Yargıtay 13. Ceza Dairesi · E. 2018/154 · K. 2019/345
Ceza Genel Kurulu 2018/154 E. , 2019/345 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi Mahkemesi : İZMİR 3. Çocuk Sayısı : 537-1040 Sanık ...'ın hırsızlık suçundan TCK'nın 142/1-b, 143, 31/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası; iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan aynı Kanun'un 116/2-4, 119/1-c, 31/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İzmir 3. Çocuk Mahkemesince verilen 28.03.2013 tarihli ve 810-237 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 14.05.2014 tarih ve 21195-17566 sayı ile; "Dosyada mevcut Karşıyaka Adli Tıp Kurumunun 16.08.2012 tarihli raporunda hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarının hukuki sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği konusunda, içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce hazırlanacak rapor eşliğinde mahkemesince karar verilmesinin uygun olacağının belirtilmiş olması karşısında; suç tarihinde 12-15 arası yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK'nın 31/2. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği hususunda psikolog veya psikiyatrist uzman hekim raporu alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 24.11.2014 tarih ve 537-1040 sayı ile; "01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 20/1. maddesinde 'Bu kanunda gösterilen ceza ve tedbirlerin uygulanmasından önce küçüğün işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden bedeni, akli ve ruhi durumu mütehassıs kimselere tespit ettirilir.' denmek suretiyle uzman hekimden rapor alınması hükme bağlanmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 31/2 maddesinde 'Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla, müebbet hapis cezanı gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 31. maddesinin gerekçesinde 'Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, çocuk hâkimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hâkimi hazırlanan bu raporları ceza sorumluluğunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır.' denmek suretiyle suç tarihinde on iki yaşından büyük on beş yaşından küçük çocuklarda sosyal inceleme raporunun alınmasını zorunlu hâle getirilmiş ve çocuk mahkemeleri ile çocuk hâkimlerinin rahat çalışabilmesini sağlamak amacıyla bu raporları düzenleyecek sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve pedagog gibi uzmanlar çocuk mahkemelerinde görevlendirilmiştir. Ne 5237 sayılı TCK'nın 31. maddesinde, ne de 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 35. maddesinde on iki yaşından büyük on beş yaşından küçük çocukların işlediği fiil ile ilgili olarak fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı hususunda uzman doktordan rapor alınmasına ilişkin hiçbir düzenleme yapılmıştır. 2253 sayılı Yasa'nın yürürlükte olduğu dönem içerisinde on bir (on iki) ila on beş yaş içerisinde bulunan çocukların işledikleri iddia olunan yağma suçlarında, uzman doktorların çocukların işlediği fiil ile ilgili olarak 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama' durumlarını değerlendirmeden, 'işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden bedeni, akli ve ruhi durumu' hakkında düzenledikleri raporlarda farik mümeyyiz olduğuna karar vermeleri nedeniyle, yapılan yargılamalar sırasında çocuklarda fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin bulunmadığını düşünen Ağır Ceza Mahkemesi heyetleri 'suça sürüklenen çocuğun eyleminin yağma boyutuna ulaşmadığı veya yağma kastı ile hareket etmediği' gibi yasal olmayan gerekçelerle beraat kararları vermek zorunda kalmışlardır. Verilen kararlar yürürlükte olan kanun hükümlerine uygun olmamakla birlikte, vicdana uygun olması nedeni ile ilgili kurumlar tarafından yasal yollara başvurulmamıştır. Suça sürüklenen çocuklar hakkında rapor düzenleyecek uzman hekimlerin çalıştıkları alanlar gözetilmeksizin tıbbın hangi alanında çalışırsa çalışsın bir konuda uzmanı olması yeterli görülmüş ve akli durumu tam olarak değerlendiremeyecek göz hastalıkları, genel cerrah, genetik, dahiliye, hariciye, anestezi uzmanı gibi doktorlar tarafından düzenlenen algılama yeteneği ile ilgili raporların doğru sonuç vermeyeceği düşüncesiyle yasa koyucu bu uygulamadan vazgeçmiştir. 2253 sayılı Yasa'nın yürürlükte bulunduğu dönem içerisinde Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinde hürriyeti tahdit suretiyle yağma suçundan yargılanan on üç ila on beş yaş aralığında bulunan dört kız çocuğu yönünden Erzurum Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen adli raporlarda, suça sürüklenen çocukların bulundukları yaş dikkate alındığında suç tarihi itibarıyla 'hırsızlık suçunun farik ve mümeyyizi olduklarını' ancak üzerilerine atılı 'yağma suçunun farik ve mümeyyizi olmadıklarını' belirtmek suretiyle ikili bir ayrıma gidilmiştir. Bu raporlar İstanbul Adli Tıp İhtisas Kuruluna gönderilmiş, Adli Tıp İhtisas Kurulu da aynı yönde rapor vermiştir. Prof. Dr. ..., rapor tarihinde Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı ile Erzincan Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevlerini tıp ve hukuk fakültesi mezunu olması nedeniyle yapmakta olup hukukçu ve uzman tabip kimliğini birleştirirek suça sürüklenen çocukların işledikleri iddia olunan fiille ilgili olarak 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin var olup olmadığı' hususunu bu raporlarda değerlendirebilmiştir. Aynı zamanda hukuk ve tıp fakültesi mezunu olan uzman doktorları bulmak mümkün değildir. 01.06.2005 tarihinden sonra yapılan yasal düzenlemeler ile yasa koyucu hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin hukuki bilgiyi gerektirmesi nedeniyle, bu görevi uzman hekimden alıp çocuk hâkimine vermiştir. Dolayısıyla 2253 sayılı Yasa'nın 20/1. maddesinde uzman hekimden rapor alınmasına ilişkin düzenlemeden vazgeçilmiştir. Hâkimin hukuki bilgi gerektirecek konularda bilirkişiden görüş alması mümkün değildir. 5237 sayılı TCK ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nda yapılan düzenlemeler ile çocuk hâkiminin, işlediği fiille ilgili olarak suça sürüklenen çocuğun, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin var olup olmadığını değerlendirirken, mahkemeler bünyesinde görevlendirilen sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve pedagog gibi uzmanlardan, suça sürüklenen çocuğun içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında sosyal inceleme raporu alınmasını sağlayıp bu rapora göre değerlendirme yapması gerekmektedir. Mahkeme hâkimi, kendi hukuki bilgisi dışında kalan konularda bilirkişilerden rapor alabilir, ancak bilirkişilerin kararı verecek hâkimin yerine geçerek konu hakkında görüş belirtmesi mümkün değildir. Yargıtay 13. Ceza Dairesince bozma ilamında psikolog veya psikiyatrist uzman doktordan rapor alınması gerektiği belirtilmiş ise de; dosya içerisinde adli tıp uzmanından alınan rapor mevcuttur. Karşıyaka Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli Uzman Doktor ... 16.08.2012 tarihli raporunda; suça sürüklenen çocuğun sorulan sorulara mantıklı ve yerinde cevaplar verdiği, zaman ve mekan oryantasyonunun sağlıklı olduğu, maddi parametreleri tanıdığı, duygu durumunun stabil olduğu tespit edilip bu sonuçlara göre 16.08.2012 tarihinde küçüğün cezai sorumluluğunu azaltacak veya ortadan kaldıracak düzeyde akıl hastalığı, kişilik bozukluğu veya çocukluk dönemi psikopatolojisine ait bulgu tespit edilmediğini, üzerine atılı suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği konusunda içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce hazırlanacak rapor eşliğinde mahkemesince karar verilmesinin uygun olacağını belirtmiştir. Karşıyaka Adli Tıp Uzmanı ... raporunda, hâkimin yerine geçerek suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine dair görüş belirtmesinin mümkün olamayacağını, bunun, hâkimin taktirinde olduğunu belirterek kanun koyucunun amacına uygun raporun mahkememize ibraz edildiği kanaatine varılmıştır. Mahkeme hâkimi olarak adli tıp ve sosyal inceleme raporları ile dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı hırsızlık ve birden fazla kişi ile birlikte iş yeri dokunulmazlığını ihlâl suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin var olduğu kabul edilmek suretiyle cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükümlerin de sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2015 tarihli ve 33562 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 166-1268 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 21.03.2018 tarih ve 282-4075 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.