Yargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2019/634 · K. 2022/218
Ceza Genel Kurulu 2019/634 E. , 2022/218 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.04.2019 tarih ve 18-68 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "onama" istemli 16.12.2019 tarihli ve 100358 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Hükmolunan ceza miktarı yönünden yasal şartları oluşmadığından sanık ve müdafisinin duruşmalı inceleme istemlerinin CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 29.04.2019 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Mahkumiyet hükmüne yönelik olarak sanık müdafisinin 02.05.2019 tarihli ve süresi içerisinde sunduğu dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu, sanığın ise dilekçe vermediği, b) Temyiz dilekçesi içeriğinden; sanık müdafisinin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesini talep ettiği, c) Gerekçeli kararın sanığa 25.07.2019, müdafisine ise 24.07.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Sanık müdafisinin 30.07.2019 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçesini sunduğu, sanığın da aynı tarihli dilekçesiyle temyiz isteminde bulunduğu, Görülmekle temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşılmıştır. II) İDDİA: ''33205 sicil numarası ile Edirne İdare Mahkemesi, Malatya İdare Mahkemesi ile Malatya Bölge İdare Mahkemesi Üyeliği, Adana İdare Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Danıştay Üyesi olarak seçildiği, Danıştay Başkanlık Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 2016/27 sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 27. Maddesi ile Danıştay Üyeliğinin sonlandırıldığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Şüpheli Savunması: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 19.07.2016 tarihli müdafii huzurundaki savunmasında: Örgüt ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını belirterek atılı suçu kabul etmediğini, (Ek : 6/1-3) Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğindeki 20.07.2016 tarihli sorgusunda: Herhangi bir örgütün üyesi olmadığını, suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini, ( Ek : 6/11-53) İfade etmiştir. Deliller: ..., "Staj bitiminde Edirne'ye kura çektim. Edirne'ye gittiğimde orada idare mahkemesinde ... ..., ... ve ... isimli arkadaşlarla karşılaştım. Hatta evimi getirinceye kadar ... ve ...'ün birlikte kaldıkları Adliye lojmanında kaldım. Vergi mahkemesinde de ... Kazan, ...ve ... isimli arkadaşlar çalışıyordu. Bu dönem itibariyle de daha sonra tutuklanan ... ve ... isimli arkadaşların ben herhangi bir cemaat faaliyetlerine tanık olmadım. 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Danıştay üyeleri; ..., ..., ..., ..., ... ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., , ... , ... ... ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ... olmak üzere 44 kişi. Bu üyelere ilave olarak geçmiş kökenleri itibariyle bu cemaatle bağlantıları olmamasına rağmen ... ...ve ... isimli arkadaşların ise Danıştay'a geldikten sonra cemaat mensuplarıyla birlikte hareket ettiklerini duydum ve çok şaşırdım." Yukarılarda genel olarak cemaat mensuplarının organize hareket etmek suretiyle nasıl var olan sayılarının da üzerinde sonuçlar elde ettiklerini anlatmaya çalışmıştım. Yargıtay'da 2012 yılı sonunda veya 2013 yılı Ocak ayında yapılan üç adet yüksek seçim kurulu üyeliği şunu gösterdi ki cemaat mensupları sanki salt çoğunluğu ele geçirmiş gibi hareket ediyorlardı. İbrahim Bey ile beraber Yargıtay ve Danıştay'da cemaat mensubu olmayan üyeleri cemaat mensupları ile ilgili olarak bilgilendirmeye ve yönetim işlerine müdahale edebilmeleri için kendi aralarında bir istişare mekanizması kurulması için çalışma yapmaya karar verdikten sonra ben ihtiyaç duyduğum zaman İbrahim Bey'in de bilgisine başvurmak suretiyle önce Yargıtay'da sonra Danıştay'da cemaat mensuplarının ve diğer üyelerin sayılarının daire daire belirlenmesi amacıyla bir çalışma yaptım. Bu çalışmada Yargıtay'ın eski sosyal demokrat grubunu ikinci sütuna, cemaatçi üyeler ile bunların kontrolünde hareket ettiğini düşündüğüm Yargıtay Başkanını üçüncü sütuna, aralarında ufak tefek ton farkları olmakla beraber birlikte hareket edebileceğimizi düşündüğüm üyeleri de dördüncü ve beşinci sütunlara yazdım. Danıştay'a baktığımızda da tablonun benzer durumda olduğunu görebiliriz. Yine Danıştay'da cemaatçi üyelerin o zaman sabit kurul halinde çalışan İdari Dava Dairelerinde 7 üye, 1. Dairede 1 üye, 2.Dairede 3 üye, 3. Dairede (kökeni itibariyle cemaatçi olmamakla beraber Danıştay'a geldikten sonra bu arkadaşların kontrolüne giren Hasan Kabadayı'yı bunlardan sayarsak) 1 üye, 4.Dairede 3 üye, 5.Dairede 4 üye, 6.Dairede 3 üye ( yine kökeni itibariyle bu yapıdan olmamakla beraber Danıştay'a seçilme aşamasında irtibata geçerek, Danıştay'a geldikten sonra bunlarla birlikte hareket eden ... ...'u da bunlardan sayarsak) 4 üye, 7. Dairede 1 üye, 8. Dairede 5 üye, 9.Dairede 1 üye, 10.Dairede 2 üye, 11. Dairede 1 üye, 12 ve 13. Dairede 3'er üye, 14.Dairede 4 üye, 15.Dairede 3 üye şeklinde olduğunu görmekteyiz, Burada da 4 ve üzerinde üye bulundurdukları dairelere bakacak olursak İdari Dava Dairelerinde, 5. Dairede, 6. Dairede, 8. Dairede ve 14.Dairede bulunmaya özen gösterdikleri anlaşılmaktadır. Danıştay'ın toplam sayısına baktığımızda da 2013 yılı itibariyle yine üç blokla karşılaşmaktayız. Eskiden kalan kıdemli üyeler 56 kişi, cemaat mensubu üyelerin 47 kişi, cemaat mensubu olmayan milliyetçi muhafazakar demokrat üyelerin ise 50 kişi oldukları görmekteyiz. Danıştay'da da üç ana grup var ve yine sayıları bir birine yakın, hiç birisinin tek başına o zamanki salt çoğunluğa uluşamadığı, ( o zamanki salt çoğunluk 75 veya 76 idi sanıyorum.) buna rağmen cemaat mensuplarının Yargıtay'da olduğu gibi organize hareket ederek ve diğer gruplardan bazı üyeleri de etkilemek suretiyle salt çoğunluğa ulaşmaya çalıştıkları gözlemlenmiştir. (Ek 5/213, 232) ... alınan ifadesinde: 1995 yılı Eylül ayında Ankara'da Eğitim Merkezinde ve Danıştay'da staj yapacağım için Eylül ayında Ankara iline taşındım. Ben Ankara'da iken benimle bu yapı adına temas kuran ilk isim ... idi. ...beni sohbete davet etti. Bu sohbetler mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdü. Bu sohbetlere ve genel toplantılara katılan idari yargı kökenli stajyerlerin sayısı 40 civarındaydı. Ayrıca o dönem; bu yapıya mensup olup da adli yargı hakim adayı olan tanıdıklarımız da vardı. Bu isimler arasında; ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ... , ..., ..., ... ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...; ayrıca idari yargıdan olup da eski dönemden tanıdığım; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... isimli şahıslar vardı. Yukarıda ismini saydığım bu şahıslar bu yapıyla ilişkili bu yapıya müzahir ve bu yapıya iltisaklı şahıslardır." Danıştay da hangi dairelere kimlerin atanacağı üst kurul tarafından belirlenmekteydi. 32 ve 33 bin sicilli üyelerden oluşan bu yapıya ait bir grubun Danıştay'daki işleyişin nasıl yürütülmesi gerektiğini belirlediğini tahmin ediyorum. Ancak bu konuda somut bir bilgim yoktur. Bu grupta ..., ..., ..., ..., ... isimli üyelerin yer aldığını tahmin ediyorum. 8. Dairede bir yığılmanın olduğunu biliyorum. Bu dairede ... ..., ... ... , ... ve ... bulunmaktaydı. Ayrıca 2, 5, 12, 14, 15. dairelerde de bu örgüt yoğun bir şekilde yığılma yapmıştı. (Ek 5/400 ) ... alınan ifadesinde: "Danıştay'da üyeleri üç grupta toplayabiliriz. ...... cemaati mensubu olan üyeler, Yargıda Birlik oluşumu içerisinde yer alan üyeler, 2010 yılından önce seçilen kıdemli üye dediğimiz üyeler şeklinde grupları belirleyebiliriz. Eski üyelerin bazılarının hükümet aleyhinde düşündükleri biliniyordu. Ancak oylamalar sırasında bu ayrımın bazen keskin olduğunu söyleyemeyiz." "...... cemaati Danıştay'da etkin olmaya başlayınca, önemli olan dairelerde üye sayısı fazla tutuldu. Sayı olarak bakıldığında da Danıştay'ın 156 üyesinin 45'ine yakını ...... cemaat mensubundan oluşmaktaydı." "2011 yılında benim de seçildiğim Danıştay'a üye seçimleri sonucu ...... cemaat mensupları Danıştay'da etkin konuma geldi. Danıştay'da ...... cemaat mensupları daha önce de belirttiğim gibi önce daireler biçiminde sohbet gruplarına bölündü, bilahare oturdukları yer ve lojmanlara göre gruplara ayrıldı. Her grubun kendi mümessili olmakla birlikte bu mümessillerin bir araya gelerek toplanmalarını sağlayan daha doğrusu Danıştay'ın abisi unvanında kişinin başkanlığında kendi aralarında toplantılar yaptıklarını biliyorum. Bizim grubun abisi, mümessili ...'dı. Bu kişi aynı zamanda tüm grupların mümessili olan kişilerin bir araya geldiği grubun da abisiydi. ... abiliğinde toplanan mümessiller grubu Danıştay'da bir atama, görevlendirme için bir karar verilmesi gerektiği zamanlarda bir araya geldiklerini biliyorum. Bu kararlar önce sohbet gruplarında tartışılır, daha sonra mümessillerin bir araya geldiği gruplarda tartışılırdı. Ancak bazı durumlarda bu karar Yargıtay'da oluşan ...... cemaat grubunun istişare grubunda da tartışıldığını biliyorum." "... yapı ve birikim olarak fazla dolu bir insan olmadığı için Danıştay'da bulunan ...... cemaat mensuplarının yapılanmasının da Yargıtay'da bulunan ...... cemaat mensuplarınca yapıldığını görüyordum. Çünkü ... Danıştay'da yapılacak bazı işler için Yargıtay nezdinde istişare yapıldığını ve bu istişare sonucu bu karar alındı diye alınan kararı bize bildiriyordu. Bu istişare toplantıları sonucu hangi dairede kimin başkan olacağı, kimin nereye seçileceği gibi hususlar bize iletiliyordu." “Dönem arkadaşım olmasına rağmen Danıştay üyesi olana kadar ...... cemaati içinde olduğunu bilmiyordum. 2011 yılında ilk yapılan Danıştay üyeliği seçimlerinde HSYK tarafından ...... cemaati kadrosundan seçilmesinden sonra ...'ün bu cemaatten olduğunu anladım." (Ek 5/331, 385-386) Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. ... alınan ifadesinde: Şüphelinin ismini bu yapıya mensup olanlar arasında saymıştır. (Ek 5/364) ByLock Kayıtları Şüphelinin örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock'u bizzat kullandığına ilişkin iddianame düzenleme tarihi itibariyle bir tespit yapılamadığı, ancak; Kullanıcısı belirlenemeyen (401875 ID) ile (397066 ID) arasındaki 17.12.2015 ve sonraki tarihli iletişimde; (401875 ID)-—"Konu:dershane kararı, Abi dershane karar?n?n içeri?i ?u ?ekilde; Yönetmelikte ayn? çat? alt?nda üçten fazla ders verilemeyece?ine ili?kin hüküm yd kabul (6/4) ile sonuçland?. Bu iyi bir geli?me olabilir. mi? Dershane ad?nda faaliyet gösteremeyecekler ama yönetmeli?e dayal? olarak ders say?...?nda ...?n?rlama olmaks?z?n faaliyette bulunulabilecek. Ba?kan yüksel ... ö?ü?, kas?m davas, ..., ... kurumahmut, ... muhalifler: ........,... ... sert öte yandan, Yönetmelikte soru?turmas? devam eden kurumlar?n devir ve dönü?ümünü yasaklayan bir kural vard?. Yani malum bir sebepten dolay? soru?turma geçirenlerin devrine ve ba?ka bir e?itim kurumuna dönü?ümüne izin verilmiyor idi. Bu kural?n oybirli?i ile yürütmesi durduruldu. Dava konusu di?er hükümler yönünden oyçoklu?u ile yd ret karar? verildi." (Ek 2/1) (359056 ID) ile ( 401875 ID) arasındaki 18.02.2016 ve sonraki tarihli iletişimde; (359056 ID) -—"Konu:iŞYERİ AÇMA VE ÇALIŞMA RUHSATLARI ACİL VE ÖNEMLİ. Kanunlarda aksi açıkça yazılmadıkça bütün işyerlerinin işyeri açma ve çalışma ruhsatı alması gerektiğine karar verildi, Yurtlar için. Yurtlar ve en önemlisi dershaneler de bu karar kapsamında olduğuna göre dershaneler ve yurtlar için bu yönde işlem yaptırılabilir ve dershaneler için işlemin temelinde dershanelerin artık çalıştırılamayacağına dair mevzuata yer verdirilirse 17 olaya müdahil olur. Bu konuda gerekirse 8'le bir araya gelinmeli "uzmanlar" olarak. (herkes uzman değil) Şimdiye kadar MEB'nın verdiğinin dışında bir belge istenmiyormuş dershanelerden. Artık bunların yanında belediyelerden "işyeri açma ve çalışma ruhsatı da alınması" gerekiyor, bakkal dükkanı gibi. (Ek 2/2) Örgütün yüksek yargı yapılanması içerisinde yer alan, ... (203116 ID) ile (401875 ID) arasındaki 23.12.2015 ve sonraki tarihli iletişimde; (203116 ID)----"Konu:İLT: HAKPERESTLİK İMTİHANI -HOCAEFENDİ VE HİZMETİ NİÇİN DESTEKLEDİM (Kitap özeti) HAKPERESTL?K ?MT?HANI -HOCAEFEND? VE H?ZMET? N?Ç?N DESTEKLED?M (Kitap özeti) YAZAR: CEM?L TOKPINAR ???? 2013 Kas?m??nda dershanelerin kapat?lmak istenmesiyle ba?layan bir garip süreç her geçen gün hed" (Ek 2/7) (359056 ID) ile ... (203116 ID) arasındaki 12.12.2016 ve devam eden tarihlerdeki iletişimde; (359056 ID)-—"8. d. ile müşterekin yolunu kapatmayacak kararlar versek de bir dershane ya da yurt dosyası 8. daireye giderse yükselin eline firsat geçer. müsterek kararını engelleyebilir. müst kararı çıkarsa da mü; Viş'at. gününde hep retçi adamları heyete koyabilir. o yüzden 17'ye gitmesi çok önemli dosyaların. 8'le müstereke dair kararlar iyi. Fakat başkan 8'den yana yontuyordu. (Ek 2/3) ... (203116 ID) ile örgütün sivil imamı olmaktan hakkında soruşturma devam etmekte olan ... (57250 ID) ile 25.08.2015 ve devam eden tarihlerdeki görüşmede; (203116 ID)----"Abi 8e para konusuna girmeyin olurmu? Adli yıl açılır açılmaz arkadaşlar 8 dekilerle görüşür inş." (Ek 2/4) ... (57250 ID) ile (397066 ID) arasındaki 28.08.2015 ve devam eden, ve (143288 ID) arasındaki 09.12.2015 tarihlerdeki görüşmelerde; (57250 ID)---"abi 8 deki abiler mesaiye dikkat etseler hergün gelseler ve erken ayrılmasalar. Ders işi gürültüye gitmese. vebalini ödeyemeyiz abi. üçü de sizde ilgilenmenizi istirham ediyoruz. Şimdilik buradan görüşelim abi, abilerin moralinin yuksek tutmamiz gerekiyor abi bjrun icin moral bozuklugu yasayanlara yakin markaj uygulasak savrulmalara firsat vermesek deniyor. (Ek 2/2), (143288 ID)--"Şifanın bşr davası var Dsnıştay 8 de, (57250 ID)--- "hocam dosyanın bilgilerini tarik numara vs gönderebilirmisiniz, abi ilettim ilgilenecekler inş, inş. çalışır arkadaşlar ama maalesef 96100 olur demek zor. Oradan daha önce dershanelerle ilgili olumlu karar çıktı. inş bu da olumlu çıkar. Sizi meşgul etmeyeyim abi. bana bilgi gelince yazarım inş” (Ek 2/12-13) ... (203116 ID) ile 401875 ID) arasındaki 18.08.2015 ve devam eden tarihlerdeki görüşmede; (203116 ID)---Bende ulaşabilecekler konusunda ... Beye bilgi verdim. Allahın izniyle böyle bir Genelgeye karşı 8. Daireden olumsuz bir şey çıkması pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle ortalığı fazla velveleye veripte aksi tesir yapar mı diye de endişe ediyorum." (Ek 2/5) Danıştay'da üyelerin görev dağılımları ile ilgili tablo incelendiğinde; Haklarında örgüt üyesi olmak suçundan soruşturma ya da yargılama devam eden şüpheliler; ... ...'in 28.02.2011-23.07.2016, ...'ın 20.07.2012-23.07.2016, Bülent Olcay'ın 27.02.2012-29.12.2014, ... ... 'ın 28.02.2011-29.12.2014, şüphelinin Danıştay 8. Dairede 28.02.2011-23.07.2016 tarihleri arasında, ...'ın aynı dairede çalıştığı da dikkate alındığında, ...'in örgütün önem verdiği kritik öneme haiz davaların görüldüğü dairelerdeki üye sayısının yüksek tutularak salt çoğunluk ve lehe sonuç yaklaşımının geçerli olduğunun anlaşıldığı, Şüphelinin, örgüt stratejisi kapsamında kamuoyunda dersanelerin kapatılması tartışmalarının ve kapatmaya karşı iptal davalarının yoğun olarak açıldığı dönemlerde diğer şüpheliler ile birlikte ..., ..., ... ... ile birlikte 8. Daire üyesi olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Örgütün dersaneler gibi önemli gelir kaynağı olan bir hususta tanık beyanlarında da anlaşılacağı üzere kritik öneme haiz Danıştay 8. Daire'ye üye seçimini Yargıtay ve Danıştay 'da örgütün yöneticilerinin katıldığı danışma gruplarında ele alınıp değerlendirilerek görevlendirme yapıldığı, şüphelinin de bu kapsamda görevlendirildiği, ByLock içeriklerinden anlaşıldığı üzere örgütün dersanelerle ilgili gelişmeleri günü gününe takip ederek sivil imamlar vasıtası ile eski yüksek yargı mensuplarına yapılacak iş ve işlemlerin iletildiği, örgütün amaç ve faaliyetleri kapsamında destekleyerek seçilmesini sağladığı üyeleri takip ve kontrol altında tuttuğu, onlara örgütün stratejisi ve amaçları doğrultusunda kararların alınmasında seçtirdiği mensuplarını güvence olarak gördüğü, Dersanelerin kapatılması davaları açısından kritik öneme haiz 8. Daireye gelen dosyaların takip edilerek örgüt amaçları doğrultusunda sonuçlanması için çalışma yapıldığı, bu kapsamda, örgüt desteği ile seçilmiş mensuplarının mesaiye devamlarının dahi kontrol altında tutulduğu ve şüphelinin Danıştay 8. Dairede görülmekte olan Dersane dosyasında diğer şüpheliler ..., ... ile birlikte örgütün talepleri doğrultusunda oy kullandığı ve bu hususun ByLock görüşmelerinde açıkça ifade edildiği anlaşılmıştır. HTS baz analizi ile ilgili tespitlere geçmeden önce örgütün sivil imam yapılanması ile yapılan incelemede; Örgütün yargı içerisindeki yapılanmasında, örgüt mensubu olan hâkim ve savcıların asla gerçek isimleriyle bilmedikleri, örgüt jargonuyla abi/abla olarak nitelendirilen, örgüt mensubu olan yargı mensuplarına örgütün amaçlarını gerçekleştirmek için örgüt adına talimat veren, örgütün finansmanı için para toplayan, örgüt mensubu olan yargı mensuplarının örgütten olmayan kişiler hakkında verilen kişisel bilgileri, kurumsal bilgileri, örgüt hakkında soruşturmalar yapan kovuşturmalara bakan yargı mensupları hakkındaki bilgileri toplayarak menfi takip havuzunda birleştirmesi için faaliyetlerde bulunan, genellikle eğitimci olarak bilinen ancak herhangi bir eğitim kurumunda çalışmayıp, sadece örgüt içinde yer alan yargı mensupları ile örgüt jargonuyla abi/abla'sı işini yürüterek örgüt yapılanmasında görev alan, örgüt adına yaptıkları bu görev nedeniyle yaptıkları masrafları örgütten karşılayan, maaşlarını direk olarak örgütten alan, "Yargının Sivil İmamları" olarak nitelendirilen bu kişiler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/146249 sayıyla ayrıca soruşturma yürütülmektedir. Bu kapsamda ByLock içeriklerinden, sivil imamların Yargıtay ve Danıştay'da dosya takibi, yargı mensuplarının zimmetlenmesi, seçimlerin kilitlenmesi, blok oy kullanılması, takip edilecek medya organları ile gelişmelerin güncellenerek paylaşıldığı belirlenmiştir. İrfan Öksüz (63379 ID) tarafından diğer sivil imam ve örgüt sorumlusu olan "Bilge" kod ismini kullanan Halil İbrahim Şahin'e (422574 ID nolu) ait ByLock hesabına gönderilen “FW: ARGE-DT gündemleri” konulu e-posta mesaj metni: 1. Arge formatında 15 Ocak?a kadar adliye fotoları 2. Aralık sonuna kadar adliye arge list bu gündemi daha önce de birkaç kez yazmıştım. burada üçlü bir derecelendirmemiz var: ? Kendinden motorlu hizmet düşmanları ? Vagon halinde olan hizmet düşmanları ? Korku ve ya bir angajman ile (menfaat vb) önüne iş geldikçe hizmet aleyhinde iş yapanlar 3. hizmet aleyhine operasyon yapan tum hs lerin ayrica takibi ve yaptıkları her operasyon ile ilgili elimizdeki bilgiler de dahil (mümkünse) ayrı bir excelde arge formatında tutmamız gerekiyor. Bu çok önemli inşallah süreç dönünce bu bilgiler çok önemli olacak. Sıcağı sıcağına kaydetmemiz gerekiyor. Bu gündem ay sonu ilk dönütü alacağız ve bana 15 günde bir soracaklar. Yani istirhamımız ay başı ve ortası olarak iki defa dönüt verilmesidir. Muhtelif gündemler ?normal arge takviminde aylık olarak almamız gerekiyor. ? ybp lilerin kendi aralarındaki çatışmaları. YBP?lilerin kendi aralarındaki çatışmalara ilişkin olarak taşradan gelen bilgilerin paylaşılması. (Ek 2/19) HTS Baz Analizi Şüphelinin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 sayılı soruşturma dosyasında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen sivil imam listesinde yer almakta olan; ...ile 05.08.2014 tarihinde Nuh Nacı Yazgan Üniversitesi, Dere Mahallesi, Kocasinan/Kayseri adresinde yakın zaman aralıklarında aynı yerde oldukları tespit edilmiştir. (Ek 3/108) İrfan Öksüz'ün haklarında soruşturma ya da yargılama devam eden eski yargı mensupları; ... ile 01.08.2014 tarihinde, Olimpiyat Köyü Cennet çeşme, Balçova / İzmir, ... ile 27.07.2014 tarihinde, Ankara Eskişehir Yolu, 87. Km'si, Sivrihisar /Eskişehir, 19.07.2014 tarihinde, Kırıkkale Yolu, Hamit Kasabası, Akpınar / Kırşehir, aynı tarihte Kırtunex fabrika, Kırşehir, aynı tarihte Merkez Akpınar / Kırşehir ... ile 19.07.2014 tarihinde, Çalış (Nevtopaklı) Avanos / Nevşehir, aynı tarihte Kızılağıl, Hacıbektaş / Nevşehir, ... ile 09.04.2015 tarihinde 20. Cadde, 207 parsel, 13 Ada, 4589 Zümrüt Mahallesi, Kocasinan / Kayseri, 13.06.2015 tarihinde, Mahallesi, No:10, Kayseri Park AVM, Eşref Bitlis Bulvarı, Melikgazi / Kayseri, 12.06.2015 tarihinde, Altıntepe Caddesi, Arıkan Kıcıköy Mahallesi, Talas / Kayseri, 10.08.2014 tarihinde, Çelebi TV Vericileri, Çelebi / Kırıkale, 23.05.2015 tarihinde, Erciyes Üniversitesi Kampüs İçi, Voleybol Sahası Yanı, Sivil Havacılık Arkası, Melikgazi / Kayseri adresinde, Yakın saat aralıklarında aynı yerde oldukları tespit edilmiştir. (Ek 3/103-107) Şüphelinin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 sayılı soruşturma dosyasında, örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinde yer almakta olan şüphelilerle 2014-2016 yılı HTS Baz Analizi verilerinin incelenmesinden; Ayrıca Ankara merkezde 2014-2016 yılları arasında, Serhat kod adını kullanan Kürşat Demirci, Feyyaz kod adını ve (12237 ID)'yi kullanan ..., Erdal kod adını ve (402153 ID)'yi kullanan ..., ... kod adını (201653, 183563, 231783, 361682, 49392 ID)'leri kullanan ..., Kenan kod adını (47738 ID)'yi kullanan Hakan Ceylan, Gani kod adını (424755, 231783 ID) leri kullanan Alparslan Taşçi, İshak kod adını (402537 ID)'yi kullanan İsmail Çevirci, İsmail/Hakan kod adını (343928 ID)'yi kullanan ..., kod adını (427103 ID)'yi kullanan ... ..../Azmi kod adını ve (38776 ID, 183547 ID)'yi kullanan ...'ın her biri ile ile farklı tarihlerde farklı adreslerde olmak üzere aynı zaman aralıklarında aynı yerde bulundukları, birçok eski yüksek yargı mensubunun da bu baz çakışmasına eşlik ettikleri anlaşılmıştır. (Ek 3/1-17)'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık savunmalarında özetle; 15.07.2016 günü mesai bitiminde evine geldiğini, akşam ilerleyen saatlerde televizyonda darbe girişimine dair haberleri gördüğünü, ertesi gün öğleye doğru Danıştay Başkanlığından cep telefonuna gönderilen mesaj üzerine gittiği Danıştay Genel Kurulu Salonunda cübbesini giymiş hâlde toplantının başlamasını beklerken gözaltına alındığını, üç gün nezarethanede tutulduktan sonra yorgun ve uykusuz durumdayken alınan savcılık ifadesinden sonra sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklandığını, tutuklama kararında kişiselleştirme yapılmadığını ve yeterli gerekçe gösterilmediğini, hakkında hiçbir somut delil bulunmamasına rağmen çok önceden hukuka aykırı şekilde oluşturulmuş fişleme listeleri esas alınarak başlatılan soruşturmada suçüstü hâlinin bulunmadığını, Danıştay Kanunu'nun 82. maddesinde Danıştay üyelerinin şahsi suçları yönünden Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine atıf yapıldığını, ancak bu özel düzenlemeye riayet edilmeden CMK'nın 161/8. maddesine göre genel hükümlerin uygulandığını, bu nedenle görevsiz ve yetkisiz mercilerce yapılan işlemlerin ve alınan kararların geçersiz olduğunu, basın mensupları ve kameralar önünde gözaltına alınıp ismine de açıkça yer verilerek haberlerde yayın yapılmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini, dosyadaki bilgi ve belgelere ulaşma imkanının kısıtlama kararı gerekçe gösterilerek sınırlandığını, bu karara yönelik itirazına ilişkin başvurusuna cevap verilmediğini, lehe delillerin toplanmadığını, cezaevindeyken hukuk kitaplarına el konulduğunu ve iade edilmediğini, arama ve el koyma işlemlerinin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiğini, dijital materyallerin imajının alınmadığını, 2011 yılındaki Danıştay üyeliği seçimi için HSYK'nın ilan ettiği seçilme şartlarını taşıyanlara ilişkin listede kendisinin de isminin olduğunu, seçilmek için hiç kimseden talepte bulunmadığını, bu seçimler sırasında kimlerin görüşme veya pazarlık yaptığını ve isminin hangi saikle gündeme geldiğini bilmediğini, haberi ve bilgisi dışında gerçekleşen bu süreç nedeniyle suçlanmaması gerektiğini, yapılan seçimde diğer HSYK üyelerinden de oy aldığını, cemaatin listesinde yer aldığı için seçildiği iddiasını destekleyen hiçbir tanık beyanının olmadığını, mesleğindeki başarısı ve liyakati neticesinde seçildiğini, kürsüde verdiği kararları beğendiğini belirten 11. Daire başkanının talebi üzerine bu Dairede üye olarak çalışmaya başladığını, yaklaşık bir yıl sonra Danıştay Başkanlık Kurulunun oy birliğiyle aldığı 27.02.2012 tarihli kararla daireler arasında üye değişikliği yapıldığını ve bu kapsamda kendisiyle birlikte 11. Dairede görev yapan Bülent Olcay ile 2. Daire Üyeleri Yüksel Öztürk ve Yılmaz Akçil'in 8. Dairede görevlendirildiğini, bu hususta herhangi bir talebinin olmadığını ve düşüncesinin de sorulmadığını, daire değişikliğinin yapıldığı tarih itibarıyla dershanelerle ilgili olumsuz bir değerlendirmenin veya işlemin söz konusu olmadığını, dolayısıyla bu görevlendirmenin dershane ihtilafını çözdürmek amacıyla gerçekleştirildiğinin düşünülemeyeceğini, Danıştay 8. Dairede görev yaptığı dönemde Anayasa'ya ve kanunlara uygun olarak vicdani kanaatine göre dosyadaki bilgi ve belgeleri esas almak suretiyle karar verdiğini, hiç kimseden emir ve talimat almadığını, gerekirse beraber görev yaptığı başkan ve üyelere sorulabileceğini, üçüncü kişiler arasında geçen ByLock yazışmaları nedeniyle belli bir dairede görev yapmasından ve kararda imzası olmasından dolayı suçlanmasının mümkün olmadığını, ByLock mesajlarından sadece bir tanesinde isminin geçtiğini ve bu mesajda kendisiyle birlikte daire başkanı ve diğer üyelerin de isimlerinin yer aldığını, söz konusu mesajların bilgisi dışında gerçekleştirildiğini, dershanelere ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen kararlarda hâlen görevde olan Daire Başkanı Yüksel Öztürk ile Üyeler Alaattin Öğüş ve ... Kurumahmut'la aynı yönde oy kullandığını, bu kişiler hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadığını, yargı kararlarının gerekçeleri incelenmeksizin sonucunun taraflardan hangisinin lehine veya aleyhine olduğuna bakılarak değerlendirilmesinin sağlıklı olmadığını, zira bahse konu kararların Anayasa Mahkemesinin dershanelerle ilgili 2014 yılında yapılan kanun değişikliğinin bazı hükümlerini iptal eden kararının gerekçesinden hareketle verildiğini, mezkur iptal kararından sonra kanunla yapılması gereken düzenlemelerin yönetmelikle veya Milli Eğitim Bakanlığının 2015/23 ve 2015/25 sayılı genelgeleriyle yapılması ve bunlarda kanuna aykırı hususlara yer verilmesi nedeniyle kısmen oy çokluğu ve kısmen de oy birliğiyle yürütmenin durdurulmasına karar verildiğini, davanın taraflarının kimliklerine veya düşüncelerine ya da konjektürel şartlara göre değil hukuka uygun olduğuna inandığı şekilde karar verdiğini, nitekim ilk görev yeri olan Edirne İdare Mahkemesinde 28 Şubat sürecinde Trakya Üniversitesindeki başörtülü öğrenciler hakkındaki disiplin cezalarına ilişkin açılan davada da lehe karar verdiğini, bu kararın hiçbir baskı altında kalmadan sadece dava konusu işlemin hukuka uygun olup olmadığının denetimini yapmaya çalıştığını gösterdiğini, ayrıca tanık ...'in Danıştayda arkadaşlarına sorduğunda kendisi hakkında vicdanına göre karar verdiğini söylediklerini beyan ettiğini, tanık ...'ın da kendisinin örgütsel talimatlar doğrultusunda karar verip vermediğine yönelik soruya bu hususa ilişkin bir bilgisinin olmadığı cevabını verdiğini, hukuka uygun şekilde verilen kararlar nedeniyle suçlanmasının mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine aykırı olduğunu, somut bir suç olgusuna ilişkin olmayan tanık beyanlarının zanna dayalı, soyut ve afaki nitelikte olduğunu, tanıkların bu bilgilere nerede ve ne şekilde vakıf olduklarını açıklamadıklarını, tanık beyanlarında yer verilen algıyı hak edecek bir davranışının olmadığını, hangi düşünceden olursa olsun tüm arkadaşlarıyla iyi geçinmeye çalışan bir kişilik yapısının olduğunu, Danıştaydaki seçimlerde şu an Anayasa Mahkemesi üyesi olan kişiler lehine oy kullandığını, Danıştay Başkanlığı seçiminde de Zerrin Güngör'e oy verdiğini, cemaat mensubu olanlarla değil olmayanlarla samimiyetinin ve ailece görüşmesinin olduğunu, nitekim bu hususun tanık ... tarafından da belirtildiğini, tanık ...'in üçüncü kişilerin algılarını ve tahminlerini dile getirdiğini, ancak bunlara ilişkin somut bir olgunun ortaya konulmadığını, tanık ...'in soruşturma açılmasından veya meslekten ihraç edilmesinden korktuğu için gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu, bahsettiği listeyi kimden ve ne surette aldığını açıklayamadığını, tanığın savcılıkta alınan ifadesinde böyle bir listeden söz etmediğini, tanıklar ... ve ...'ın görgüye dayalı hiçbir bilgilerinin olmadığını, Bank ...'da eşi adına açılan hesabın önceki görev yeri olan Adana'daki evini Ankara'da bir kooperatife girmek için satmasından gelen parayı yatırma amacıyla 29.08.2013 tarihinde açıldığını, bu tarih itibarıyla örgüt liderinin herhangi bir talimatının bulunmadığını, faizsiz bir bankaya yatırmak amacıyla Etimesgut'a gittiklerinde karşılarına ilk çıkan banka olduğu için buraya yatırıldığını, paranın büyük bir kısmının birkaç ay sonra çekildiğini, kalan meblağın da değerlendirmek için oğlunun adına açılan dolar hesabına aktarıldığını, bu banka hakkında söylentiler ortaya çıkınca 16.01.2015'te paranın çekilip hesabın kapatıldığını, yapılan işlemlerin örgüt liderinin talimatıyla ilgisinin bulunmadığını, atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, örgütle hiçbir bağının olmadığını, örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer almadığını, örgüt üyesi olduğuna dair hiçbir delilin ortaya konulmadığını, İfade etmektedir. IV) MAHKEME KABULÜ: ''Sanığın, 33205 sicil numarası ile Edirne, Malatya İdare Mahkemesi ve Malatya Bölge İdare Mahkemesi üyeliği ile Adana İdare Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Danıştay Üyesi olarak seçildiği, Danıştay 11. ve 8. Dairesinde üye olarak görev yaptığı, Danıştay Başkanlık Kurulu’nun 17.07.2016 tarih ve 2016/27 sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 27. Maddesi ile Danıştay Üyeliğinin sonlandırıldığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği, Sanığın savunmaları ve dosya kapsamındaki belgelerden anlaşılmıştır. Tanık Anlatımlarının Değerlendirilmesi: 1) Tanık ...'in ifadelerinde özetle; Sanığı staj sonrası kura ile gittiği Edirne'den tanıdığını, Danıştay üyeliği seçimi için kendisinin hazırladığı listede sanığın ismine de yer verdiğini, seçimler için yapılan toplantıda sanığın isminin cemaatçiler tarafından gündeme getirilip getirilmediğini hatırlamadığını, üyelik seçimine kadar sanık hakkında cemaat diye bilinen o tarihteki yapıyla alakası konusunda bir bilgisinin olmadığını, Danıştaydaki sanığın arkadaşlarının sanık hakkında oluşan algıdan bahsettiklerini, sanığın cemaat bağlantısını bu Danıştaydaki söylentilere kadar bilmediğini, soruşturma aşamasında da sanığın bu yapıya mensup olduğunu bildiği kişiler arasında olduğunu, 2) Tanık ...'ın ifadelerinde özetle; sanığı staj döneminden tanıdığını, o dönemde irtibatının olmadığını bildiğini, Danıştay üyeliği sonrasında sanığın cemaatçi bilinen kişilerle aynı ortamlarda bulunduğundan bu yapıyla ilgisinin olduğuna kanaat getirdiğini, soruşturma aşamasında da sanığın bu yapıya mensup kişilerin kontenjanından Danıştay üyeliğine seçildiğini, 3) Tanık ...'in ifadelerinde özetle; sanığın Danıştay üyeliğinde ilk 51 kişi arasından seçildiğini, Danıştayda cemaatçi olanların basında isimlerinin yer aldığını ve isimlerin netleşmeye başladığını, sanığın bu kişilerle görüşmesini sürdürdüğünü, dershane kararında cemaatçilerin lehe karar verdiği noktasında bir duyum aldığını, sanığın oyunun olup olmadığını çok net hatırlamadığını ama 8. Dairede çalıştığı dönemde cemaatçilerin bu tür dosyalarda lehe karar verdiğini Danıştayda duyulduğunu, bu kanaatle ismini verdiğini, soruşturma aşamasında da sanığın bu yapıya mensup olduğunu bildiği kişiler arasında olduğunu, 4) Tanık ... Şahın'in ifadelerinde özetle; Samsun İdari Yargı Hakim Adayı olarak 1994 yılı Aralık ayında göreve başladığını, o dönem bir kaç kez Samsun'da bu yapının sohbetlerine katıldığını, aynı yıl Ankara iline taşındığını, Ankara'da ...'in kendisini sohbete davet ettiğini, bu sohbetlerin mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdüğünü, o dönem bu yapıya mensup olan isimler arasında sanık ...'ün de olduğunu, ismini saydığı bu şahısların bu yapıyla ilişkili, yapıya müzahir ve yapıya iltisaklı şahıslardan olduklarını, 2007 yılında Adana'ya denetime gittiği zaman cemaatçiler tarafından kendisine verilen cemaatciler listesinde sanığın da adının bulunduğunu, beyan etmişlerdir. Tüm bu beyanlar nazara alındığında, tanık beyanlarının birbirleriyle örtüştüğü, somut ve olaya dayalı bilgi verdikleri, sanıkla tanıklar arasında bir husumet bulunmadığı, sanıkla ilgili iftira atmalarını gerektirir bir durum ve sebebin bulunmadığı, tanık beyanlarının istikrarlı ve itibar edilebilir olduğu, örgüt üyesi olduğunu bildiklerini ve duyduklarını beyan eden kovuşturma aşamasında dinlenen ..., ..., ... ve ...'ın beyanları ile birlikte; sanık ...'ün 2011 yılında yapılan Danıştay üyeliği seçimlerinde cemaat mensubu olarak düşünülen HSYK üyelerinin önerdikleri isimler arasında olduğu hususunun tanık ...'ın beyanlarıyla doğrulandığı, staj döneminde sohbet toplantılarına katıldığı, teftiş sırasında kendisine verilen cemaatçi listesinde sanığın isminin bulunduğu hususunun tanık ...'in beyanı, örgüte ait kurum ve kişilere ilişkin davaların takibinde ve örgüt lehine kararların çıkmasında etkili olduğu hususunun tanık ... ve ...'in beyanlarıyla teyit edildiği anlaşılmış olmakla tanık beyanlarının sanık aleyhinde delil teşkil ettiği kanaatine varılmıştır. Sanığın Örgütle İlişkili Parasal Hareketleri: Örgüt Lideri ......’in, ulusal medyada yayımlanan 31.12.2013 tarihli çağrısında Bankasya’ya para yatırılması talimatı üzerine birçok örgüt mensubu kendisi, yakınları veya başka kimseler adına para yatırmıştır. Bu durum TMSF’den yapılan açıklamaya göre 29.05.2015 tarihinde temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona devredilmesine kadar sürmüştür. Örgüt liderinin çağrısı üzerine başka bankalardan borç alarak, evini, aracını satmak suretiyle para temin ederek Bankasya'ya yatıran mensuplara dahi rastlanmaktadır. Örgüt içindeki parasal hareketlerin gizlilik içinde yapıldığı ve örgütün eylemlerini finanse eden para kasası / kasaları olduğu anlaşılmaktadır. Sanığın tüm bankalardaki hesapları incelenerek FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı olan Banka, Şirket, Vakıf, Dernek, Sendika, STK veya gerçek kişilere yönelik yurt içi ve yurt dışı para aktarımını olup olmadığı konusunda 5549 ve 6415 sayılı Kanun gereğince Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK)’a sorulmuş olup, 25.07.2018 tarih ve 2018/MAR.16/01/144 sayılı mali analiz (MASAK) raporu Dairemize ulaşmıştır. Raporun yapılan incelemesinde; sanığın Bankasya'da hesabının bulunmadığı, örgütle iltisaklı kurumları parasal olarak desteklediğine dair bir tespite rastlanamamış isede; SGK ve Muhasebat kayıtlarında yapılan sorgulamada herhangi bir çalışma kaydı ile GİB kayıtlarında yapılan sorgulamada da herhangi bir meslek kaydına rastlanılmayan sanığın eşi ... tarafından Bank ... nezdinde Aralık 2013 öncesi katılım hesabı bulunduğu ve 12.06.2014 tarihinde yenilenen bu hesap kapsamında yer alan 25.812.31 TL'yi 07.07.2014 tarihi itibariyle çektiği ve aynı tarihte sanığın eşi gibi herhangi bir gelir kaydına rastlanılmayan ve sanıktan habersiz herhangi bir tasarrufta bulunamayacağı anlaşılan sanığın 18.04.1996 doğum tarihli oğlu...tarafından ... Katılım Bankası Ostim şubesi nezdinde 25.006,25 TL karşılığı 11.750 USD yatırmak suretiyle 07.07.2014 tarihinde ayrı bir katılım hesabı daha açtığı ve bu hesaba yatırılan mevduatın 16.01.2015 tarihinde çekildiği saptanmış olup bu hususların sanık aleyhinde delil teşkil ettiği kanaatine varılmıştır. Abonelik Kayıtlarının İptali: Türk Telekom A.Ş nin 06/02/2018 tarihli yazısında ... adına olan Tivi bu go aboneliğinin 08/06/2015 tarihinde başladığının ve 07/07/2015 tarihinde de aboneliğin iptal ettirildiğinin bildirildiği, söz konusu kanalların platformlardan kaldırılma tarihi 08.10.2015 olduğu gözetildiğinde bu hususlar sanık aleyhine delil olarak değerlendirilmemiş, hükme esas alınmamıştır. HTS Kayıtlarının Değerlendirmesi: Sanık adına kayıtlı GSM hatlarına ait baz sinyal bilgilerinin haklarında aynı suçtan soruşturma/kovuşturma bulunan yüksek yargı eski üyeleri ve sivil imamlara ait telefonlarla çakıştığı yönündeki iddialara, gerek sinyaller arasındaki zaman farkları, gerekse baz istasyonlarının bilinen kapsama alanları gözetildiğinde çakışma alanlarının özellik arz eden zaman ve mekanlara indirgenemediği, bu şekilde tesadüfen yüzbinlerce insanın baz sinyallerinin çakışma ihtimali bulunduğundan bu hususlar sanık aleyhine delil olarak değerlendirilmemiş, hükme esas alınmamıştır. Sanığa Ait Ev ve İş Yerinde Yapılan Arama ve El Koyma Tutanakların Değerlendirmesi; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103606 sayılı soruşturma kapsamında 25.08.2016 tarihinde yapılan ev aramasında "B 55898092 M" serisi 1 dolar bulunduğuna ilişkin tutanak düzenlenip Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinin 2016/15235 sırasında kayıtlı mühürlü poşet içinde delil olarak alınan B 55898092 M seri numaralı 1 Dolar'ın, örgüt mensubiyetini gösterdiğine dair kanuni ve takdiri delil elde edilmediğinden bu husus aleyhe delil olarak değerlendirilmemiş olup hükme esas alınmamıştır. Sanığa Ait Dijital Materyallere İlişkin Raporların Değerlendirmesi: Yapılan aramalarda ve el konulan dijital materyallerde suçun sübutuna dair bir veri elde edilmediğinden bu minvalde düzenlenen raporlar sanık aleyhine değerlendirilmemiştir. Örgüte Ait Kurum ve Kişilere ilişkin Davaların Takibinde ve Örgüt Lehine Kararların Çıkmasına İlişkin ve Sanığın İsminin Geçtiği Bylock Yazışmalarının Değerlendirilmesi: (203116 ID) numaralı hesabın kullanıcı ... ile (401875 ID) numaralı hesabın kullanıcısı ... arasındaki 18.08.2015 ve sonraki tarihli yazışmada; (203116 ID) "Bende ulaşabilecekler konusunda ... Beye (sivil imam ...’ın kod adı) bilgi verdim. Allahın izniyle böyle bir Genelgeye karşı 8.Daireden olumsuz bir şey çıkması pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle ortalığı fazla velveleye veripte aksi tesir yapar mı diye de endişe ediyorum." (203116 ID) "Sabah ... Kurumahmutla (8. Daire üyesi olduğu) görüştüm… kendisine de çok üst duzeylerden talep geldiğinden (Ben dersaneyle ilgili anladım) bahsederek 8.Daireden biktığını başka bir dairede görevlendirseler mutlu olacağını söyledi." ... (203116 ID) ile örgütün sivil imamlarından (57250 ID) numaralı hesabın kullanıcı ... kod ... ile arasında geçen 25.08.2015 tarihli yazışmada; (203116 ID) "Abi 8e para konusuna girmeyin olurmu? Adli yıl açılır açılmaz arkadaşlar 8 dekilerle görüşür inş." ... (57250 ID) ile (397066 ID) numaralı hesabın kullanıcısı ... arasında geçen 28.08.2015 ve sonraki tarihli yazışmada; (57250 ID) "abi 8 deki abiler mesaiye dikkat etseler her gün gelseler ve erken ayrılmasalar. ders işi gürültüye gitmese. vebalini ödeyemeyiz abi. üçü de sizde ilgilenmenizi istirham ediyoruz." (57250 ID)—"abilerin moralinin yuksek tutmamiz gerekiyor abi bjnun icin moral bozuklugu yasayanlara yakin markaj uygulasak savrulmalara firsat vermesek deniyor" (143288 ID) ile örgütün sivil imamlarından (57250 ID) numaralı hesabın kullanıcı ... kod ... ile arasında geçen 09.12.2015 tarihli yazışmada; (143288 ID) "bşr şey soracağım, sorayım mı? Şifanın bşr davası var Danıştay 8 de şimdi vu gün il sağlık dözlü olarak hastaneleri kaapatma ilr ilgili sözlü uyarı yapmış, Yazılı da gelirse çok sakat, davanın sonucu çok önemli durum nedir dşye bşr sorayım dedim, yok ama sizinkilerin haberi vardır diye düşünüyorum istersenşz alayım hemen, tmm. Bekliyorum" (57250 ID) "hocam dosyanın bilgilerini tarih numara vs gönderebilirmisiniz abi inş yanlış anlamamışsınızdır sizin bana yazmanızda bir sakınca yok o taraf işlemiyorsa diye söyledim. mesela bu dosyayı ilgili şahıs bilmiyor. abi ilettim ilgilenecekler inş inş. çalışır arkadaşlar ama maalesef %100 olur demek zor. oradan daha önce dershanelerle ilgili olumlu karar çıktı. inş bu da olumlu çıkar" (401875 ID) numaralı hesabın kullanıcısı ... ile (397066 ID) numaralı hesabın kullanıcısı ... arasındaki 17.12.2015 ve sonraki tarihli yazışmada; (401875 ID) "Konu:dershane kararı, Abi dershane kararının içeriği şu şekilde: Yönetmelikte aynı çatı altında üçten fazla ders verilemeyeceğine ilişkin hüküm yd kabul (6/4) ile sonuçlandı. Bu iyi bir gelişme olabilir mi? Dershane adında faaliyet gösteremeyecekler ama yönetmeliğe dayalı olarak ders sayısında sınırlama olmaksızın faaliyette bulunulabilecek. Başkan yüksel Öztürk, Alaattin ö?ü?, ..., ..., ... kurumahmut, ... muhalifler: ..., ......., ... ...r sert öte yandan, Yönetmelikte soruşturması devam eden kurumların devir ve dönüşümünü yasaklayan bir kural vard?. Yani malum bir sebepten dolayı soruşturma geçirenlerin devrine ve başka bir eğitim kurumuna dönüşümüne izin verilmiyor idi. Bu kuralın oybirliğiyle ile yürütmesi durduruldu. Dava konusu diğer hükümler yönünden oyçokluğu ile ile yd ret karar? verildi." Şeklinde yazışma içeriklerinde "..." olarak belirtilen kişinin 27.02.2012-23.07.2016 tarihleri arasında örgüt için kritik öneme haiz Danıştay 8. Dairede görevlendirilmesi sağlanan sanık ... olduğunun, ... (401875 ID) ile (359056 ID) numaralı hesabın kullanıcısı ... arasında geçen 18.12.2015 ve sonraki tarihli yazışmada; (401875 ID) "dersane kararinin olumsuz tarafi amk karari dersanenin ancak kanunla kapatilabilecegini soylemisti. yeni karar yonetmelikli de kapatilabilecegini söyluyor." (359056 ID) "E. Çakan ve A. K boş mu bırakılıyor acaba. Bunlar daha önce ılımlıydı. M. Ö A. K.'nın üstüne neden gitmiş, R. Ç. E.Ç. 'yi boş bırakmamalı bence, Eski dostu, ...'nun kocası da hep kardeşlik dostluk diyor neden böyle olduk diyormuş. Neredeyse ağlayacak şekilde Onlara denemez mi dershanelerin ne zararını gördünüz diye" (359056 ID "Kanunlarda aksi açıkça yazılmadıkça bütün işyerlerinin işyeri açma ve çalışma ruhsatı alması gerektiğine karar verildi, Yurtlar için. Yurtlar ve en önemlisi dershaneler de bu karar kapsamında olduğuna göre dershaneler ve yurtlar için bu yönde işlem yaptırılabilir ve dershaneler için işlemin temelinde dershanelerin artık çalıştırılamayacağına dair mevzuata yer verdirilirse 17 olaya müdahil olur. Bu konuda gerekirse 8'le bir araya gelinmeli "uzmanlar" olarak. (herkes uzman değil) Şimdiye kadar MEB'nın verdiğinin dışında bir belge istenmiyormuş dershanelerden. Artık bunların yanında belediyelerden "işyeri açma ve çalışma ruhsatı da alınması" gerekiyor, bakkal dükkanı gibi." ... (359056 ID) ile ... (203116 ID) arasındaki 12.02.2016 tarihli yazışmada; (359056 ID) "8. d.ile müşterekin yolunu kapatmayacak kararlar versek de bir dershane ya da yurt dosyası 8. daireye giderse yükselin eline fırsat geçer. müsterek kararını engelleyebilir. müst kararı çıkarsa da mü…. günunde hep retçi adamları heyete koyabilir. o yüzden 17'ye gitmesi çok önemli dosyaların 8'le müstereke dair kararlar iyi. Fakat başkan 8'den yana yontuyordu." ... (203116 ID) ile ... (401875 ID) arasındaki 23.12.2015 tarihli yazışmada; (203116 ID) Hocaefendi ve hizmet…" 2013 Kasımında dershanelerin kapatılmak istenmesiyle başlayan bir garip süreç her geçen gün hed" Şeklindeki görüşme içerikleri ile sanığın Danıştay 8. Dairesinde görev yaptığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın örgüt stratejisi kapsamında kamuoyunda dershanelerin kapatılması tartışmalarının ve kapatmaya karşı iptal davalarının yoğun olarak açıldığı dönemlerde diğer örgüt mensupları ile birlikte örgütün amaçları doğrultusunda dershanelerin kapatılmaması noktasında örgüt lehine oy kullandığı, örgüte ait kurum ve kişilere ilişkin davaların takibinde ve örgüt lehine kararların çıkması sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmıştır. SONUÇ: Sanık ...'ün 33205 sicil numarası ile Edirne, Malatya İdare Mahkemesi ve Malatya Bölge İdare Mahkemesi üyeliği ile Adana İdare Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunduğu, 24/02/2011 tarihinde Danıştay Üyesi olarak seçildiği, Danıştay 11. ve 8. Dairesinde üye olarak görev yaptığı, Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün içerisinde yer aldığı, mensubiyetinin İdare Mahkemelerinde görev yaptığı dönemde başladığı, üye olarak seçildikten sonra da örgüt mensuplarıyla birlikte hareket etmeye devam ettiği, teftiş sırasında denetim yapan müfettişlere verilen cemaatçi listesinde isminin bulunduğu, 2010 yılında yapılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri sonucunda, Kurulun çoğunluğunu ele geçirip istedikleri kararı çıkarma yetkisi elde eden örgüt mensuplarının, yapılan yasa değişikliğiyle Yargıtay ve Danıştay'a seçilecek üyelerin isimlerinin belirlenmesi noktasında listeler oluşturup toplantı yaptıkları, 24/02/2011 tarihinde HSYK’nın FETÖ mensubu olduğu iddia edilen üyelerinin gündeme getirmesi ile örgüt kontenjanından sanığın Danıştay üyeliğine seçildiği, Danıştay 8. Dairesinde görev yapan sanığın, başta bazı bylock yazışmalarından ve tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere örgüte ait kurum ve kişilere ilişkin davaların takibinde ve örgüt lehine kararların çıkmasında etkili olduğu, özellikle örgüt açısından önemli bir gelir kaynağı olan dershaneler konusunda diğer örgüt mensupları ile birlikte örgütün amaçları doğrultusunda dershanelerin kapatılmaması noktasında örgüt lehine oy kullandığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne örgüt üyesi olarak dahil olup bu birlikteliğini ve örgüte bağlılığını yakalandığı 16/07/2016 tarihine kadar devam ettirdiği, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun temadi eden kesintisiz suçlardan olup temadi yakalanma ile kesileceğinden sanığın yakalandığı tarihte temadinin kesildiği (16/07/2016 tarihli Yakalama Tutanağı), bu nedenle suç tarihinin 16/07/2016 ve öncesi olduğu anlaşılmakla; Sonuç olarak, tanıklar ..., ..., ..., ... beyanları, bilirkişi raporları, tutanaklar, HTS kayıtları, müzekkere cevapları ile tüm dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; eylemlerinde çeşitlilik ve yoğunluk bulunan sanığın, örgütün amacı, stratejisi devlet içinde özellikle ÜST YARGI ORGANLARI içinde yapılanması ve faaliyetleri itibariyle ülke genelinde devletin güvenliğine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzene ve bu düzenin işleyişine yönelik cebir, şiddet ve ağır suç teşkil edecek şekilde vahamet arz eden olayları gerçekleştiren FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyararşik yapı ve organik bütünlüğüne dahil olduğu ve üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun bu haliyle sübut bulduğu, sübut bulan suçtan sanığın cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar sanık savunmalarında suçlamaları kabul etmemiş ise de; oluşa uygun ve samimi bulunan tanık beyanları, HTS kayıtları, müzekkere cevapları, bilirkişi raporları ile tüm dosyada bulunan deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın savunmalarının suçlamadan kurtulma amacına matuf olduğu anlaşıldığından oluş ile uyumsuz olan savunmalarına itibar edilmemiştir.'' şeklindeki ifadelerle mahkumiyet kararının gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. V) TEMYİZ: Sanık ve müdafisi aynı mahiyetteki temyizlerinde özetle; Danıştay üyesi olarak görev yapmaktayken Danıştay Başkanının mesaj göndermesi üzerine gittiği Danıştay Genel Kurulu Salonunda bulunduğu sırada 16.07.2016 tarihinde gözaltına alındığı, soruşturmanın usul ve yasaya aykırı olarak görevsiz ve yetkisiz mercilerle başlatılıp yürütüldüğü, Danıştay Kanunu'nun 82/1. maddesinin atıf yaptığı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine göre Danıştay üyelerinin kişisel suçlarından dolayı özel bir soruşturma ve kovuşturma usulünün öngörüldüğü, suçüstü hâlinin söz konusu olmadığı, zira darbe girişimiyle hiçbir ilgisi bulunmadığı gibi örgüt üyeliği yönünden de gözaltına alındığı sırada işlediği herhangi bir fiilinin olmadığı, örgüte üye olma suçunun temadi eden bir suç olması nedeniyle yakalama anında suçüstü hâlinin de olduğu yönündeki değerlendirmenin yerinde olmadığı, hâl böyleyken CMK'nın 161/8. maddesinden hareketle genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin hukuka aykırı olduğu, AİHM'nin Alparslan Altan hakkında verdiği kararda yüksek yargı mensupları hakkında genel hükümlere göre soruşturma yapılmasının AİHS'nin 5/1. maddesi kapsamında özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğinin belirtildiği, soruşturma devam ederken çıkarılan 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik neticesinde dava açılıp açılmamasına karar verme görev ve yetkisinin Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulundan alınıp Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesinin kanuni hâkim ilkesine aykırı nitelik taşıdığı, soruşturma aşamasında yapılan işlemlerin ve alınan kararların görevsiz ve yetkisiz mercilerce tesis edilmiş olmaları sebebiyle hukuka aykırı olduğu, soruşturmanın çok önceden hukuka aykırı bir şekilde hazırlanan fişleme listeleri esas alınarak hiçbir delil olmaksızın başlatıldığı, delil olarak gösterilen beyanların ve belgelerin sonradan dosyaya girdiği, herhangi bir açıklama yapılmadan ve bir karar ibraz edilmeden basın mensupları ve kameralar önünde gözaltına alınıp radyo ve televizyonlarda ismi de belirtilerek canlı olarak yayımlanması nedeniyle şahsi ve mesleki itibarının zedelendiği, savunma alınırken kısıtlama kararından bahisle hiçbir delilin açıklanmadığı, ayrıca kısıtlılık kararı nedeniyle dosyaya erişim hakkından yoksun bırakıldığı, bu karara yaptığı itiraza ilişkin sonucun tebliğ edilmediği, hiçbir somut delil olmadan tutuklandığı, tutuklama kararında kişiselleştirme yapılmadan ortak tutuklama gerekçesi olarak kanundaki genel ve soyut ifadelere yer verildiği, tutukluluğa itirazları ve tahliye talepleri için duruşma yapılmadığı, lehe delillerin toplanmadığı, soruşturmanın makul sürede tamamlanmadığı, davaya bakma görevi Yargıtay Ceza Genel Kurulunda iken soruşturma açıldıktan sonra çıkarılan KHK ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesinin tabii hâkim ilkesine aykırı olduğu, kendisini yakından tanıyan tanık ...'in yapıyla ilgisi olduğuna dair somut bir görgüsünün bulunmadığı, üçüncü kişilerin algılarından ve tahminlerinden bahsettiği, tanık ...'ın gerekçeli kararda yer verildiği şekilde bir beyanının olmadığı, tam aksine yapı dışındaki dönem arkadaşlarıyla birlikte sosyal ortamlarda bulunduğunu beyan ettiği, bu tanığın da somut bir bilgisi olmaksızın kanaatlerinden bahsettiği, tanık ...'in Danıştay üyeliğine 2011 yılında seçilen 51 kişinin tamamının cemaat aracılığıyla seçildiğine dair beyanının gerçek dışı olduğu, zira tanığın o dönemdeki konumu itibarıyla bunu bilebilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca seçilen bu kişiler arasında hâlen görevde olanların bulunduğu, sadece 8. Dairede görev yapması nedeniyle dershaneler kararına ilişkin olarak tanığın duyumdan kaynaklanan kanaatini belirttiği, tanık ...'in beyanında bahsettiği listeyi kimden aldığını ve bu listenin ne surette verildiğini açıklayamadığı, savcılık ifadesinde bu listeden bahsetmediği, tanığın söylediği hususların doğru olma ihtimalinin bulunmadığı, tanıkla Adana'ya teftişe geldiğinde tanıştığı, daha öncesinde herhangi bir tanışıklığının olmadığı, aynı dönemde staj yapmadıkları, hiçbir temeli ve doğrulanabilir somutluğu olmayan bu beyanın delil değerinin bulunmadığı, tanıklar ..., ... ve ...'in kendisinin ismini bilgi sahibi oldukları için değil tutuklanan Danıştay üyeleri listesinde yer aldığı için saymak durumunda kaldıkları, tanıkların tutuklanma tehdidi altında ve çeşitli vaatlerde bulunularak beyanlarının alındığı, söz konusu beyanların somut bir suç olgusuna ilişkin olmadığı gibi bilgi ve görgüye de dayanmadığı, etkin pişmanlıktan yararlanan tanıklar hakkında CMK'daki tanıklığa ilişkin hükümlerin uygulanması mümkün olmadığından yeminsiz olarak dinlenmeleri gerektiği, kararda tanık beyanları değerlendirilirken bir bütün olarak ele almak yerine lehe kısımların görmezden gelindiği, zira tanıklar ..., ... ve ...'ın kendisinin örgüt üyesi olduğunu bildikleri hususunda hiçbir beyanlarının bulunmadığı, tanık ...'ın Danıştay üyeliğine hangi listeden ve nasıl seçildiğine dair beyanı olmamasına ve sadece seçildiğini öğrendikten sonra oluşan kanaatini belirtmesine rağmen cemaat mensubu olarak düşünülen HSYK üyelerinin önerdikleri isimler arasında yer aldığının tanık ...'ın beyanlarıyla doğrulandığı yolundaki kabulün hatalı olduğu, nitekim bu toplantıya katılmış olan tanık ...'in beyanlarının aksini gösterdiği, HSYK Üyesi ...'un beyanının da tanık ...'i doğruladığı, staj döneminde sohbet toplantılarına katıldığının ve teftiş sırasında verilen cemaatçi listesinde isminin bulunduğunun tanık ...'in beyanlarıyla teyit edildiğine dair tespitin yerinde olmadığı, örgüte müzahir kurum ve kişilere ilişkin davaların takibinde ve örgüt lehine kararlar çıkmasında etkili olduğuna dair tanıklar ... ve ...'in hiçbir beyanının bulunmadığı, tam tersine her iki tanığın da bu kabulü çürütecek ifadelerinin mevcut olduğu, eşi ve oğlu adına Bank ...'da katılım hesabı bulunmasının aleyhe delil olarak kabul edilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, zira söz konusu katılım hesabının faizsiz banka olması nedeniyle örgüt liderinin Aralık 2013'teki çağrısından önce 29.08.2013 tarihinde açtırılarak Adana'daki ev satımından gelen ailevi birikime dair paranın yatırıldığı bir hesap olduğu, bu bankanın da özellikle değil gelişigüzel şekilde seçildiği, yatırılan paranın büyük bir kısmının yaklaşık iki ay sonra çekildiği, kalan kısmın ise banka ve örgüt hakkında olumsuz haber ve söylentilerin artması üzerine 16.01.2015 tarihinde çekilerek hesabın kapatıldığı, talimat veya çağrı üzerine para yatırmanın söz konusu olmadığı, Danıştay üyeliğine Şubat 2011'de HSYK'nın örgüt mensubu olduğu iddia edilen üyelerinin gündeme getirmesiyle örgüt kontenjanından seçildiği iddiasının yerinde olmadığı, HSYK tarafından ilan edilen üye seçilme şartlarını taşıyanlara ilişkin listede isminin yer aldığı, ancak üye seçilmek için herhangi bir girişimde bulunmadığı, seçimler sırasında kimlerin neyi görüştüğünü bilmediği, diğer HSYK üyelerinin de oy vermesi neticesinde başarılı mesleki geçmişi, kıdemi ve liyakati itibarıyla seçildiği, örgütün listesinden seçildiğine dair hiçbir delilin olmadığı, dershanelerin kapatılmasıyla ilgili kararlarda örgütün amacı ve talebi doğrultusunda oy kullandığını kabul etmenin mümkün olmadığı, bu kararların hukuka uygun olup olmadıkları hususunda hiçbir değerlendirme yapılmadan kabulde yer verilmesinin hatalı olduğu, 11. Dairede görev yapmaktayken 8. Dairede görevlendirildiği 27.02.2012 tarihi itibariyle dershaneler hakkında herhangi bir tasarrufun ya da davanın gündemde olmadığı, dershanelerin kapatılmasına yönelik ilk düzenlemenin 14.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6528 sayılı Kanunla yapıldığı, dershaneler konusunun Danıştay 8. Dairesinin önüne ilk olarak gelmesinin ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı akabinde yasama organınca herhangi bir düzenleme yapılmaması üzerine Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan 08.08.2015 tarihli Yönetmelik değişikliğine ve yayımlanan 12.08.2015 tarihli ve 2015/23 sayılı Genelge ile 18.09.2015 tarihli ve 2015/25 sayılı Genelgeye karşı dava açılması üzerine olduğu, söz konusu kararı verirken Anayasa'ya ve kanunlara uygun şekilde hareket ettiği ve Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı nitelikteki iptal kararını nazara aldığı, hiçbir kimseden emir ve talimat almadığı, nitekim vicdanına göre hareket ettiğinin tanık ...'in beyanında da belirtildiği, ayrıca kendisiyle aynı yönde oy kullanan diğer üyeler hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı, yargılama faaliyeti kapsamında yargı yetkisini ve takdir hakkını kullanarak verdiği karar nedeniyle suçlanmanın mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkeleriyle bağdaşmadığı, üçüncü şahıslar arasında geçen ByLock yazışmalarının bu kararlar noktasında delil olarak değerlendirilemeyeceği, ilgisi ve bilgisi olmayan söz konusu yazışmalardan çıkarılan yorum ve tahminlerle hareket edilmemesi gerektiği, atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı, örgütle hiçbir ilgisinin bulunmadığı, örgütün evlerinde veya yurtlarında kalmadığı, örgüte müzahir derneklerde ve vakıflarda üyeliğinin olmadığı, ByLock kullanmadığı, Bank ...'da hesabının bulunmadığı, dijital materyallerde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, örgütün stratejisine aykırı şekilde 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilerin açtığı davalarda karar verdiği ve bu nedenle soruşturma geçirdiği, Danıştay 13. Daire Başkanı ...'ün seçiminde olduğu gibi Danıştaydaki diğer seçimlerde örgüt kararlarının aksi yönde kendi vicdanına göre oy kullandığı, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, Hususlarını beyan etmişlerdir. VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR: 1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ: a) Genel Olarak: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır. Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir. Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür. Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür. Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir. Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin; "1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür. Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir. Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar "suçüstü" olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir. Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (..., Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, .... 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir. b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli: Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir. Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri: Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir. Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi; "Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir. a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar, Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." Şeklindedir. "Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde; "...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi; "(1) Türk Ceza Kanununda yer alan; ... c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. ... (3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.", Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise; "(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...." Şeklindedir. "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli; "Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak; a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir. Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur. Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir. d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı: Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi) Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır. e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri: Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir. Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır. Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır. 2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla; "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir. Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir. Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra; "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir. 2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir. Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri: Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir. 2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi; "1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır. 2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür. 3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur. 4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir. 5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." , Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi; "76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.", Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi; "...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır. 2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir." Şeklinde düzenlenmiştir. "Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri: Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır. Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir. 6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi; "(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır. (2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir. (3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir. (4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur. (5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir. (6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir. (7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya; a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine, b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine, kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir. (9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...." Biçiminde son hâlini almıştır. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri: Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir. 2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ: Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları; a) Genel Olarak: Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır. Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. .... 348) b) Örgüt kurma: Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir. Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir. c) Örgüt yönetme: Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. d) Örgüt üyeliği: Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında; Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için; Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır. Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir. Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi) İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir. TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi ...... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir. 3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI: a) Genel olarak: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ...... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri: Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır. c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü: Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere; 15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi: Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. ...., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı) 4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir. ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı; 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur. 10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir. Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana serverdeki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır. B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ: B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması: Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre; a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma: Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir. Mahrem hizmetlerde, ...... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır. Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir. Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir. Örgüt dilinde mahrem yerler: -TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları), -Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri), -Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),