İçtihatYargıtay18. Ceza Dairesi
Yargıtay 18. Ceza Dairesi · E. 2016/16485 · K. 2016/18242
- Esas No
- 2016/16485
- Karar No
- 2016/18242
- Karar Tarihi
- 28.11.2016
Karar Metni
18. Ceza Dairesi 2016/16485 E. , 2016/18242 K.
"İçtihat Metni"
Görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından sanık ... hakkında, son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair ....15. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/02/2016 tarihli ve 2016/24 esas, 2016/56 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 19/09/2016 gün ve 2016/305936 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanığın, 07/04/2015 tarihinde ....Adliyesine girerken ''....Cumhuriyet Başsavcılığınca Adliye Girişlerinde Uygulanacak Çalışma Talimatı ve Esasları'' başlıklı yazılı talimata aykırı olarak ''Açın buraları, bu kadar avukatı ne için bekletiyorsunuz, Başsavcı kim, ben ne onun talimatını tanırım ne de ....Barosu ile yapılan mutabakatı tanırım, ben avukatım, 1136 sayılı Kanuna tabiyim, beni kimse burada taramaya tabi tutamaz, buna kimsenin gücü yetmez'' şeklinde sözler söyleyip yanında bulunan eşyalarını x-ray cihazından geçirmesi gerektiğini belirten kolluk görevlisi müştekiyi eliyle itekleyerek ''bunun hesabını bana vereceksin'' şeklindeki söz ve eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 265/1 ve 125/3-a maddelerinde tanımlanan görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarını oluşturması karşısında, mevcut delillerin son soruşturmanın açılması için yeterli olduğu, delillerin takdir ve değerlendirilmesinin de son soruşturma aşamasında davayı görecek olan mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme;
1-Hakaret suçu açısından yapılan değerlendirmede;
5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nisbi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda; şüpheli avukatın, adliyeye giriş yaptığı sırada, müşteki güvenlik görevlilerine hitaben “Açın buraları, bu kadar avukatı ne için bekletiyorsunuz, Başsavcı kim, ben ne onun talimatını tanırım ne de ....Barosu ile yapılan mutabakatı tanırım, ben avukatım, 1136 sayılı Kanuna tabiyim, beni kimse burada taramaya tabi tutamaz, buna kimsenin gücü yetmez" şeklinde sözler söylediği anlaşılmaktadır. Söylenen bu sözlerin somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde olmadığı gibi, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta sövme fiili olarak kabulü de suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’de ifade özgürlüğüne ilişkin sözleşmenin 10. maddesini yorumlarken, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin demokratik toplumunun karakteristik özelliklerinden olduğunu, bu değerlere sahip olmayan sistemin demokratik toplum olarak adlandırılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların bu değerlere aykırı düşmemesi ve meşru amaçla orantılı olması gerektiğini, sadece zararsız ve lehte olan düşünceler değil, devlet veya toplumun bir bölümü için rahatsız edici, saldırgan veya şok edici düşüncelerin de maddenin korumasına gireceğini belirtmektedir. ( Handyside v Birleşik Krallık A 24 (1976); 1 EHRR 737 para: 49 PC.)
Yukarıda yer verilen mezuat hükümleri, AİHM kararı ve açıklamalar ışığında, ....15. Ağır Ceza Mahkemesinin, iddia olunan sözlerin kovuşturma açılmasını gerektirir nitelikte olmadığına ilişkin gerekçesi yerinde görüldüğünden, anılan kararın kanun yararına bozulmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
2- Görevi yaptırmamak için direnme suçu açısından yapılan değerlendirmede;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58/1. maddesinde; “Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır.” Aynı Kanun’un 59. maddesinde ise; “58 inci maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.
Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenliyerek dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir….Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır...” hükümleri yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı yapılacak soruşturmalarda genel usulden farklı olarak özel düzenlemeler getirmiştir. Buna göre kovuşturma izni üzerine düzenlenen iddianameyi inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, dosyadaki delilleri değerlendirerek son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verecektir. Bu düzenleme isnad edilen suçla ilgili yargılama yapılmasını gerektirir nitelikte delil bulunup bulunmadığının belirlenmesi hususunda mahkemenin takdir yetkisinin olduğunu göstermektedir.
İncelenen dosyada; Şüpheli hakkında, müşteki güvenlik görevlisi Harun Sarıhan’ı eliyle itekleyip, “bunun hesabını vereceksin” şeklinde söz söylemek suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçunun işlediği iddiasıyla düzenlenen iddianameyi inceleyen ....15. Ağır Ceza Mahkemesince, “Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Sanığın güvenlik görevlilerin elinden kolundan tutması üzerine kendini korumak ve duruşmaya yetişmek amacı ile hareket ettiği, kendisinin bileğinden yaralandığı, sanığın meydana gelen olayın akışına göre kendini korumak amaçlı hareket ettiği, herhangi bir suç kastının ve hakaret edici eylemin bulunmadığı ” gerekçesiyle son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
İnceleme konusu somut olayda, şüphelinin , TCK’nın 265.maddesinde belirtilen görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurlarını oluşturan eylemlerde bulunduğunun müşteki ve tanık güvenlik görevlilerinin beyanlarıyla doğrulandığı, dosya kapsamında temin edilen olaya ilişkin CD incelendiğinde, şüphelinin, kendisine çantasının x-ray cihazından geçirmesi gerektiğini belirten müştekiyi aniden itekleyerek adliyeye giriş yaptığı, 5271 sayılı CMK'nın 170/2 maddesi uyarınca son soruşturmanın açılması kararı verilebilmesi (iddianame düzenlenebilmesi) için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluştuğu görülmektedir. Şüpheli avukatın eyleminin, görevi yaptırmamak için direnme suçunun öğelerini oluşturup oluşturmadığının, lehine ve aleyhine toplanacak tüm kanıtların mahkemece, birlikte tartışılıp değerlendirilmesi sonucu belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan açıklamalara göre, son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin kararın, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Hakaret suçu açısından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
2- Görevi yaptırmamak için direnme suçu açısından şüpheli Avukat ... hakkında, ....15. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/02/2016 tarihli ve 2016/24 esas, 2016/56 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3- Sonraki işlemlerin aynı yasa maddesinin 4-a fıkrası gereğince yerinde tamamlanmasına 28.11.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.