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini ileri sürmekteler. Yani TMK'nun 178. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını ileri sürenler iki gerekçeye dayanmaktadırlar. Birincisi sözü edilen madde TMK'nun mal rejimleri bölümünde değil, kanunun sistematiği açısından TMK'nun boşanma kısmında yer almaktadır. İkincisi ise, TMK'nun 178. maddesi boşanmanın eki niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminatlarla ilgili olup, bunlar hakkında uygulanır. Mal rejimine ilişkin davalar ise, boşanmanın eki (fer'i) niteliğinde davalar olmadığını söylemekteler. Konunun çok tartışmalı olduğu ve henüz bir birlikteliğin gerek doktrinde ve gerekse uygulamada sağlanamadığı görülmektedir.
Mal rejimi davalarına ilişkin dosyaların daha önce temyiz incelemesinin yapıldığı, Yüksek Yargıtay 2. Hukuk Dairesi oy çokluğuyla 818 sayılı BK'nun 125.maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı uygulamakta idi. Bu tür dosyaların temyiz incelemesinin yapıldığı 2009 tarihinden itibaren Yüksek Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ise, TMK'nun 178.maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımını Hukuk Genel Kurulu'nca, zamanaşımı ile ilgili kararın verildiği 17.04.2013 tarihine kadar uygulamakta idi. Gerçekten bir yıllık zamanaşımı süresi çok kısa 10 yıllık zamanaşımı süresi ise, oldukça uzun bir süredir. Yüksek Hukuk Genel Kurulu; 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararı ile; “ yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallardan kaynaklanan alacaklar ( değer artış payı ve artık değer) hakkında TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımının uygulanacağını” kabul etmiştir. Yüksek Hukuk Genel Kurulu'nun bu görüşü Dairece’de benimsenmiş ve çıktığı tarihten itibaren bu tür alacaklar hakkında uygulamayı öngörmüştür.
Yerel Mahkemece, bozma ilamına uyulmuş ve Dairenin eski görüşü doğrultusunda davanın TMK'nun 178. maddesinde yazılı bir yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı ve zamanaşımı def’inin süresinde yapıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, Dairece’de benimsenen Hukuk Genel Kurulu kararının öngördüğü on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanamayacağı, bozma ilamına uyulma ile taraf (davalı) yararına usulü kazanılmış hakkın doğup doğmadığı, uyuşmazlık konusu oluşturmaktadır.
Yüksek Dairece, "TMK'nun 178. maddesinde; "evliliğin boşanma sebebi ile sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” amir hükmüne dayanılmak suretiyle buradaki zamanaşımının edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacaklar bakımından da uygulanacağını benimseyerek bu tür olaylarda zamanaşımı def’inin süresinde yapılması ve bir yıllık sürenin geçirilmiş bulunması halinde davanın reddine karar verilmesi gerektiği" yönünde görüş oluşturulmuştur. Bu görüş, maddenin yorumlanmasından kaynaklanmakta idi. Yüksek Hukuk Genel Kurulu kararında, açıklandığı biçimde uygulanmasını öngördüğü süre ise TMK'nun 5. maddesi yoluyla, TBK'nun 146. maddesinde yer alan zamanaşımı süresine dayanılmaktadır. Görüldüğü gibi her iki görüşün dayanağı farklı Kanunlarda yer alan zamanaşımı sürelerine ilişkindir. Her iki görüş de, Kanun maddelerinin yorumlanması suretiyle ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu nedenle, bozma ilamına uyulmakla davalı yararına kazanılmış hakkın doğduğundan söz etmek oldukça güçtür.
Bundan ayrı, taraflar 31.08.2000 tarihinde evlenmişler ve açılan boşanma davasının kabul ile sonuçlanması ve hükmün 14.09.2006 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Bu
süre içerisinde sadakat ile birbirlerine bağlı kalarak evlilik hayatını sürdürmüşlerdir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davacı ...’in ticaret ile uğraştığı ve edinilmiş mallara katılma rejimi süresi içerisinde satın alınan taşınmazın, davalı ... adına tapuda kayıtlı bulunduğu, ...’nın da memur olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Dairenin 03.11.2011 tarih ve 2011/4853 Esas, 2011/5695 Karar sayılı bozma ilamında da vurgulandığı gibi boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren uygulanması gereken bir yıllık zamanaşımı süresinin çok kısa, on yıllık zamanaşımı süresinin ise oldukça uzun bir süre olduğu, sosyal problemi uzun yıllara taşıdığı bir gerçektir. Bu husus yerel Mahkemece de kabul edilmektedir. Özelikle bir yıllık zamanaşımı süresinin çok kısa bir süre olması nedeniyle oldukça bir takım şikayetlere ve serzenişlere yol açtığı, buna bağlı olarak vicdanları rahatsız ettiği inkar edilmeyecek bir gerçektir. Hukuk Genel Kurulu'nun büyük bir ekseriyetle verdiği on yıllık zamanaşımı ile ilgili kararını ve bu kararda gösterilen gerekçenin hakkın teslimi ve yol açabilecek mağduriyetin önlenmesi bakımından gözardı edilmemesi gerekir. Bu yönüyle de olaya bakıldığında, bozma ilamına uyulmakla kazanılmış hakkın doğmadığının ve ihlal edilmediğinin kabulü gerekir. Aksi halde hak sahibinin edinilmiş mallardan kaynaklanan katılma alacağından yoksun kalacağı açıktır.
Açıklanan bu olgular karşısında Yüksek Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı ilamında gösterilen gerekçe uyarınca, eldeki dava bakımından on yıllık zamanaşımının uygulanması, iddia ve savunma çerçevesinde toplanan deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımından davanın reddine karar verilmesi yeni oluşan durum karşısında doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21,15 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 30.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY
Dava, edinilmiş taşınmazdan doğan katılma alacağına ilişkin olup, mahkemece Dairenin bozma ilamına uyularak davanın ‘bir yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığından bahisle’ reddine karar verilmiştir.
Karardan sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17.04.2013 gün ve 2013/8-375-520 sayılı içtihadı ile TMK.’nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK.’nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmiş; bu görüş Dairemizce de benimsenmiştir.
Bu noktada, usulü kazanılmış hakka ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır:
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda gerekse de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nda “usulü kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir düzenleme yer almamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş; öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır (9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK. nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001).
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Y.HGK.'nun 03.03.2004 gün ve 2004/18-140 E.,2004/135 K. Ve 20.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.,2004/6 K.).
Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davalı tarafın temyiz itirazı üzerine verilen Yargıtay bozma kararından sonra yerel mahkemenin bu karara uyması ile davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmamaktadır. Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nca kararlaştırılan ve Dairece benimsenen görüşün, yeni oluşan durum olarak nitelendirilip, usulü kazanılmış hakkın istisnası olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
Bu itibarla davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğuna değinilerek bozma yolunda hüküm kurulması usulü kazanılmış hakkın ihlali sonucunu doğuracağından, mahkeme kararının açıklanan nedenle onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünden, sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşlerine katılmıyoruz. 30.05.2013