Yargıtay 4. Hukuk Dairesi · E. 2017/1449 · K. 2021/670
Hukuk Genel Kurulu 2017/1449 E. , 2021/670 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Feridiye Polis Merkezinde polis memuru olarak görev yaptığını, davalıların Konya Emniyet Müdürlüğü makamına sunmuş oldukları dilekçe ile müvekkili hakkında; apartman aidatlarını ödemediği, apartman faaliyetlerine katılmadığı, apartmanda oturan diğer kişilere karşı rahatsız edici davranışlarda bulunduğu, apartman sakinleri arasında iftira atarak huzursuzluk çıkardığı ve Emniyet Müdürlüğüne ait polis aracını şahsî işlerinde kullandığını belirtilerek asılsız isnatlarda bulunduklarını ve Konya Valiliği İl Disiplin Kurulu Başkanlığınca müvekkili hakkında disiplin soruşturması açılmasına sebebiyet verdiklerini, Disiplin Kurulunun 17.06.2010 tarihli kararında müvekkili hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verildiğini, bu iftiralar neticesinde müvekkilinin itibarının sarsıldığını, çalıştığı kurum nezdinde küçük düşürüldüğünü, atılan iftiraya ilişkin olarak yapılan suç duyurusu üzerine ceza davası açıldığını ve Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/928 E. sayılı dosyası üzerinden devam eden yargılama neticesinde davalıların on ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiğini, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedildiğini ileri sürerek müvekkilinin kişilik haklarının ihlâli sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 50.000TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevabı: 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin davacı hakkında yasal şikâyet haklarını kullandıklarını, şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığının yeterli olduğunu, başkalarının da aynı olay karşısında müvekkilleri gibi davranabileceği hâllerde şikâyet hakkının kullanılmasının hukuka uygun nitelik taşıdığını, talep edilen manevi tazminat miktarının çok fazla olduğunu, zenginleşme amacı taşıdığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.05.2013 tarihli ve 2012/204 E., 2013/382 K. sayılı kararı ile; somut olayın özel hâl ve şartları göz önünde bulundurulduğunda, manevi tazminatın miktarında tarafların sosyal ekonomik durumları dikkate alınarak 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde adalet ve hakkaniyete uygun olarak zarara uğrayanda manevi huzur sağlaması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.06.2014 tarihli ve 2013/14850 E., 2014/9422 K. sayılı kararı ile; “…Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz olunmuştur. Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda davacı ile davalıların aynı apartmanda oturdukları, aralarında uyumsuzluklar bulunduğu, davalıların somut olgu ve emarelere dayalı olarak şikâyette bulundukları anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler ve somut olayın özellikleri göz önünde tutulduğunda, şikâyet hakkının kullanılmasında aşırılığa kaçılmadığı ve davalılar yararına hukuka uygunluk nedeninin oluştuğu benimsenmelidir. Şu durumda, davanın reddi gerekir. Mahkemece, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek istemin kısmen kabulü doğru görülmemiş,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 2014/592 E., 2015/112 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeler yanında, her ne kadar ceza mahkemesi kararının kesinleştiğinden söz edilmiş ise de, bu kararın ceza yargılaması bakımından kesinleşmiş bir karar sayılamayacağı, ancak buna dayanarak ceza mahkemelerinin sanıkla ilgili yaptığı yargılamanın da göz ardı edilemeyeceği, aksi hâlde şikâyet hakkını kullanan kişi ile ilgili yapılan ceza yargılamasının hiçbir değeri olmayacağı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları beş yıllık denetim süresi içerisinde yeniden aynı suçu işlemesi hâlinde ceza hukuku yönünden önceki verilen cezanın tefhim edilmesi şeklinde pratik bir anlamı var ise de manevi tazminat yönünden hukuk mahkemesinde yapılan yargılamada şikâyet hakkı kullanan kişinin yeniden böyle bir yola tevessül etmesini beklemenin davacı açısından geri dönülmez zararlara yol açabileceği, şikâyet hakkının amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı, bunun az da olsa bir delil ve emare bulunduğu iddiasına dayanarak şikâyet hakkı sahibi lehine yorum getirilmesinin mutlak doğru olmadığı, aksi takdirde hakkında şikâyet yapılan kişinin kendisine iftira attığı iddiasıyla yapılan şikâyete ve bununla ilgili ceza kovuşturmasına hiçbir değer atfedilemeyeceği, bozma ilamında belirtildiği gibi hak arama özgürlüğünün diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişinin salt başkasını zarara uğratmak için bu hakkını kullanamaması gerektiği, aksi takdirde kendisi hakkında şikâyette bulunan davalılarının cezalandırılmasını sağlayan ve onların yaptığı iftira nedeniyle kişilik hakları zedelenen davacının kullandığı yasal yolun boşuna tüketilmesi gibi bir anlam çıktığı, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle mahkemelerde davacı ve davalı olabileceği, müddeinin iddiasını ispatla yükümlü olduğu, bu hususun hem ceza hem de hukuk yargılamasında kendine özgü kurallarla iddia edene bu hak tanındığı, davalıların yaptığı haksız şikâyet sebebiyle davacının kişilik haklarının zedelendiği, davacı aleyhine zayıf ve dolaylı da olsa davalıların şikâyetini haklı kılan bir sebep bulunmadığı, davalıların davacıyı haksız bir şekilde şikâyet ettiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.