İçtihatYargıtay8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi · E. 2020/2184 · K. 2020/5283
- Esas No
- 2020/2184
- Karar No
- 2020/5283
- Karar Tarihi
- 22.09.2020
Karar Metni
8. Hukuk Dairesi 2020/2184 E. , 2020/5283 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin, Elatmanın Önlenmesi, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davalılar ....... yönünden davanın açılmamış sayılmasına, esas davanın ve birleşen davaların diğer davalıları yönünden kısmen kabulü ile, 17.04.2006 tarihli krokili raporda A harfi ile gösterilen 879,84 m2'lik kısmının tapusunun iptali ile, tescil harici bırakılarak kıyı vasfı ile terkinine, tapusu iptal edilen kısımdaki davalıların taşınmaza müdahalesinin men'ine, yapıların kal'ine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı Hazine vekili, asıl ve birleşen davalarında, çekişmeli 156 ada 292 parsel sayılı taşınmazın 1339 m2'lik bölümünün kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığını ileri sürerek, bu bölüm yönünden tapu iptal ve sicilin kütükten terkini, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuşlar, diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, ilk hükümle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 01/12/2010 tarihli ve 2010/9171 Esas, 2010/1216 Karar sayılı ilamı ile davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş, davacı Hazine vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.11.2011 tarihli ve 2011/11434 Esas, 2011/13405 Karar sayılı ilamı ile “...Gerçekten de; işin esası bakımından 5841 sayılı Yasanın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olması doğrudur. Ancak anılan yasa Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih, 2009/31 E. ve 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş, 23.7.2011 tarihinde de karar resmi gazetede yayımlanarak iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasanın 153.maddesine göre iptal kararı geriye yürümezse de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır ve kamu düzeniyle ilgili bütün haller istisnanın kapsamına girer. Öte yandan yargılama masraflarıyla ilgili olarak 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. ve 17. maddeleriyle 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A ve geçici 11. maddelerinde, “ kadastro işlemi ile oluşan tesbit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından açılan ve henüz infaz edilmemiş bulunan dava ve karalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dâhil yargılama gideri yükletilemeyeceği…” yönünde düzenlemeler getirilmiştir. Hal böyle olunca; işin esası hakkında 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirme, yapılmak ve yargılama masrafı yönünden de, 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözetilmek suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından karar bozulmalıdır.” gerekçeleriyle Dairenin 01.12.2010 tarihli ve 2010/9171 Esas, 2011/12616 Karar sayılı bozma kararının ortadan kaldırılmasına, kararın belirtilen gerekçe ile bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, davalılar ..,,,..., ... yönünden davanın HMK'nin 150.maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, esas davanın ve birleşen davaların diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile “... fen bilirkişisi ...'ın 17.04.2006 tarihli krokili raporunda A harfi ile gösterilen 879,84 m2'lik kısmının tapusunun iptali ile, tescil harici bırakılarak kıyı vasfı ile terkinine, tapusu iptal edilen kısımdaki davalıların taşınmaza müdahalesinin men’ine, yapıların kal’ine,” karar verilmiş, hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl ve birleşen davalar, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun'un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun'un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olayda, mahkemece, bozma ilamına uyulmuş ise de; bozma gerekleri doğrultusunda yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki, hükme esas alınan ( bozma öncesi) bilirkişi kurulu raporunda, bilirkişilerce tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile idare tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisi ve/veya çizgileri kroki üzerinde gösterilmemiş ve çakıştırma yapılmamış, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi arasındaki çelişkinin nedeni açıklanmamış, taşınmazda gözlem çukuru açılmak suretiyle gerekli inceleme yapılmamış ve komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumu araştırılıp değerlendirilmemiştir. Bu şekilde usulüne uygun şekilde kıyı kenar çizgisi tespiti yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Hal böyle olunca, Mahkemece yapılması gereken iş; oluşturulan bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumunun araştırılması, var ise komşu parsellere yönelik açılmış dava dosyaları da tespit edilerek dosya kapsamına alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Anılan yönler gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 22.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.