KARŞI OY
1. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında temel uyuşmazlık, “davacı şirket aleyhine davalı tarafından düzenlenen idari para cezasına karşı ödeme yapılmadan önce kanun yoluna başvurulması ve Sulh Ceza Mahkemesince idari para cezasının yeniden belirlenmesi karşısında mahkemece belirlenen bu miktarı mahkeme kararına itiraz süresi olan 7 günlük süre içerisinde ödeyen davacının 5326 sayılı Kanunun 17/6 maddesinde öngörülen indirimli ödeme imkânından yararlanıp yararlanmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
2. Mahkemece; “davalının idari para cezasını yanlış hesapladığı, davacının kanuni hakkına dayanarak itiraz ettiği ve itirazında haklı görülerek alacağın daha az olduğuna karar verildiği, mahkemece hesaplanan borcu da davacının peşin ödediği, bir kimsenin ceza mahkemesine itiraz etme hakkını kullanmasının bir kusur gibi değerlendirilemeyeceği, indirimden faydalanmasının gerektiği” gerekçesiyle davanın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Özel Daire tarafından “5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17/6. maddesinde, kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisinin, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilâtını derhal kendisinin gerçekleştireceği, idarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçünün tahsil edileceği ve peşin ödemenin, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemeyeceğine dair düzenleme olduğu, yasanın bu açık hükmünden de anlaşılacağı üzere peşin ödeme indiriminin ön şartının kanun yoluna başvurulmamış olması olduğu, davaya konu olayda ise davacının önce tahakkuk ettirilen idari para cezasına karşı itiraz kanun yoluna başvurduğu, sonrasında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından belirlenen miktarı peşin ödeyerek peşin ödeme indirimi talebinde bulunduğu bu durumda peşin ödeme indirimi için yasanın aradığı ön koşulun gerçekleşmemiş olduğundan davanın reddi yerine kabulünün hatalı olduğu” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
3. Mahkemece bozma sonrası “5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17/6 m.’sinin hak arama hürriyetini engellediği, davalının peşin ödeme indirimi yapmamakta 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 17/6. maddesine göre şeklen haklı ancak hukuken haklı olmadığı, hem fahiş hesap hatası yapıldığı hem de davacının hatalı cezayı ödedikten sonra hak arama yoluna gidebileceği gerekçesi ile peşin ödeme indirimi uygulanmadığı, hukukun açık ihlali karşısında kendisinden hakkaniyete uygun olmayan para cezasını ödemesi istenen davacının, temel hak ve hürriyetlerden olan hak arama hürriyetini kullanması cezalandırıldığı, İdarenin hak ve yetkilerini kullanırken titiz olmasının beklendiği, para cezası hesaplamasında titizlik göstermeyip, mükellefin Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmeden para cezası ödemesinin beklenmesinin hukuk devleti anlayışına uygun düşmediği, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 17/6. maddesine rağmen TMK'nun 4. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak önceki kararda direnilmesine” karar verilmiştir.
4. Direnme kararının temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi benimsenerek, “idari para cezası uygulanan davacı şirketin yargı yoluna başvurması nedeni ile Kabahatler Kanunu’nun 17/6 maddesi uyarınca indirimli ödemeden yararlanamayacağı” gerekçesi ile yerel mahkemenin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
5. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenler ve özellikle AİHS’nin 6. maddesindeki hak arama özgürlüğüne, mahkemeye erişim hakkına ve özellikle hak arayan ile aramayan arasında ayrım yapıldığından eşitlik ilkesine aykırı olduğundan katılınmamıştır.
6. Hak arama özgürlüğü (Mahkemeye erişim hakkı):
Bilindiği üzere, hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. Hak arama özgürlüğü, medenî yargılama hukukunda dava hakkı, icra takibi hakkı, hakeme başvuru hakkı gibi yollara başvurabilmeyi ifade etmektedir.
7. Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
8. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ...konusunda karar verecek olan,...bir mahkeme tarafından davasının ...görülmesini istemek hakkına sahiptir..." yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir.
9. Anayasa Mahkemesinin bir kararında da "...Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir (Özkan Şen B. No: 2012/791, 07/11/2013, § 52)" şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
10. Anayasa Mahkemesi 2013/1752 başvuru numaralı kararında "... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010).." şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.
11. Eşitlik ilkesi (ayrımcılık yasağı):
Hukukumuzda eşitlik ilkesinin en temel pozitif dayanağı 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 10. maddesi olup, “Kanun önünde eşitlik” başlıklı maddede:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
12. Anayasanın 90/son fıkrasındaki “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” düzenlemesi ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerine, kanun hükümlerine nazaran üstünlük tanınmıştır.
13. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 2. maddesine göre “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.”. Bildirgenin 7. maddesinde, “Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından istifade hakkını haizdir. Herkesin işbu Beyannameye aykırı her türlü ayırdedici mualeleye karşı ve böyle bir ayırdedici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.”
14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) “Ayırım Yasağı” başlıklı 14. maddesinde de “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
15. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2. maddesinin 1. fıkrasında ise, “Bu Sözleşmeye Taraf her Devlet, bu Sözleşmede tanınan hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın, kendi toprakları üzerinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt eder.” düzenlemesi yer almaktadır.
16. Eşitlik ilkesine ilişkin ulusal ve uluslararası dayanaklara bu şekilde değindikten sonra “eşitlik” kavramını açıklamakta yarar bulunmaktadır.
Eşitlik, hukuk ve adaletin temel kavramları içinde yer alan ve sosyal devletler açısından vazgeçilmez bir ilkedir. Adaletin eşitlik ilkesinden ayrı düşünülmesi olanaksızdır. Eşitlik ilkesi, aynı durumda bulunan kişiler arasında haklı bir sebep olmaksızın farklı davranılmasını engelleyerek nihai anlamda adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir (Yıldız, G. B./İşverenin Eşit İşlem Yapma Borcu, Ankara 2008, s. 60). Eşitlik ilkesi herkesin her durumda eşit olması anlamına gelmeyip, belirli kişiler veya durumlar için bu ilkeden ayrılınması ve kişiler arasında fark gözetilmesi mümkündür. Ancak eşit kabul edilen kişiler arasında her farklı muamelenin makul kabul edilmesi de mümkün değildir (Karan, U./”Bireysel Başvuru Kararlarında Ayrımcılık Yasağı ve Eşitlik İlkesi", https://www.anayasa....tr/ media/4440/8.pdf, s.236).
17. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) göre; “Salt “eşitlik” kavramı, herhangi bir nesnel ve makul dayanağı olmaksızın aynı durumdaki bireylere farklı muamelede bulunulmamasına ilişkin gerekliliği ifade etmektedir. Bu kavramın somutlaştığı Anayasa’nın 10. maddesi “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle”; Sözleşme’nin 14. maddesi ise “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma” dayalı olan farklı muamele şekillerini yasaklamaktadır…” (Aziz Turan, Başvuru No: 2012/1269, Karar Tarihi: 08.05.2014, § 38). Benzeri sebeplere belirtmek gerekir ki temel hak olan kişi hak ve özgürlükleri de girer. Hak arama özgürlüğü de temel hak olduğundan, hakkını arayan ile aramayanı farklı işleme tabi tutmak ayrımcılık olarak kabul edilmelidir.
18. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2020 gün ve 2016/(7)22-370 E, 2020/201 K sayılı içtihadında “ücretin icra takibi yapana ödenmeyip, takip yapamayanlara ödenmesi”, temel hak ve hürriyetler arasında yer alan hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından çalışanlar arasında ayırımcılık olarak kabul edilmiştir.
19. Somut uyuşmazlıkta, davalı kurum tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30. Maddesine muhalefet nedeni ile aynı kanunun cezai hükümleri kapsamında 76.643,00TL idari para cezası kesilmiştir. Davacı şirket 15 günlük itiraz süresi içinde verilen cezanın hatalı olduğunu belirterek Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda kurumun kestiği idari para cezasının hatalı olduğu ve idari para cezasının 36.918,00 L olduğunu tespit etmiş ve bu yönde hüküm kurmuştur. Davacı şirkette bu belirlenen idari para cezasından peşin ödeme nedeni ile ¼ oranında indirimden yararlanmak için talepte bulunmuş, ancak davalı kurum yargı yoluna başvurduğu için bu indirimden yararlanamayacağını belirterek belirlenen idari para cezasını tahsil etmiştir. Davacı şirket indirim miktarının geri iadesi için bu davayı açmıştır.
20. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan ve indirim hükmü içeren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17/6 maddesine göre “İdari para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez”.
21. Madde düzenlemesi açıkça, idari para cezası için indirimden yararlanmayı kanun yoluna başvurmamaya bağlamıştır. Oysa bu düzenleme belirlenen süre içinde ödeme şartı ile indirim belirleyebilirdi. İndirimden yararlanmayı, kanun yoluna başvurmadan ödemeye bağlamakla, hak arayan ve aynı zamanda somut olayda olduğu gibi haklı çıkan ile hak aramayan arasında açıkça bir ayrım yapılmasına neden olunduğu gibi mahkeme kararı ile belirlenen idari para cezasına indirim uygulanmayarak mahkemenin verdiği kararı etkisizleştirilmektedir. Bu ise açıkça hak arama özgürlüğünün ihlalidir ve mahkeme kararını anlamsız hâle getirmektedir. İdari para cezasına itiraz eden ve kısmen de haklı çıkan tarafın elde ettiği hakkı, indirimden yararlandırmayarak ortadan kaldırmaktır.
22. Kabahatler Kanunun 17/6 madde düzenlemesi, hak arama özgürlüğü kapsamında hak arayanın elde ettiği hakkı, anlamsız kıldığı için AHİS’nin 6. maddesi ile ve hak arayan ile hak aramayan arasında bu temel hak yönünden ayrım yaptığı için aynı sözleşmenin 14. maddesi ile çatışmaktadır. Aynı zamanda bu düzenleme Anayasa’nın 10 ve 36. maddeleri ile de uyumlu değildir.
23. Hak arama özgürlüğü temel haklardandır. Temel haklara ilişkin uluslararası sözleşme hükümleri ile iç hukuk normunun çatışması hâlinde, Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca sözleşme hükümleri esas alınacaktır.
24. Uyuşmazlıkta AİHS’nin 6, 14 ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2. maddeleri uygulanmalıdır. Hak arama özgürlüğünü kullanan ve hak aradığı içinde haklı çıkan davacının, peşin ödemeden dolayı indirimden yararlandırılması gerekir.
25. Sonuç olarak, 76.643,00TL idari para cezası kesilen davacı, yargı yoluna başvurmadan ödeme yapsa idi, dörtte üçü olan 57.482,25TL ödemek zorunda kalacaktı. Ancak mahkeme kararı ile idari para cezasının 36.918,00TL olması gerektiği anlaşılmıştır. Bu durumda davacı taraftan yasaya aykırı olarak 20.564,25TL fazladan alınmış olunacaktır. Davacı yargılama sonunda haklı çıktığına ve mahkemece belirlenen idari para cezasını da peşin ödediğine göre ¼ oranındaki indirimden yararlandırılması gerekir.
26. Yerel mahkemenin direnme kararı sonuç itibari ile isabetlidir. Açıkladığımız gerekçelerle kararın onanmasını düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılınmamıştır.