IV. GEREKÇE
A. Suça sürüklenen çocuğa yüklenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçları bakımından eksik araştırmayla hükümler kurulup kurulmadığı
Mağdurenin aşamalarda suç tarihine ve olayın oluş şekline ilişkin çelişkili beyanlarda bulunması, buna karşılık olay tarihinde on altı yaşında olduğunu belirten suça sürüklenen çocuğun aşamalarda değişmeyen savunmalarında mağdure ile aynı yaşta bulunduklarını ifade etmesi, UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre mağdurenin 30.03.2015 tarihinde öldüğünün anlaşılması nedeniyle kemik grafilerinin alınmasının mümkün olmaması, yine mağdurenin 16.01.2016 tarihinde hayatını kaybettiği anlaşılan annesiyle diğer yakınları tarafından yaş küçüklüğü hususunda dosyaya yansıyan bir iddialarına rastlanmaması ve sağ olan kardeşleriyle arasında önemli yaş farkı bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde yapılacak araştırmaların uyuşmazlığın çözümüne etkide bulunmayacağı anlaşılmakla suça sürüklenen çocuk hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararının bu yönüyle isabetli olduğuna karar verilmelidir.
B. Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu bakımından eksik araştırmayla hüküm sonucuna ulaşılmakla suça sürüklenen çocuğun eylemlerinin hangi suçu oluşturduğu
1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Çocuğun cinsel istismarı suçu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın 103. maddesinde;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiş iken,
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 59. maddesi ile;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur", biçiminde değişikliğe uğramış,
02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 13. maddesi ile de;
"Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde son hâlini almıştır.
"Reşit olmayanla cinsel ilişki" başlıklı 104. maddesinin 1. fıkrası ise, suç ve hüküm tarihlerinde; "Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir.
TCK'nın 103. maddesinde üç grup mağdura yer verilmiş olup birincisi on beş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise on beş yaşını tamamlayıp on sekiz yaşını tamamlamamış çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan Kanun'un 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan değil, şikâyet üzerine 104. maddede düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan cezalandırılacaktır.
Gelinen aşamada TCK'nın 73. maddesine değinmektede fayda bulunmaktadır.
TCK’nın "Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar" başlıklı 73. maddesi;
"(1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.
(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Yasal düzenlemeden de anlaşıldığı üzere takibi şikâyete bağlı suçlar bakımından soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi yetkili kimsenin altı ay içinde şikâyette bulunmasına bağlı olup, bu sürenin başlangıcı fiilin ve failin bilindiği veya öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Mağdurenin olayın gerçekleştiğini iddia ettiği ilk eylemden yaklaşık beş yıl, en son gerçekleştiğini iddia ettiği eylemden ise yaklaşık iki yıl gibi makul olmayan bir süreden sonra şikâyette bulunması; kollukta alınan beyanında; suça sürüklenen çocuğun annesinin iki hafta önce annesi ...’ye; "Bak kızın hamile benim oğlandan, benden söylemesi." şeklinde sözler söylediğini, bunun üzerine ailesi tarafından suça sürüklenen çocukla evlendirilmek istendiğini ancak suça sürüklenen çocuğun evliliği kabul etmemesi üzerine şikâyetçi olmaya karar verdiklerini belirtmesi, mağdurenin Üsküdar Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazdığı dilekçede ise; 2006 yılında suça sürüklenen çocukla rızasıyla cinsel ilişkiye girdikten sonra hiç görüşmediklerine samimi bir şekilde yer vermesi ve aşamalarda mağdureyle rızasına aykırı olarak cinsel ilişkiye girmediğini belirten suça sürüklenen çocuğun savunmasının aksine, gerek mağdureyle zora dayalı ilişkiye girdiğine gerekse mağdurenin suç tarihinde on beş yaşından küçük olduğuna ilişkin bir delil bulunmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuğun mağdureyle zora dayalı olarak ve on beş yaşından küçük olduğu dönemde cinsel ilişkiye girdiği iddiasının şüphede kaldığı ve bu şüphenin de suça sürüklenen çocuk lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmakla suça sürüklenen çocuğun eylemlerinin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir.
Suça sürüklenen çocuğun eylemlerinin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması, mağdurenin 2005-2007 yılları arasında gerçekleştiğini iddia ettiği ancak suça sürüklenen çocuk lehine oluşan şüphe nedeniyle eylemlerin gerçekleştiği tarihlerde mağdurenin on beş yaşından büyük olduğunun kabul edilmesinde zorunluluk bulunması karşısında, mağdurenin altı aylık yasal şikâyet süresinden sonra 28.08.2009 tarihinde şikâyetçi olduğunu bildirmesi nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımının gerçekleşmesi sebebiyle düşmesine ve Yerel Mahkemenin bu suçtan kurulan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
C. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği
1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine eşe ibaresinden sonra gelmek üzere ya da boşandığı eşe ibaresi eklenmiş olup anılan madde son hâlini almıştır.
5237 sayılı TCK'nın "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçunu düzenleyen 234. maddesine 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’la eklenen 3. fıkra ile "Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine… cezalandırılır" hükmü getirilmiş, fıkranın gerekçesinde, "5237 sayılı Kanunun 234 üncü maddesine üçüncü fıkra olarak yeni bir fıkra eklenmiştir. 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 339 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, 'Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.' Bu hükümle, yaşı ne olursa olsun, çocuğa ana ve babasının bilgisi veya rızası dışında evi terk etmeme hususunda bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu hükmü, ana ve babasının bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında bulunduran kişiye çocuğun ana ve babasını veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yüklemek suretiyle tamamlamak gerekir. Çocuğun evi terk etmesinin ana ve babada büyük bir tedirginlik oluşturduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Belirtilen gerekçelerle, Türk Ceza Kanununun, 'Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması' başlıklı 234 üncü maddesine, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu rızasıyla da olsa yanında tutan kişiye çocuğun ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yükleyen ve bu yükümlülüğe aykırı davranışı suç olarak tanımlayan bir fıkra eklendiği" ifade edilmiştir.
Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere bu suçla korunan hukuki değer, veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkıdır. Kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evini terk eden çocuğu, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeden, rızasıyla da olsa yanında tutan kişi şikâyet üzerine cezalandırılacaktır. Çocuğun, kanuni temsilcisinin bilgisi ve rızası olmadan fakat kendi istek ve arzusuyla evi terk edip rızasıyla failin yanına gitmesi veya onun yanında rızasıyla kalması bu suçun oluşması bakımından ön şart niteliğindedir. Kanuni temsilcinin rızasının bulunması suçun oluşmasına engel olacaktır. Fail, çocuğun ailesine veya yetkililere bildirme yükümlülüğünü somut olaya göre belirlenebilecek makul bir süre içerisinde yerine getirdiği takdirde, çocuğu yanında tutsa bile eylem suç teşkil etmeyecektir.
TCK'nın 66. maddesinde; Kanun'da aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun'un 67. maddesinin üç ve dördüncü fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak Kanun'da belirlenen süre en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunmasının yanı sıra mağdurenin Üsküdar Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazdığı dilekçede; suça sürüklenen çocukla 2006 yılında rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini, sonrasında hiç görüşmediklerini, vicdan azabı çektiğini, suça sürüklenen çocuğun aldığı ceza miktarını duyunca üzülerek yaptığı hatanın büyüklüğünü anladığını belirtmesi, suça sürüklenen çocuğun ise aşamalarda istikrarlı olarak suçlamayı kabul etmemesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuğun eylemlerini mağdurenin rızasına aykırı olarak gerçekleştirdiği hususunun şüphede kalması, bu şüphenin lehe değerlendirilmesinin gerekmesi ve mağdurenin olay tarihlerinde 15-18 yaş aralığında bulunduğunun kabul edilmesi nedenleriyle suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun yaptırımının üç aydan bir yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup, TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereğince bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67. maddenin dördüncü fıkrası dikkate alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Suça sürüklenen çocuğun suç tarihi itibarıyla on beş yaşını bitirmiş, ancak on sekiz yaşını tamamlamamış olduğu göz önünde bulundurulduğunda, TCK'nın 66. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca asli dava zamanaşımı süresi 5 yıl 4 ay, kesintili dava zamanaşımı süresi ise 7 yıl 12 aydır.
Sonuncusunun 2007 yılında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 15.05.2014 tarihli suça sürüklenen çocuk hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurduğu mahkûmiyet hükmünden sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran bir nedenin bulunmadığı gözetildiğinde suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nedeniyle 7 yıl 12 aylık zamanaşımı 2015 tarihinde gerçekleşmiştir.
Bu itibarla, TCK'nın 66/1-e, 67/4, 66/2 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine, Yerel Mahkemenin bu suçtan kurulan direnme hükmünün açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.