İçtihatYargıtay12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi · E. 2016/1081 · K. 2017/5533
- Esas No
- 2016/1081
- Karar No
- 2017/5533
- Karar Tarihi
- 22.06.2017
Karar Metni
12. Ceza Dairesi 2016/1081 E. , 2017/5533 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle Öldürme
Hüküm : TCK'nın 85/2, 62/1, 50/4-1.a, 52/2-4 ve 5275 Sayılı Kanunun 106/3. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılanlar vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmün niteliğine göre koşulları bulunmadığından, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 318 ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
Sanığın olay tarihinde ... İlçesi ... Mahallesi eski tünel girişi mevkiinde kendisine ait eğimli arazide ağaç kestiği, sanığın arazisinin hemen alt tarafında karayolları denetiminde olan ulaşım yolu ve tünel girişi olduğu, sanığın ağacın yola düşmesi ihtimalini gözeterek önlem almak amacıyla kardeşi olan tanık ...'ı ve çocuklarını yönlendirdiği, tanık ...'ın tünel çıkışına aracını koyup, gelecek arabaları durdurmak ve bilgilendirmek üzere tünelin çıkışında beklemeye başladığı, sanığın çocukları ve akrabası olan diğer tanıklar..., ... ve ...'in tünel girişinin ilerisinde beklediği, sanığın tanık ...'a bağırarak araç geçip geçmediğini sorarak kesim yaptığı, ilk ağacı kestiğinde ağaç yola düşmeden diğer ağaçlara takıldığı, ikinci ağacı kestiği sırada tanık ...'ın kullandığı minibüsün Hopa istikametinden tünele doğru yaklaştığı, tanıklar ..., ...ve ...'in durması için minibüse işaret yaptığı, minibüs duracağı sırada, kesilen ağacın minibüsün arka kısmına düştüğü, aracın tavanının çöktüğü ve minibüste yolcu olarak bulunan müteveffa ...'ın hayatını kaybettiği, katılan ...'ın ise kırığın hayati fonksiyona etkisinin ağır (5.derecede) olacak şekilde yaralandığı olayda;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/12-779 Esas, 2016/136 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; kural olarak suçlar, ancak kasten işlenebilir. Ancak, Kanunda açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Aynen kast gibi, taksir de bir haksızlık biçimidir. Taksirli suçlarda gerçekleştirilen haksızlıklarda da fail iradi davranmaktadır. Ancak, fail hukuken önem taşımayan bir neticeyi öngörürken, hukuken önem taşıyan bir netice meydana gelmekte, buna da failin objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışı neden olmaktadır. Buna göre, taksirli suçun haksızlık unsurunu, dikkat ve özen yükümlüğünün ihlali oluşturmaktadır. Bu çoğu kez mevzuattan kaynaklanan bir yükümlülüktür. Taksirde sorumluluk belirlenirken kişi değil, sadece davranış göz önünde bulundurulur. Ancak, sadece objektif özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışın varlığı cezalandırılmaz, buna bağlı olarak bir sonucun da ortaya çıkması gerekecektir. Taksirli haksızlıktan dolayı sorumluluk için; fail kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat, özen yükümlüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmasına rağmen, objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle öngörmediği bir neticenin meydana gelmesine neden olmalıdır. Bu konuda ortalama bir insan veya başka ölçülerin değil, failin kendi içinde bulunduğu durum ve kişisel özellikleri dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla; taksirli haksızlıkta, “fail suçun kanuni tanımındaki neticenin gerçekleşeceğini öngörememiştir ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmemiş olsaydı, bu neticeyi öngörebilirdi” şeklinde bir yargıya varılabiliyorsa, failin kusurlu olduğu, aksi halde kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılabilecektir.
Failin gerçekleştirdiği taksirli davranışa bir başkasının taksirli davranışının eklenmesi halinde ise, kusurun taksimi mümkün olmadığından, 5237 sayılı TCK’nun 22/5 ve 61/1. maddeleri uyarınca herkesin kendi taksirli fiilinden dolayı, kusurunun ağırlığına göre ayrıca sorumlu tutulması gerekmektedir. Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında ise bilinçli taksir düzenlenmiştir. Buna göre; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır” Basit taksirde, failin neticeyi bir dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali nedeniyle öngörememesi söz konusu iken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörebilmesine ve olası kasttan farklı olarak bu neticeyi kabullenmemesine rağmen, yanlış bir öngörü ile neticenin meydana gelmesini engelleyebileceğini ya da neticenin gerçekleşmeyeceğini zannetmektedir. Başka bir deyişle neticeyi öngörmekle birlikte, neticenin meydana gelmeyeceği yönünde yanlış bir öngörüye sahiptir. Objektif özen yükümlülüklerine aykırı davranmasından ortaya çıkabilecek neticeyi kendi yetenekleriyle engelleyebileceğini zannetmekte veya neticenin meydana gelmemesi yönünden şansına güvenmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın ağaç kesmek istediği arazinin hemen aşağısında Arhavi-Artvin arası Karayolları denetiminde işlek bir ulaşım yolu olduğu için 12, 14 ve 15 yaşlarında olan akrabası ve çocuklarını araçları durdurmaları amacıyla yönlendirdiği, ancak dosya kapsamında mevcut 30.06.2014 tarihli bilirkişi heyet raporunda da belirtildiği üzere, karayollarına bağlı ulaşım yolunda ilgili kolluk birimine haber vermeden, yol trafiğe kapatılmadan emniyet tedbiri uyarınca levha ve emniyet şeridi çekilmeden, ağaç kesim alanının etrafı fiziki engellerle çevrilmeden ağaç kesmesi nedeniyle asli ve tam kusurlu olduğu, aynı zamanda sanığın çocuk yaştaki üç kişiyi karayolunda önlem amaçlı bırakıp, olay yerinin karayolu yakınında olması sebebiyle trafik akışı gözönüne alınarak ilgili kurumlardan gerekli izni almayıp, kesim tekniğine aykırı eylemi sonucu öngördüğü neticenin meydana gelmeyeceği düşüncesi ile hareket etmek suretiyle, bilinçli taksirle hareketine devam ederek sonucun meydana gelmesine sebebiyet verdiğinden sanık hakkında TCK'nın 22/3. maddesindeki bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Hükmolunan adli para cezasının TCK'nın 52/4. maddesi uyarınca taksitlendirilmesi sırasında, aynı maddenin son cümlesi uyarınca taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken; infaz aşamasında nazara alınması gereken 5275 sayılı Kanun'un 106/3 maddesi gereğince de ihtarat yapılması ile “taksitlerden birisi süresinde ödenmediği taktirde, geriye kalan taksitlerin tamamının defaten tahsiline” denilmek suretiyle infazı kısıtlar biçimde karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince tebliğnamedeki isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 22.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.