İçtihatYargıtay10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2012/18220 · K. 2012/17381
- Esas No
- 2012/18220
- Karar No
- 2012/17381
- Karar Tarihi
- 04.10.2012
Karar Metni
10. Hukuk Dairesi 2012/18220 E. , 2012/17381 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :567-553
Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalılardan SGK Başkanlığı ve... Üniversitesi ... Hastanesi Başhekimliği avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran davalılardan SGK Başkanlığı ve... Üniversitesi ... Hastanesi Başhekimliği vekillerinin itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden;
15.08.1991 – 12.09.1991 tarihleri arasında davalı Üniversite Rektörlüğü’ne ait 293193 sicil numaralı işyerinden, 01.02.1992 – 30.04.1992, 19.11.1992 – 07.05.1996 dönemlerinde davalı Üniversite Vakfı İktisadi İşletmeleri’ne ait 317... sicil numaralı işyerinden adına tam gün üzerinden eksiksiz bildirim ve prim ödemeleri gerçekleştirilen, 07.05.1996 – 2007 döneminde ise aynı Üniversite’de bu kez 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri kapsamında iştirakçi olarak atama yoluyla kesintisiz çalıştırılan davacı hakkında işe giriş bildirgeleri düzenlendiği, 15.08.1991 ve 18.09.1991 işe giriş tarihli bildirgelerdeki imzanın davacıya ait olduğunun bilirkişi raporu ile saptandığı anlaşılmakta olup, 19.12.2008 günü açılan, 05.04.1990 – 15.08.1991, 12.09.1991 – 01.02.1992, 30.04.1992 – 19.11.1992 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak ara vermeksizin geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin işbu davada mahkemece yapılan yargılama sonunda, 05.04.1990 – 15.08.1991 dönemine ilişkin talep hak düşürücü süre nedeniyle reddedilip, kalan dönemler yönünden istem aynen hüküm altına alınmıştır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süre uygulamasında, ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, SGK (SSK) Başkanlığı’na aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da SGK Başkanlığı’na aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde ilgili yönünden hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz.
Diğer taraftan; işyerinde hizmet akdine dayanılarak zorunlu sigortalı olarak 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamında çalıştırılanların, aynı işyerinde ara vermeksizin/kesintisiz 5434 sayılı Kanuna tabi çalışmalarını sürdürmeleri durumunda, 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrası gereğince açılan hizmet tespiti davaları yönünden hak düşürücü süre irdelenirken, sosyal güvenlik hakkının anayasal güvenceye sahip, vazgeçilmez temel insan haklarından olması, sosyal güvenlik ile ilgili tüm kurumların 20.05.2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile tek çatı altında birleştirilmesi olgusu ve “sigortalı yararına yorum” ilkesi birlikte gözetildiğinde, anılan fıkradaki “hizmet” kavramının, “her iki kanun hükümleri kapsamında kesintisiz gerçekleşen çalışma” olarak anlaşılması ve buna göre değerlendirme yapılması, başka bir anlatımla, hak düşürücü süre başlangıcında, 5434 sayılı Kanuna tabi çalışmanın sona erdiği güne ait yıl sonunun esas alınması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.04.2011 gün ve 2011/10-52 Esas - 2011/221 Karar, 28.09.2011 gün ve 2011/10-441 Esas - 2011/574 Karar, 07.12.2011 gün ve 2011/10-641 Esas - 2011/741 Karar, 08.02.2012 gün ve 2011/10-587 Esas - 2012/59 Karar, 08.02.2012 gün ve 2011/10-626 Esas - 2012/61 Karar, 15.02.2012 gün ve 2011/10-751 Esas - 2012/68 Karar, 15.02.2012 gün ve 2011/10-752 Esas - 2012/69 Karar, 21.03.2012 gün ve 2012/10-15 Esas - 2012/228 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında dava değerlendirildiğinde, çalışmaya 5434 sayılı Kanun hükümleri kapsamında kesintisiz devam edilmesi olgusu ile 2007 yılında işten çıkış ve dava tarihi dikkate alındığında 05.04.1990 – 15.08.1991 dönemine ilişkin istem yönünden hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı belirgindir. Bu bakımdan, anılan dönem yönünden yöntemince esasa ilişkin inceleme ve araştırma yapılmalı, özellikle, 15.08.1991 tarihinde işe girdiğine ilişkin bildirgedeki imzanın davacıya ait oluşu, kamu kurum ve kuruluşu niteliğindeki işyerlerindeki çalışmaların kayıtlara geçirilip ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıl olduğundan, resmi kayıt ve davacının imzasını taşıyan belge içerikleri ile çelişkili tanık anlatımlarına değer verilemeyeceği dikkate alınmalı ve elde edilecek sonuca hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, anılan döneme ilişkin istemin hak düşürücü süre gerekçesiyle reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 04.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.