İçtihatYargıtay12. Hukuk Dairesi
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi · E. 2013/11319 · K. 2013/17579
- Esas No
- 2013/11319
- Karar No
- 2013/17579
- Karar Tarihi
- 07.05.2013
Karar Metni
12. Hukuk Dairesi 2013/11319 E. , 2013/17579 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 14. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 29/02/2012
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 04.12.2012 tarih ve 2012/16606-36365 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı takipte, borçlu belediye başkanlığının posta çeki hesabına konulan haczin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirleri haczedilemez" düzenlemesine yer verilmiştir.
Ayrıca, 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre, asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.
Ayrıca, bir üst norm olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90/4. maddesi ile de; usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklerin düzenlendiği milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve uyuşmazlıklarda gözetilmesi gerektiği kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesinde; " ... Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve Uluslararası Hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, bir kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz ... " hükmü yer almaktadır.
Ek protokol'ün mülkiyet hakkı ile ilgili 1. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce onaylanmış ve onaylayan yasada; " ... Her hakiki veya hükmü şahıs, malların
masuniyetine (dokunulmazlığına) riayet edilmesi hakkına maliktir. Herhangi bir kimse ancak amme menfaati icabı olarak ve kanunun derpiş eylediği şartlar ve devletler hukukunun umumi prensipleri dahilinde mülkiyetinden mahrum edilebilir ... " ilkelerine yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 16 Ocak 2007 tarih ve 31277/03 sayılı Kuzu-Türkiye davası hakkındaki kararında, davacının lehine alınan yargı kararının altı yıldır uygulanmaması, bir diğer anlatımla ilama konu borcun borçlu belediyece ödenmemesi nedeniyle, AİHS'nin 6 § 1. ve Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna vararak tazminata hükmetmiş, yine 17 Ocak 2006 tarih ve 13062/03 sayılı Kranta - Türkiye davası ve 18 EKİM 2005 tarih ve 74405/01 sayılı Tütüncü Ve Diğerleri - Türkiye davası hakkındaki kararında da aynı sonuca varmıştır.
Bütün bu açıklamalar ışığında, 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinin dar yorumlanması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Maddede açıkça haczedilmezlik için vergi, resim, harç geliri olma ya da "fiilen kamu hizmetinde kullanılma" koşullarının kabul edilmesi karşısında, belediyeye ait bir paranın haczedilmezliği ancak fiili durumunun tespiti ile belirlenmelidir. Bu konuda ispat yükü ise borçluya düşmektedir. Bir diğer anlatımla, haczedilen paraların vergi, resim, harç geliri olduğunu ya da fiilen kamu hizmetinde kullanıldığını borçlu belediye ispatlamalıdır. Aksi halde şikayetin reddi gerekecektir.
Haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraları karıştırmak suretiyle havuz hesabı oluşturan borçlu belediyenin, iddiasını ispat imkanını kendisinin kaldırdığının kabulü zorunludur. Borçlu belediyenin haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralarını ayrı hesaplarda tutması yerine, havuz hesabı oluşturmasının da iyi niyetle bağdaşmayacağı tartışmasızdır. Böyle bir davranış AİHS'nin 6 § 1. ve Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddelerinin ihlali sonucunu doğuracağı gibi, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde de bulunmakla, hukukça korunamayacağı muhakkaktır. Buna göre borçlu belediyenin, hesaplardaki paraların haczedilmezliğini ispatlayamadığının kabulü gerekir.
Öte yandan borçlu belediyece haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılması, haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmelidir.
Somut olayda, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen ek raporda, şikayete konu posta çeki hesabına yatan bedellerin, mükelleflerce, arsa, birinci taksit, ikinci taksit vb.ifadelerle açıklandığı ve bu açıklamaların posta çeki hesabına da aynen geçildiği, bir kısım eksik açıklamalar, tamamlanmamış bilgilerin de hesap dökümlerinde yer aldığı belirtilmiş ve hiç veya yeterli açıklama bulunmadan yatırılan paraların tespiti yapılmıştır.
Borçlu belediye başkanlığı, şikayete konu posta çeki hesabının ilçe dışında bulunan kişilerin emlak vergilerini ödediği bir hesap olduğunu, niteliği belli olmadığı belirtilen bu paraların belediye başkanlığından araştırılmasını ve belediye muhasebe kayıtları ile birlikte posta çeki hesabının birlikte incelenerek sözkonusu paraların niteliğinin belirlenmesini talep etmiş, ancak mahkemece borçlunun bu talebinin reddine karar verilmiştir.
Burada ispat külfeti, haczedilmezlik şikayetinde bulunan borçluya ait olup, şikayete konu hesaba yatırılan paraların büyük bir kısmının vergi ve bunların gecikme faizleri ile yapılandırma taksitlerinden oluştuğu da dikkate alındığında, borçluya bu meyanda ispat imkanının tanınması zorunludur.
O halde, mahkemece, muhteviyatı belli olmayan paraların niteliğinin belediye başkanlığından sorulması, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle sözkonusu paraların niteliği belirlenerek, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile savunma hakkını kısıtlar şekilde yazılı gerekçe ile istemin reddi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla borçlunun karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Borçlunun karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 04.12.2012 tarih ve 2012/16606 E.-36365 K. sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.