Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2019/749 · K. 2022/364
Hukuk Genel Kurulu 2019/749 E. , 2022/364 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2006 yılında eşi ...'den boşandığını ve babasından ölüm aylığı bağlandığını ancak davacının boşandığı eşiyle beraber yaşadığı iddiasıyla aldığı aylığın 2015 yılı Ağustos ayından itibaren kesildiğini, müvekkilinin eski eşinin boşandıktan sonra memleketi ... İli ... İlçesi ... Köyüne taşındığını, nüfus kaydını da oraya aldığını, tarafların ortak çocuklarının ölümlü ve yaralanmalı trafik kazasına sebebiyet vermesi nedeniyle hapis cezasına çarptırıldığını, müvekkilinin eski eşinin ortak çocuklarının kaza yaptığı sıralarda İzmir'e geldiğini, onun dışında ... gelmiş olsa dahi davacının yanına değil, kendi akraba ve hemşehrilerinin yanında kaldığını, tarafların bir arada yaşamasının söz konusu olmadığını ileri sürerek kesilen aylığın 2015 yılı Ağustos ayından itibaren ödenmesinin devamına, geç ödemelerle ilgili yasal faiz uygulamasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... (Kurum/SGK) vekili cevap dilekçesinde; 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde belirtildiği şekilde tarafların boşanmalarının muvazaalı olduğunu, boşandıktan sonra ayrılmamış gibi birlikte yaşamın devam ettiğinin anlaşıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Kararı: 6. Karşıyaka 1. İş Mahkemesinin 26.05.2017 tarihli ve 2015/504 E., 2017/250 K. sayılı kararı ile; 26.04.2017 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlere aynen yer verilerek dosyadaki resmî ve yazılı belgelere göre Kurum denetim memuru tarafından tutulan tutanağın aksinin davacı tarafından geçerli ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin Kararı: 7. Karşıyaka 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. 8. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 12.10.2017 tarihli ve 2017/1766 E., 2017/1234 K. sayılı kararı ile; denetim raporu kapsamında fiilen birlikte yaşama olgusunu ortaya koyan herhangi bir veriye, tanık anlatımı ve kayda ulaşılamadığı, anlatımlardaki çelişkinin gerekçe gösterildiği denetim raporunun, yasanın tanımladığı anlamda aksinin eşdeğer nitelikte kanıtlarla ortaya konulması gereken bir denetim raporu olarak kabulüne olanak bulunmadığı, Kurum denetim elemanı tarafından yapılan inceleme ve yargılama sürecinde yapılan araştırma sonucu elde edilen bilgilerde fiilen birlikte yaşama olgusunu kabule olanak veren bir bilgiye ulaşılamadığı, davacı tarafından sunulan ...'in çiftçilik belgesi, hukuk ve ceza mahkemelerindeki dava dosyalarına ilişkin bilgilerin ayrı yaşama olgusunu destekler nitelikte olduğu, davacının boşandığı eşinin aynı semtteki farklı adres nedeniyle davacıyla aynı aile hekimliğinde kaydının bulunması ve yılın belirli dönemlerinde Karşıyaka'daki hastanelerde muayene olmasının fiilen birlikte yaşama olgusunu kabule dayanak oluşturamadığı gibi önceleri kendi adına kiraladığı evlerde oturduğuna yönelik beyan ve kira ödeme bilgileri yanında bu beyanı destekleyen, elektrikli ev aleti ve mobilya servis fişlerindeki adres bilgileri ile daha sonra da zaman zaman İzmir'e geldiğine ilişkin beyanı ve yanında kaldığı kişinin denetim memuruna verdiği bilgi ve tanık anlatımları ile zabıta araştırması sonucu düzenlenen tutanak kapsamındaki tespitler ışığında değerlendirme yapıldığında, yılın genellikle kış aylarında gerçekleşen ve belirli sayıdaki muayene kayıtlarının fiilen birlikte yaşama durumunu kabule yeter kanıt oluşturduğundan söz etmeye olanak bulunmadığı, davacı lehine yer alan tüm kanıtlara karşın, bilirkişi raporunda da temel alınan ve mahkeme hükmüne dayanak oluşturan davacı aleyhine değerlendirilip davanın reddi yönünde hüküm kurulmasına yol açan kanıtın ise, ...'in 06.09.2010 tarihinde açılan banka hesabında yer alan ve daha sonra davacı tarafından kullanılan "... 5 Mah. 8927 Sk. No:1/5 ... " adresi olduğu ancak, nüfus kayıtları incelendiğinde, davacının öncesinde farklı adreste ikamet ederken 14.08.2011 tarihinde bu adrese taşındığı; ...'in ise nüfus kayıtlarında bu adresin yer almadığı gibi, 2011 yılında farklı adreste ikamet ettiğine ilişkin kayıt ve belgelerin dosyaya sunulduğu; aynı biçimde davacı yönünden de 2010 yılında başka bir evle ilgili kira ödeme belgeleri bulunurken 2011 yılında tespite konu adresteki ev için kira ödemesi yaptığı ve tarihsiz kira kontratı da bulunduğu, ...'in bankaya beyan ettiği adreste 2011 yılı ve sonrasında ikamet etmediğini gösteren tüm kanıtlar karşısında davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, dosya kapsamındaki kanıtların değerlendirilmesinde düşülen hatanın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı: 9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 10. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10.12.2018 tarihli ve 2017/6097 E., 2018/10408 K. sayılı kararı ile; “..IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı SGK vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesinde özetle; “davacı ile boşandığı eşinin boşandıktan sonra fiilen birlikte yaşamaya devam ettiklerini, inceleme raporuna yansıyan delil ve durumlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının yetim aylığı almak için muvazaalı boşandığı, boşandıktan sonra müşterek hayatlarının devam ettiğinin anlaşıldığı, davacının bu yönde oluşan kanaatin aksini ispatlayan bir delil sunmamış olması sonucu davasının reddi gerekirken istinaf mahkemesinin davanın kabulüne karar vermesinin hukuka aykırı olduğu, istinaf kararının davanın reddini teminen bozulması gerektiği belirtilmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava; 5510 sayılı Yasa'nın 56/2. fıkrası uyarınca boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeni ile ölüm aylığının kesilmesine ilişkin davalı Kurum işleminin iptali ile aylıkların kesildiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Davanın, yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada: “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenleme ile ölen sigortalının kız çocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılan eşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda, ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmiş aylıkların geri alınması öngörülmektedir. Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu, gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 59/2. maddesinde: “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” hükmü yer almaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasanın 20'nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 4857 sayılı İş Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacının ve boşandığı eşinin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiğini saptanmalı, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, davacının ve boşandığı eşinin kayıtlı olduğu adreslerde kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 15.12.2006 tarihinde eşi ...’den boşandığı, 21.06 2006 tarihinde vefat eden sigortalı babası üzerinden, hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla kendisine bağlanan ölüm aylıklarının, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından düzenlenen 14.04.2015 tarih, 2015/ÜA/038 sayılı Araştırma - İnceleme raporu uyarınca boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiği gerekçesiyle kurumca kesilerek, 21.10.2008 - 20.08.2015 süresinde borç çıkartıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz ettiğinden; dosya kapsamında her ne kadar davacı yanın komşusu olduğunu beyan eden davacı tanıkları dinlenilmiş ise de, belirlenen adreslerde, davacı yanın eski eşiyle birlikte yaşayıp yaşamadığının tespiti açısından gizli olarak yapılması istenen tahkikatlara ilişkin olarak, davacının eski eşi ...’in, vaki müdahalesinin söz konusu olması nedeniyle, yapılan tahkikatlar, Yerel Mahkemece şüpheli bulunarak değerlendirme dışı bırakılmış olduğundan, boşanan eşlerin tespit edilen adreslerinde birlikte yaşama olgusu yönünden re’sen belirlenecek komşu tanıklar ile ilgili muhtar ve azaların da dinlenilmesi suretiyle, “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin temyiz başvurusunun kabulü ile temyiz olunan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı bozulmalıdır..” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 15.05.2019 tarihli ve 2019/524 E., 2019/738 K. sayılı kararı ile; Anayasa Mahkemesinin 2017/29896 Başvuru numaralı kararında içtihat farklılığının adil yargılanma hakkı üzerindeki etkisinin irdelendiği belirtilerek ayrıca maddi vaka değerlendirmesi ve hukuka uygunluk denetimine yönelik öğreti görüşlerine yer verildikten sonra; taraflarca sunulan kanıtlar, konuya ilişkin Yargıtay içtihatlarının öngördüğü kurum ve kuruluş kayıtları, abonelik bilgileri ve zabıta araştırması yapılmış olduğu ve temyiz itirazında dahi toplanan kanıtlar ışığında davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilip eksik inceleme ve kanıt toplama itirazına yer verilmediği hâlde ek kanıt toplanması gereğiyle hükmün bozulmasının, hukuka uygunluk incelemesi kapsamına ilişkin yasal düzenleme ve öğreti görüşleri ışığında kabulüne olanak bulunmadığı belirtilerek ve önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.