Yargıtay 9. Hukuk Dairesi · E. 2020/21 · K. 2021/300
Hukuk Genel Kurulu 2020/21 E. , 2021/300 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince taraf vekillerinin istinaf istemlerinin davacı yönünden kabulüne davalılar yönünden esastan reddine dair verilen karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'un 19.05.2008 tarihinde davalılardan ... ve Traverten San. Tic. Ltd. Şti. tarafından işletilen mermer ocağında çalışırken mermer bloğun üzerine devrilmesiyle iki mermer blok arasında kalarak yaşamını yitirdiğini, meydana gelen kazada murisin kusurunun bulunmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla murisin eşi davacı ... için 2.000 TL, çocukları Faize ve... için 500'er TL ile kaza tarihinde cenin olup 16.06.2008 tarihinde dünyaya gelen Berivan Durğut için 500,00TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir. 5. Davacılar vekili 23.02.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini davacılardan ... için 175.209,55TL, Berivan Durğut için 45.319,53TL, ... Durğut için 19.039,41TL, ... için 2.405,28TL’ye yükseltmiştir. Davalı Cevabı: 6. Davalılar .... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, müvekkillerinin iş güvenliği mevzuatına aykırı davranışı bulunmadığını, kazanın meydana gelmesine kazazede işçinin dikkatsizliği ve kusurunun neden olduğunu, zararlandırıcı sigorta olayıyla ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Uşak İş Mahkemesinde açılan rücuen tazminat davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, kaza nedeniyle davacılara bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile müvekkili tarafından yapılan ödemenin maddi tazminat miktarından mahsubu ile maddi zarar tespit edildiği takdirde bundan hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Uşak 2. İş Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 2015/28 E., 2017/46 K. sayılı kararı ile; kusur ve tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporları esas alınarak, meydana gelen kazada müteveffa ...'un %25, davalı işveren şirketin % 70, davalı şantiye şefi ...'nın %5 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı ... için 175.209,55 TL, davacı Berivan için 45.319,53 TL, davacı ... için 19.039,41 TL, davacı ... için 2.405,28 TL maddi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 8. Uşak 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekillerince süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 31.05.2018 tarihli ve 2017/1505 E., 2018/873 K. sayılı kararı ile; davalılar vekilinin başvurusu yönünden ilk derece mahkemesinin kısa kararını 25.05.2017 tarihinde taraf vekillerinin katıldığı duruşmada açıkladığı, davalılar vekilince 29.05.2017 tarihinde verilen süre tutum dilekçesinde kararın eksik inceleme sonucu verildiği, gerekçeli kararın tebliği sonrasında ayrıntılı istinaf dilekçesi verileceğinin belirtildiği, gerekçeli kararın 09.06.2017 tarihinde tebliğ edildiği ancak 20.07.2017 tarihinde yasal süre geçtikten sonra gerekçeli istinaf dilekçesi sunulduğu, kaldı ki eksik inceleme ile karar verilmediği, bu nedenle davalılar vekili tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 352.maddesi gereğince gerekçeli istinaf dilekçesi yasal süresinde sunulmadığından, süre tutum dilekçesinde de istinaf kanun yoluna başvuru sebepleri ile gerekçeleri gösterilmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine; davacılar vekilinin başvurusu yönünden ise dava konusu iş kazasının 19.05.2008 tarihinde meydana geldiği, dava ve ıslah dilekçelerinde maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilinin talep edildiği, mahkemece maddi tazminat isteminin tamamı için olay tarihi olan 19.05.2008 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yanılgı ile dava ve ıslah edilen miktar ile ıslah tarihi gözetilerek faiz başlangıç tarihleri ile faiz türünün belirlenmesinin hatalı olduğu, bu yöndeki davacılar vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak faiz yönünden hüküm düzeltilerek yeniden karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 10. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 20.05.2019 tarihli ve 2018/6514 E., 2019/3874 K. sayılı kararı ile; “..Dava, sigortalının iş kazası sonucu vefatı nedeniyle sigortalının yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince davacıların gerekçeli istinaf istemleri hakkında esasa girerek karar verildiği halde; davalılar vekillerinin gerekçeli istinaf dilekçesinin yasal süre içerisinde verilmediği belirtilerek süre tutum dilekçesindeki sebeplerle bağlı inceleme yapılmış ve davalıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere yerel mahkemenin karar tarihinde yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 8/2.maddesine “İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür”. Aynı Kanunun 15. maddesine göre ise bu Kanunda açıklık bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunun hükümleri uygulanacağına işaret edilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre ise kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedir). Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun‘un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal“ olarak anlaşılması zorunludur. Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veye gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde dahi, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanmaları mümkün olduğundan, bu gibi hallerde bile gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir. Davanın tümden kabul veya tümden reddedildiği hallerde, reddedilen bir talebi bulunmadığından davacının veya davacı yararına kurulan bir hüküm bulunmadığından davalının kararı temyizde ilke olarak hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmekte ise de tarafların kararın gerekçesini temyiz etme hakları bulunduğundan gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmelidir. Nitekim davacı ve davalı vekilinin kararın tefhiminden itibaren yasal süresi içerisinde sundukları istinaf yoluna başvurularına dair süre tutum dilekçeleri ile kararı istinaf ettiklerini beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19/09/2018 tarih ve 2018/9-584 E- 2018/1332 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere; 1982 Anayasasının “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesi uyarınca, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”Ayrıca Anayasanın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı yer almış olup, gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27’nci maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. HMK'nın 27’nci maddesi uyarınca; "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı” dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin birinci bendinin ilk cümlesinde yer alan silahların eşitliği ilkesi, yine AİHS’ne göre, mahkeme önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın deliller de dâhil olmak üzere, iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması, tarafların denge içinde olması demektir. Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından da önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine, durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir. Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi”dir. Bu değerlendirmenin de karar gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK’nın gerekçesi m. 32). Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenip diğerinin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, davacı ve davalı vekillerinin süre tutum dilekçeleri ile süresi içerisinde yasa yoluna başvurdukları, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf incemesini yaptığı 31/05/2018 tarihi itibariyle dosya içerisinde bulunan ve davalılar veriline yerel mahkeme kararının tebliğinden itibaren makul süre içerisinde dosyaya sunulduğu anlaşılan, davalıların istinaf başvursunun gerekçelerini içeren 20/07/2017 tarihli dilekçesinin “hukuki dinlenilme hakkı” kapsamında incelenmek suretiyle, davalıların gerekçeli istinaf dilekçesindeki sebepler yönünden de bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davalılar yönünden süre tutum dilekçesindeki sebeplerle bağlı olarak karar verilmesi hatalı olmuştur. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile 6100 sayılı HMK’nun 371/1-ç maddesi gereğince Karara etki eden yargılama eksiklikleri gözetilerek, bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır..” gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 12. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 23.10.2019 tarihli ve 2019/1778 E., 2019/1246 K. sayılı kararı ile; HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf incelemesinin kapsamının istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olduğu, re'sen gözetilecek hususların ise kamu düzenine aykırılık hallerinde söz konusu olacağı, istinafa konu karar tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemleri Kanunu'nun (5521 sayılı Kanun) 8. maddesi uyarınca istinaf yoluna başvurma süresinin, karar yüze karşı verilmişse nihai kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmişse tebliği tarihinden itibaren sekiz gün olarak belirlendiği, HMK'nın 321. maddesi uyarınca kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması gerektiği, hükmün tefhim edildiği kısa kararda hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanmamış olması durumunda istinaf süresinin gerekçeli kararın tebliği ile başlayacağı, yasal düzenlemeler dikkate alındığında istinaf sebeplerinin belirtildiği dilekçenin istinaf başvuru süresi içinde verilmesi gerektiği, süresinden sonra verilen dilekçelerde belirtilen sebeplerin dikkate alınamayacağı, somut olayda davalılar vekilinin yüzüne karşı tefhim edilen 25.05.2017 tarihli kısa karardan sonra 29.05.2017 tarihinde istinaf dilekçesinin süre tutum şeklinde verildiği, açık bir istinaf sebebi belirtilmediği öte yandan gerekçeli kararın 09.06.2017 tarihinde tebliğine rağmen sekiz günlük istinaf başvuru süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığı, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama ve karar ile ilgili kamu düzenine aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek önceki kararda direnilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.