İçtihatYargıtay21. Hukuk Dairesi
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi · E. 2014/21439 · K. 2014/27600
- Esas No
- 2014/21439
- Karar No
- 2014/27600
- Karar Tarihi
- 18.12.2014
Karar Metni
21. Hukuk Dairesi 2014/21439 E. , 2014/27600 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, yurtdışında işe giriş tarihinin Türkiye'de sigortalılık başlangıç tarihi 18/09/1975 olduğunun tespitine, yaşlılık aylığına hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dosyadaki yazılara,kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle 506 Sayılı Yasanın Geçici 81.maddesinin C/bc bendi uyarınca, davacının 18.09.1975 sigorta başlangıç tarihine göre 15 yıllık sigortalılık süresini 18.09.1990 tarihinde doldurduğu,3600 gün prim ödeme gün sayısını ise 2010 yılı Ağustos ayında tamamladığı,buna göre 1.4.1955 doğumlu olan davacıya 58 yaşını doldurduğu tarihi takip eden ay başı olan 1.5.2013 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanabileceği, tahsis talep tarihi ve dava tarihi sırasında davacının yaş koşulunu sağlamadığının anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 18/12/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, yurtdışında çalıştığı sürelerin bir kısmını 3600 güne tamamlayacak şekilde borçlanmış ve borçlanma bedelini 30.11.2012 tarihinde ödemiştir. Aynı gün (30.11.2012) yaşlılık aylığı bağlanması için de tahsis talebinde bulunmuştur.
Davacının şartları incelendiğinde bedelini ödediği prim gün sayısı (3601) da dikkate alınarak en uygun aylık tahsis koşulunun 506 sayılı Yasanın geçici 81-C olduğu görülmektedir. Diğer yandan, sigorta başlangıcının 18.09.1975 olduğu belirlendikten sonra sigortalık süresinin 15 yıl ve prim ödeme gün sayısının 3600 gün ile 55 yaş koşulunun varlığı halinde davacının kısmi yaşlılık aylığı koşullarını elde edebileceği görülecektir. Bu üç koşulun birlikte gerçekleştiği ve tahsis talebinde bulunduğu 30.11.2012 tarihinden sonra aylık bağlanabilecektir. 4759 sayılı Yasa ile kademeli geçişteki yaş koşulunun tespiti için primlerin ödendiği tarih ele alındığında Yasada yer alan 24.05.2011-23.05.2014 tarihleri aralığında aranan yaş koşulunun 59 olduğu görülmektedir. Davacının 59 yaşını tamamladığı 01.04.2014 tarihini takip eden ay başı 01.05.2014 tarihinde de aylığın bağlanmış olabileceği görülmektedir. Bu tarihten başka bir tarihin yaşlılık aylığı bağlama tarihi olarak kabulü doğru değildir. Başka hesap tarzı geliştirilerek farklı tarihin kabulünde şekli hukukun özelliklerinin ve amir hükmünün dışına çıkılması hatalıdır. Aksi halde kadınlar için 50, erkekler için 55 yaşın ikmali ile diğer iki şart da öncesinde oluştuğunda aylık bağlanacaksa Yasa koyucunun kademeli yaş geçişini benimseyen bu yasa hükmüne gerek bulunmazdı. Bu olasılık ancak 23.05.2002 tarihi ve önesinde mevcut olabilirdi. Bundan sonra gelişen her hukuki işlem için en erken yaş koşulu 52 ve 56 olarak belirlenmiştir.
Kademeli yaş geçişinden amaçlanan yaş koşulunu ileriye atarak aylığı geç bağlamaktır. Çünkü, prim gün sayısının düşüklüğü ve hizmet süresinin kısalığı yanısıra yaşın ileriye atılması ile kurum kasasındaki prim gelirinin getirisinden daha uzun süre yararlanılmakta, bu nedenle de aktüel dengeler korunarak bütçenin açık verilmesinin önüne geçilmesi düşünülmüştür. Tam aylık şartlarında ise prim gün sayısı ile hizmet süresi uzun olduğu için yaş koşulunun öne çekilmesinde sakınca görülmemiştir.
Diğer yandan, davacı talepleri arasında ileri sürdüğü üzere 506 sayılı Yasanın 81-A gereğince aylık bağlanmasını talep etmiş ise de; tahsis talep tarihi itibarıyla bu aylığa hak kazanılmasına dair yasal koşullara haiz bulunmamaktadır. Bu nedenle, gerek kurum, gerekse mahkemece davacının ancak kısmi aylıktan yararlandırılma şartları değerlendirmeye alınmıştır.
Anlatılan bu hususlar bir yana, genel hükümlere gidilerek ve somut olay üzerinden düşünüldüğünde borçlanılan 2120 güne ait prim bedeli ödenmeden aylık bağlanması mümkün değildir. Yaşlılık aylığından yararlanma şartları başlıklı 506 sayılı Yasanın 60. maddesinin A-b bendinin son cümlesinde yer alan “.......Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının pirimini ödemiş olmaları şarttır” ibaresi göz ardı edilerek borçlanma sürelerine ait bedel ödenmedikçe 3600 gün primgün hesabından sayılamaz, hukuken hiçbir kıymet de ifade etmez. Toplanan veya hesaba katılan prim gün sayısı bedeli ödenmeden varsayımla kazanılmış hak sağlamaz. Bu durumda, sigortalı en erken primleri ödediği 30.11.2012 tarihinden sonra aylık bağlama hakkına sahip olacaktır. Bu şart dahi tek başına yeterli olmayıp, beklenecek yaşın Yasa tablosundan seçilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan, başlıbaşına aylık bağlama tarihinin tespiti için öncelikle ve özellikle tahsis talep tarihinden önce aylık bağlanmasına ilişkin hüküm kurulamaz. Aylık bağlanması için aranan şartlardan en sonuncusunun yerine getirilme tarihine göre kademeli geçişteki yaşın tespiti gerekir. Bunun için son işlem tarihine göre Yasadaki tablodan yararlanılır. Bu sıralamada yaş koşulunun önceden hazır olması halinde dahi 15 yıl sigortalılık süresi dolmamışsa veya prim bedeli ödenmemişse veya daha sonra yerine getirilmişse hemen aylık bağlamaya dair hüküm kurulamaz. YAŞ'ın, yerine getirilen son işleme göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu Yasada denklem yaş koşulu üzerine kurgulanmıştır.
Eğer bu hususların yerine getirilmesi (üç koşul bir arada gerçekleşmemişse) dikkate alınmamışsa veya farklı bir hesap sistemi uygulanmışsa aylık bağlama tarihi farklı bir tarihe gelecektir. Burada sigortalının lehine gidildi veya gidilmesi gerekir diye bir görüş geliştirilemez. Aksi halde, emsali sigortalıya göre kuruma başvurarak önerilen emeklilik tarihini bekleyerek emekli olan kişi ile herhangi bir sebepten dava açarak yaşlılık aylığı talep eden ve somut olaydaki gibi daha erken yaşta emeklilik elde eden kişiler arasında farklılık oluşacak, Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitler arasında eşitsizlik doğuran bir uygulamaya sebebiyet verilmiş olunacaktır. Bu durum kamu vicdanını olumsuz etkileyeceği gibi, kısıtlı olan Devlet bütçesinden de kaynakların öngörülemeyen tarihte ve süresinden erken tüketilmesine sebebiyet verilmesi gibi olumsuz bir sonuç doğuracak, aktüel dengeler bozulacaktır.
Yukarıda anlatılan nedenlerle 15.05.2014 tarihli bozma kararı dosya içeriği somut olaya uygun düşmekte ve 59 yaşın ikmalini öngörmekte ise de; bu görüşten de uzaklaşılarak farklı hesap tarzı geliştirilerek yazılı olduğu şekilde emeklilik için 58 yaşı esas alarak yaşlılık aylığı için hüküm kurulması tarafımca hatalı bulunduğundan Daire çoğunluk görüşüne katılamamaktayım. 18.12.2014