İçtihatYargıtay1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2014/14310 · K. 2016/9957
- Esas No
- 2014/14310
- Karar No
- 2016/9957
- Karar Tarihi
- 01.11.2016
Karar Metni
1. Hukuk Dairesi 2014/14310 E. , 2016/9957 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, ECRİMİSİL,
ELATMANIN ÖNLENMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne, elatmanın önlenmesi ve ecrimsil isteğinin ise reddine ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 01.11.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... ... ve vekili Avukat ... ile temyiz edilen vekili Avukat ... geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan ... tarafından evlat edinildiğini, murisin maliki olduğu 2729 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 9 nolu bağımsız bölümü mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak baldızı olan davalıya temlik ettiğini, davalının alım gücü olmadığını, mirasbırakanında mal satmaya ihtiyacı bulunmadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline, elatmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, iddiaların doğru olmadığını, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne, şartları oluşmadığından elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'in 25.01.2013 tarihinde öldüğü, geriye tek mirasçısı evlatlığı olan davacıyı bıraktığı, murisin kayden maliki olduğu 2729 ada 9 parselde yer alan 9 nolu bağımsız bölümü 20.06.2001 tarihinde satış suretiyle davalıya devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, mirasbırakan Osman Celalettin 1930 doğumlu olup, hasta ve bakıma muhtaç durumda bulunduğu, ayrıca murisin eşi Naciye'nin de ölümünden önce yatalak olduğu, murisin ve eşinin gerek sağlık yönünden gerekse beşeri her türlü ihtiyaçlarının davalı tarafından karşılandığı dosya kapsamı ile sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emekte olabileceği kabul edilmelidir.
Esasen yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında mirasbırakının gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Bir başka ifade ile murisin iradesi önem taşır.
O hâlde, yukarıda değinilen somut olgular açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, mirasbırakanın davalıya yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olmadığı; temlikin, bakım, hizmet ve emek karşılığı gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Kabule göre de, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerinin miktarlandırılarak harçlandırılmadığı; muris muvazaası olarak adlandırılan dava sonucu muvazaanın varlığının kanıtlanması durumunda işlem baştan beri hüküm doğurmayacağından, verilen karar açıklayıcı nitelikte olup; davacının, mirasın intikaliyle birlikte hak sahibi olacağı kuşkusuzdur. Bu durumda, bu hakkın bir sonucu olarak davacı elatmanın önlenmesi ve ecrimisilde hak kazanacağı kabul edilmelidir. O halde mahkemenin, davacının kayıt maliki olmadığı gerekçesi ile elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteyemeyeceği yönündeki gerekçesi isabetli değildir.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.