İçtihatYargıtay8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi · E. 2017/8808 · K. 2018/13658
- Esas No
- 2017/8808
- Karar No
- 2018/13658
- Karar Tarihi
- 04.06.2018
Karar Metni
8. Hukuk Dairesi 2017/8808 E. , 2018/13658 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ana-Baba Adının Düzeltilmesi/Değiştirilmesi İstemli
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin nüfus kayıtlarında anne baba bir kardeşleri olarak görünen ... ve ...'ın, gerçekte amcası ... ile ...'ın çocukları olduğunu ileri sürerek, nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesini istemiş; mahkemece, asliye mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun görevin belirlenmesi ve niteliği başlıklı 1. maddesinde mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirlendiğinden bu husus mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir.
Dosyada toplanan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davada, ... ve ...'ın annelerinin ..., babalarının ... olduğu halde, ...'ın, ... doğma çocukları gibi nüfusa tescil edildikleri ileri sürülerek, adı geçenlerin nüfus kayıtlarındaki anne ve baba adlarının iptali ile gerçek anne ve babaları olan ... ve ... olarak düzeltilmesinin istendiği, iddianın ileri sürülüş şekline göre ortada birbiriyle bağlantılı iki ayrı davanın bulunduğu, ilkinin mevcut nüfus kaydındaki anne ve baba kaydının iptali, ikincisinin ise gerçek anne ve baba üzerine kayıt istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Bir davada maddi olguları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme ise hakime aittir.
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.01.2008 tarih 2008/2-36-47 sayılı içtihadında da açıklandığı üzere, resmi sicilin belgelediği olgunun doğru olmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi sebebiyle mevcut kaydın düzeltilmesi davasıdır. Böyle bir dava sonucunda, kaydının düzeltilmesi istenen kişinin, o tarihe kadar kayıtlı olduğu haneden çıkıp, başka bir haneye tescil edilecek olması da, davayı soybağı davası haline dönüştürmez. Bu nedenle davacının birinci talebi, gerçeğe aykırı beyanla baştan beri yanlış olan sicilin düzeltilmesi niteliğinde olup, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesi kapsamına giren nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Davacının ikinci talebi olan gerçek anne ve baba hanesine kayıt istemi de anne yönünden çocukla ana arasındaki soybağı doğumla kurulduğundan yine nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında resmi sicilin belgelediği olgunun doğru olması baştan yanlış olarak kütüğe geçirilmesi söz konusudur. İkinci talep baba yönünden ise anne ve baba arasında evlilik ilişkisi bulunmadığı durumlarda soybağının düzeltilmesi davasıdır. Bilindiği üzere; baba arasındaki soybağı ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmü ile kurulur. Esasen soybağına ilişkin uyuşmazlıklarda, kişisel durum ile ilgili nüfus kaydında yer alan bilgi "doğru" olarak doğmuş ve kütüğe tescil edilmiştir. Bu doğru kayıt, daha sonra açılan bir dava, soybağının reddi veya sonradan evlenme yoluyla soybağına itiraz veya tanımaya itiraz veya tanımanın iptali yahut da af kanunları ile yapılan nesep düzeltmeye itiraz ile teknik olarak bir yanlışlığa dönüştürülmektedir.
Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup aile mahkemelerinin görevi kapsamındadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise asliye hukuk mahkemesinde bakılır.
Somut olayda dava; ... ve ..., ... ve ... çocuğu olarak gerçeğe aykırı beyana dayalı oluşturulan nüfus kaydının iptali ile annelerinin ..., babalarının da ... olduğunun tespiti ve buna uygun olarak nüfus kaydının düzeltilmesi istemine ilişkindir. Gerçek babanın ... olduğuna yönelik istem, anne ... ve baba olduğu iddia edilen Mahmut'un evliliğinin bulunmaması nedeniyle Türk Medeni Kanunu'nun 301 ve devamı maddelerinde düzenlenen babalığın tespitine ilişkin olup, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK.118-395) kaynaklanan bütün davalarda aile mahkemesinin görevli olduğu hükme bağlandığı ve aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekmektedir. Davadaki gerçek annenin ... olduğuna ilişkin istem ise nüfus kayıt düzeltim davası olup, görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Yukarıya alınan kanuni düzenlemeler ve yapılan açıklamalar dikkate alındığında, mahkemece babalığın tespiti talebi yönünden dava tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmesi ve asliye hukuk mahkemesindeki nüfus kaydının düzeltilmesi davasının sonucunun kesinleşmesinin beklenmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmesi,
Kabule göre de,
2-a) Kamu düzeni ile yakından ilgili olan soybağının tespiti davalarında, Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesinde belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanacağı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292/1. maddesinde ise, uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak ve ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkesin soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduğu, haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde hâkimin incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar vereceği hükme bağlandığından; mahkemece, açıklanan kanun hükmü gözetilerek somut olaydaki iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp alınacak rapor ile toplanan delillerin birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile davanın kabulü,
2-b) Nüfus kayıtlarında düzeltme istemine ilişkin davalarda, mahkemelerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmaksızın doğru sicil oluşturmak zorunluluğu bulunmaktadır. Somut olayda, gerçek annenin ... olduğunun tespiti halinde, nüfus kayıtlarına göre ... ile aralarında yaklaşık üç, Tabiye ile ise dört yaş fark kalacağından ve bir kişinin bu yaşlarda doğum yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, mahkemece kayıt engelinin ortadan kaldırılması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 04.06.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 2/2. maddesi, "... Aile Mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere Hakimler Ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemesince bakılır..." hükmünü içermektedir. Anılan maddede asliye hukuk mahkemesinin Kanun kapsamındaki dava ve işlere, "Aile mahkemesi sıfatıyla " bakacağına yönelik bir açıklamaya yer verilmemiştir.
4787 sayılı Kanun'un 2/2. maddesine uygun olarak, ... İlçesinde mustakil aile mahkemesi bulunmaması nedeniyle, tüm talepler yönünden dava Asliye Hukuk Mahkemesine açılmıştır.
Dava dilekçesinde; davacının nüfus kayıtlarında anne baba bir kardeşi olarak görülen ... ve ...'ın gerçekte davacının amcası ... ile ...'ın çocukları olduğu ileri sürülerek nüfus kayıtlarının düzeltilmesi talep edilmiştir. Talebe konu ... ve ...'ın annelerinin ... olduğunun tespiti istemi nüfus kaydının düzeltilmesine yönelik olup, görev asliye hukuk mahkemesine, babalarının ise ... olduğuna yönelik talep ise soybağı kurulmasına ilişkin olup görev aile mahkemesine aittir.
Mustakil özel yetkili mahkeme bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi özel yetkili mahkemenin görevine giren işleri özel mahkeme sıfatıyla görüp karara bağlar.
HMK’nun, “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297/1-a bendinde, “... mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa, hükmün hangi sıfatla verildiği”nin hükümde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Somut olayda ... Asliye Hukuk Mahkemesi tüm taleplerle ilgili karar vermiştir.
6100 sayılı H.M.K.’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1086 sayılı H.U.M.K’nun 428. maddesinde bozma nedenleri sayılmıştır.
1-Kanunun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması
2-Mahkemenin görevsiz olması
3-Birbirine çelişik kararlar verilmiş olması
4-Usulü Muhakemeye muhalefet edilmesi
5-Mesele-i maddiyenin takdirinde hata edilmesi
6-İki taraftan birinin davasını ispat için gösterdiği delillerin kanuni sebep olmaksızın kabul edilmemesi
Birinci bentte belirtilen, bir hukuk kuralının yanlış uygulanmasının, bozma sebebi sayılabilmesi için, verilen kararın hukukun bu yanlış uygulanmasına dayanması gerekir. Yani hukuk kuralının yanlış uygulanmış olması ile verilen karar arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır. (Baki Kuru- Hukuk Muhakemeleri Usulü-Beşinci Baskı 1991 3306 s.)
4. bentte belirtilen, usulü muhakemeye muhalefet edilmesinin hangi hallerde bozma nedeni olacağı son fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Bir usul hukuku kuralının yanlış uygulanmış olmasının bozma sebebi teşkil edebilmesi için verilen kararı değiştirebilecek nitelikte olması gerekir. Yani, o usul kuralı yanlış uygulanmasaydı karar başka türlü olacaksa, bu hal bozma sebebi kabul edilebilir. Somut olayda mustakil aile mahkemesi bulunmadığı için mahkemece soybağına yönelik talebin aile mahkemesi sıfatıyla görüldüğünün belirtilmemesi, HMK'nun 297/1-a da işaret edilen bir usul eksikliğidir. Bu usulün belirtilmemesi tek başına esas yönünden temyiz incelemesi ve değerlendirilmesi yapılmaksızın bozma nedeni yapılması, HUMK'nun 428/son maddesine uygun değildir.
Mahkemece soybağına ilişkin davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakıldığının belirtilmemesinin sonuca bir etkisi yoktur. Mahkemece tefrik kararı verildiğinde soybağına ilişkin davanın kaydedileceği, özel mahkeme sıfatıyla görülen işlerle ilgili ayrı bir esas defteri ya da kayıt şekli yoktur. Asliye hukuk mahkemesine açılan davalar aynı esas defterine kaydedilmektedir. Mahkemece aile mahkemesi sıfatıyla görülmesi gereken soybağı kurulmasına yönelik talep ile gerçek annenin tespitine yönelik talebe uygulanacak yargılama usulü de aynıdır. Tefrik kararı verilerek dosya başka bir mahkemeye gönderilmeyecek, aynı mahkemede aynı usullerle aile mahkemesi sıfatıyla görülecektir. Aile mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemelerinde aynı yargılama usul ve yöntemleri uygulanmaktadır. Mahkemece soybağı kurulmasına yönelik davaya aile mahkemesi sıfatıyla görüldüğünün yazılmamış olmasının, esasa ilişkin verilen kararı etkileyip etkilemediği, yani HUMK'nun 428/son maddesi uyarınca hükmün bozulmasının gerekip gerekmediği, ancak esasa ilişkin temyiz incelemesi ile anlaşılabilir. Mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya başka bir mahkemeye de gönderilecek değildir. Dava aynı mahkemede görülüp sonuçlandırılacaktır.
... Asliye Hukuk Mahkemesinin, soybağına yönelik davaya aile mahkemesi sıfatıyla baktığını belirtmemesi ancak sonuca etkili olmayan usuli bir eksiklik olarak kabul edilebilir. Sırf bu nedene dayalı olarak esasa yönelik temyiz incelemesi yapılmadan hükmün bozulmasının, 6100 sayılı H.M.K.’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1086 sayılı H.U.M.K’nun 428. maddesinin 1 ve 4 bendi ile son fıkrasına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının esaslı bir unsurunu teşkil eden makul süre içinde yargılanma hakkına, T.C. Anayasası'nın davaların en az gider ile ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması gerektiğine yönelik 141/3. maddesine, HMK'nun 30. maddesinde hüküm altına alınan usul ekonomisi ilkesine uygun düşmeyeceği, bu nedenlerle soybağı kurulmasına yönelik verilen kararda esas yönünden temyiz incelemesi yapılması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun 2. bentte yazılı bozma nedenine katılmıyorum. 04/06/2018