İçtihatYargıtay4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi · E. 2012/15571 · K. 2013/11803
- Esas No
- 2012/15571
- Karar No
- 2013/11803
- Karar Tarihi
- 18.06.2013
Karar Metni
4. Hukuk Dairesi 2012/15571 E. , 2013/11803 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... vdl. aleyhine 21/03/2011 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 23/02/2012 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 18/06/2013 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davacı vekili Avukat Senem Yılmaz geldi, karşı taraftan davalılar adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı...'nun imtiyaz sahibi olduğu Yeni Akit gazetesinin 18.03.2011 günlü sayısında “Şok Diyaloglar” başlığı ile yayınlanan haber içeriğinin gerçek olmadığını ve kişilik haklarına saldırı içerdiğini iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalılar, dava konusu edilen haberin savcılıkça yürütülen bir soruşturma sırasında ortaya çıkan delillere dayalı olarak yapıldığını, içeriğinin gerçek olduğunu, ifadesine başvurulan ...ın beyanlarının ilk önce kendi gazetelerinde yayınlandığını, istemin fahiş olup davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu edilen haberde, soruşturma kapsamında elde edilen konuşma içeriklerinin yayınlandığı, yorumda katılmakla birlikte haberin özünün korunduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü , Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK.nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, dava konusu haberde “Akit, taciz ve şantaj iddialarının başlamasına yol açan ve Baykal ile İklim Bayraktar arasında geçen şok telefon görüşmelerinin kayıtlarına ulaştı” ifadeleri altında ulaşıldığı bildirilen kayıtlardan aktarıldığı iddia olunan görüşme içeriklerine yer verilmiş bulunmasına karşın, davalıların söz konusu telefon dinleme kayıtlarını dosyaya ibraz edemedikleri, davacı tarafından dosyaya ibraz olunan İstanbul C.Başsavcılığının 2011/1657-605 soruşturma esas sayılı iddianamesi içeriğinden, haberde anlatılan tarzdaki diyaloğun davacı ile ... arasında geçmediği, ... isimli kişinin, telefonlarının dinlendiğini düşündüğü... isimli kişiye, davacının ismini kullanarak aralarında geçtiğini iddia ettiği olayları anlattığı, soruşturma kapsamında başvurulan ifadesinde de iddialarını tekrar ettiği anlaşılmaktadır.
Şu durumda, dava konusu haberde bahsi geçen diyaloğun dava dışı iki kişi arasında geçmiş bulunmasına karşın davacının telefon görüşmesi kayıtlarından elde edilmiş gibi aktarılması nedeni ile haber görünür gerçeğe uygun olmayıp davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmaktadır.
Mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacılar yararına takdir olunan 990,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, peşin alınan harcın bundan mahsubuna 18/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.