V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar.
Bölge Adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Temyiz Nedenleri:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının elde ettiği belgelerle müvekkilini ve ailesini vergi kaçırmakla suçlayarak, yurt dışına milyonlarca dolar para transfer ettiğini, müvekkilini bir takım terör örgütleri ile ilişkili olarak gösterme gayreti içine girerek faiz lobisine hizmet ettiğini aleni bir şekilde dile getirdiğini, davalı tarafından “Dünyanın en korkak adamı”, “Seni önüne gelen herkes kandırır”, “Herkesin oyuncağı ve maşası olursun” , “Senin hangi dümenleri çevirdiğini biliyorum” , “Her türlü tezgahı çevirir” , “Firavun” , “faiz lobisinin liderisin, onlara hizmet ediyorsun” , “Milletin kanını emdin sen, şeref ve namus yoksunu” , “Terör örgütüne yardım ve yataklık yaptın, şehidin ölüsünden edebiyat yaparsın” , “Gayri milli, şerefsiz” gibi ağır hakaretleriyle müvekkilini ..., ... ve ...
gibi terör örgütleriyle ilişkilendirmeye çalıştığını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca olaylara ilişkin olarak bir kısım dava dışı kişiler hakkında açılmış olan soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, davalının haksız fiili sebebiyle müvekkiline gerçek dışı ithamlarda bulunması, davacının doğrudan kişiliğini hedef alması, onur ve saygınlığına saldırıda bulunması nedeniyle telafisi mümkün olmayan bu zararın giderilmesi için davanın tamamının kabul edilmesi gerektiği gerekçesi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi hakiminin tarafsız davranmadığını, red prosedürünün uygulamaksızın talebin geri çevrildiğini, başta yurtdışına para gönderme olgusu olmak üzere dava konusu tüm olguların ispatına ilişkin toplanması talep edilen tek bir delilin dahi toplanmadan, tanık dinletme isteği karşılanmadan, yemin deliline ilişkin prosedür uygulanmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, esas yönünden ise, müvekkilinin dava konusu konuşmasında hakaret kapsamında görülebilecek tek bir ifadenin dahi bulunmadığını, konuşmada geçen tüm iddiaların doğru olduğunu, bu hususların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/200649 soruşturma nolu dosyasında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ile anlaşıldığını, kararda da görüleceği üzere, davalı tarafından açıklanan belgelerin Savcılığa sunulması sonrasında ... Bankası ve ...'a yazılan yazılara verilen yanıtlar ile belgelerin tamamının doğruluğunun tespit edildiğini, dolayısıyla müvekkili davalının açıklamasındaki iddiaların ispatlandığını, her ne kadar iddiaların doğru olmadığı söylenmiş ise de mahkemeye sunulan belge içeriği ile yurtdışında 1 Sterline kurulan ... isimli şirketin ortaklarından birinin ve yöneticisinin davacının akrabalarından ... olduğunun ispatlandığını, yargı tarihinde böylesine fahiş miktarlı bir diğer manevi tazminat kararının bulunmadığını, siyasetçilere ve yakınlarına yönelik eleştiri sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu, siyasetçi ve yakınlarının özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih ettiklerini, siyasetçi ve yakınlarının bu nedenle kendilerine getirilen eleştirilere daha geniş bir hoşgörü göstermek zorunda olduklarını, müvekkilinin açıklamalarının kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, hayali, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadeler kullanılmadığını, kişilik hakkının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara kesinlikle yer verilmediğini, yapılan eleştirilerin görünür gerçeklik kapsamında kaldığını, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını ve bu nedenle davanın tümden reddi gerektiği gerekçesi ile hükmün bozulması talebiyle temyiz isteminde bulunmuştur.
3.Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Davalı Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı ...'nun 13/02/2018 tarihindeki parti grup toplantısında davacı Cumhurbaşkanı ... hakkında sarfettiği sözlerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Dava konusu edilen 13/02/2018 tarihli grup toplantısında kişilik haklarına saldırı niteliğinde oluşturduğu iddiasına ilişkin sözlerin bir kısmı şu şekildedir;
“...Efendim hatırlar mısınız bilmiyorum. 17 Aralık 2017’de bir grup toplantısı yapmıştık ve ben ... Adası belgelerini açıklamıştım. Sahtedir diyorlardı, ben sormuştum, ... beye sormuştum. ... bey, senin oğlunun, dünürünün, kardeşinin, eniştenin, eski özel kalem müdürünün 1 Sterlin’e kurulan ... Adasındaki şirketle bağlantısı nedir diye sormuştum. Önce kaçtı cevap vermedi. Bir daha sordum, kaçtı cevap vermedi, bir daha sordum, sonra dedi ki bunların tamamı sahtedir dedi. Önce 29 Kasım 2017’de söylediği şu “Bugüne kadar o kürsüden salladığın her kağıt ya yalan ya yanlış çıktı, bu defa kendisini kimin, nasıl, hangi sahte belgelerle aldatıp o kürsüye çıkardığını bilmiyorum diyor. Benim adım ... Bey değil, benim adım ..., seni önüne gelen herkes kandırır, ama bu gariban kardeşinizi kimse kandıramaz. Kimse kandıramaz. Sen herkesin oyuncağı ve maşası olursun,
Hepsi sahte diyor, sonra defalarca ama defalarca sahte sahte sahte, götür savcılığa ver diyordu, verdik Savcılığa, Savcının iddianamesini okuyorum. Savcının iddianamesinden bir bölüm okuyorum. “Cumhuriyet ... Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın ... tarafından Cumhuriyet Başsavcılığımıza teslim edilen dekontlar üzerinde yapılan incelemede dekontlarda belirtilen para hareketlerinin, ... Bankasının 21/12/2017 tarihli yazısı ekinde gönderilen para hareketleri ile Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 22/12/2017 tarih ve Esas 34321 sayılı yazısı ekinde gönderilen raporda belirtilen para hareketleri ile aynı olduğu görülmüştür.” Yani diyor ki Savcı, ilgili genel başkan yardımcısının getirip bize verdiği belgelerle ... Bankasının ve ...’ın Mali Suçları Araştırma Kurulunun verdiği belgeler aynı belgelerdir diyor. Şimdi ben ... beye soruyorum; İstifa edecek misin? İstifa edecek misin? Namusun, namusun, şerefin ve haysiyetin varsa 1 dakika o koltukta oturmazsın.
Sahte diyordun. Sahte diyordun, avukatın da sahte diyordu, yandaşların da sahte diyordu, seni destekleyen herkes sahte diyordu, e verdik savcıya, hiçbirisinin sahte olmadığı çıktı ortaya, yahu zaten biz elli sefer araştırmadan konuşur muyuz? Benim adım ... bey mi? Benim adım ... , bakarım, ederim, soruştururum, araştırırım, ondan sonra konuşurum. Seni her önüne gelen aldatır. İlkokul mezunu çocuk bile seni aldatır. Obama seni aldatır, PKK seni aldatır, ... seni aldatır, YPG seni aldatır, ama bu kardeşinizi hiç kimse aldatamaz, hiç kimse! Ve sormuştum kendisine, "efendim bu bir ticari ilişki" demişti, "şirket sattılar" demişti. E soru sordum yahu, basit bir soru, "hangi şirketi sattı?" 1 Sterline ... Adasında kurulan bir şirkete 15 Milyon Dolarlık hangi şirketi sattın? Şerefin varsa bu soruya cevap verirsin, namuslu adamlarsa bu soruya cevap verirsin, şerefin ve namusun varsa, soruya cevap verirsin. Eğer benim sorduğum sorulara, benim sorduğum sorulara şeref ve namus sahibiysen, oturur adam gibi cevap verirsin. Sana söylüyorum, bana sorduğun her sorunun cevabını verdim ben. Bana sorduğun her sorunun cevabını verdim. Şimdi ben sana soru soruyorum, niye kaçak güreşiyorsun, niye korkuyorsun, neden cevap vermiyorsun? Ben de biliyorum senin niye cevap vermediğini, senin hangi dümenleri çevirdiğini biliyorum. Hanedanın o 1 Sterline kurulan şirkete 15 Milyon Dolarlık şirketi nasıl ve hangi gerekçelerle sattığını da çok iyi biliyorum. Sen bana otur adam gibi cevap ver, kaçak güreşme! Oturacaksın, Kılıçdaroğlu sen bu soruyu sordun, ben sana cevabını veriyorum diyeceksin Verir mi? Veremez efendim veremez, ne cevabı verecek. Cevap verecek hali mi var? Ancak yalan atar, iftira atar, karalama yapar, her
türlü tezgahı çevirir. Her türlü tezgahı. Kandırılan bir adam bu memlekete faydalı olamaz. Bakın, kandırılan bir adam bu memlekete faydalı olamaz. Bu memleketin başını belaya sokar, herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım.
Tabii kandırılıyor, memleketi bu hale getiriyor, ama memleketin bir de ekonomisi var, perişan vaziyette. Sanmasın ki ... bu soruları burada keseceğim. Sen cevap verinceye kadar bu soruları sana sormaya devam edeceğim. Milletin önüne, milletin huzuruna, yahu benim önüme çıkmaktan korkuyorsun, dünya kadar televizyonun var, niye çıkmıyorsun karşıma? Adamlarını da al gel, kimi istiyorsan al gel. Vallahi de billahi de yalnız çıkacağım. Neden biliyor musunuz? Neden korkuyor biliyor musunuz? Her firavunun bir ...'sı var biliyorsunuz. O firavunun ...'sı da benim, kimse bundan endişe etmesin. O firavunun ...'sı da benim. Biz namusumuzla siyaset yapıyoruz, Türkiye'nin çıkarlarını düşünerek siyaset yapıyoruz; yalan üzerine siyaset yapmıyoruz, cebimizi doldurmak için siyaset yapmıyoruz, çocuklarımıza dünürümüze akrabamıza yandaşımıza "git sen de ... Adasında bir şirket kur, Türkiye Cumhuriyeti Devletine vergi ödemeyelim diye kaçmıyoruz. Ülkemizi seviyoruz biz. Çünkü biz bu ülkenin çıkarlarını bütün çıkarların üstünde tutarız, bütün çıkarların. Hanedan oturmuş devletin başına, istediği gibi ahkâm kesiyor. Sanıyor ki, ben çok bağıracağım, çok çağıracağım Kilıçdaroğlu geri adım atacak. Sen kim oluyorsun da bize geri adım attıracaksın, sen, senin ne gücün yeter, ne de feriştahın yeter senin.
Ben şimdi size ...'ın konuşmasından bir bölüm okuyacağım, yeni yaptığı bir konuşma. Şöyle diyor Bay ...; "Birileri hâlâ görmezlikten geliyor. Geçenlerde bir banka kârını açıklıyor, 6 küsür milyar TL. Biz bu faiz lobisine mi çalışacağız?" Günaydın ... Bey, aylardır yıllardır çalışıyorsun faiz lobisine, dilimizde tüy bitti, sana defalarca söyledik. Sen Türk Halkının değil, faiz lobisinin başbakanısın, faiz lobisinin liderisin sen, onlara çalışıyorsun, onlara hizmet ediyorsun sen.
Esnaf ziyareti yaptım, bu da hemen koşa koşa gitmiş esnaf ziyareti yapmaya, esnafı hatırlamaya başlamış. Beni takip et ..., beni takip et! Herkes seni kandırdı, bu kardeşin seni kandırmayacak. Sana hep doğruları söyleyeceğim, her yerde her ortamda doğruları söyleyeceğim.
... iktidarda ... muhalefette, bankalara kızıyor, Merkez Bankasına kızıyor, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kuruluna kızıyor, ey Kılıçdaroğlu niye müdahale etmiyorsun diyor. E ben sana sorayım ... Bey, 15 yıldır bu memleketi senin yönettiğinin sen hâlâ farkında değil misin? Sen hâlâ işgal edilen bir koltukta fuzuli şagil konumunda değil misin? Sen hala bu ülkede tefecilere çalışan bir adam değil misin? Milletin kanını emdin sen, kanını emdin, gelirini emdin. Şimdi şikayet ediyor.
Birileri kandırıyordu. Sana bir sır daha vereyim, kimse duymasın. Şimdi seni tefeciler de kandırıyor. Sevgili ..., ... ... Bey, seni tefeciler de kandırıyor, yüksek faizlerle senden para alıyorlar, senden para çekiyorlar. Sen onlara hizmet eder konuma geldin.
Sen memleketi bu hale getirdin. Bu hale getirip, şimdi şikâyet ediyorsun; hem suçlu, hem güçlü buna denir işte. Hem şuçlu hem güçlü. İnsanda biraz ar damarı olur ya, utanma
duygusu olur ya. Hem memleketi bu hale getireceksin, hem şikâyet edeceksin, hem de zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkacaksın hiçbir kusuru yokmuş gibi. Sorumlu kim? Sorumlu .... Sevsinler senin ...'ni.
Son 15 yılda, son 15 yılda, Türkiye'nin DNA'sıyla oynandı iki kurumda, DNA’sıyla oynandı, biri ordu, diğeri Milli Eğitim. Bir ülkeyi geriletmek için, bir ülkeyi batırmak için iki şeyle oynayacaksınız; bir orduyla, iki Milli Eğitimle. Ordu,. ..., ... operasyonlarını kim yaptı? Kim yaptı? ...'nün ordunun içinde yuvalanmasını sağlayanlar hangi şerefsizlerdi, hangi şerefsizlerdi onlar? Genelkurmay Başkanlığı, yahu Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay Başkanını terörist diye hapse attılar yahu. Genelkurmay Başkanını devletin bütün sırlarına vakıf olan bir adamı terörist diye hangi şerefsizler hapse attılar, hangi şerefsizler? Kalkmış bana şereften namustan bahsediyor. Kimse kusura bakmasın, şeref ve namus yoksunu bir insan şeref ve namustan söz edemez.
Şimdi kalkmışlar bana kahramanlıktan söz ediyorlar. Neymiş? ... Bey kahramanmış. Ne kahramanı ya, ne kahramanı, kendi toprağından IŞID’ın desteğiyle kaçan, ... Şah Türbesini kaçıran adamdan kahraman mı olur Allah aşkına yahu, dünyanın en korkak adamı. Dünyanın en korkak adamı, kahraman diye geçiniyor. Söylüyorum, bir daha söylüyorum, sen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gelmiş geçmiş en korkak adamısın. En korkak adamı, sen kendi toprağını, kendi askerini, yahu bir insan kendi toprağından kaçar mı yahu, ... Şah Türbesinden kaçar mı? Kaçırılır mı türbe yahu, kim? Simdi ben bir soru daha sorayım, Sen Süleyman Şah Türbesini kaçırırken IŞID'la işbirliği mi yaptın, yoksa IŞID'dan korktun mu? Bunun cevabını istiyorum. Cevabını istiyorum. Bir daha söylüyorum gözlerinden öperek söylüyorum, Sevgili ... Bey gözlerinden öperek söylüyorum; sen Süleyman Şah Türbesini kaçırırken IŞID'dan mı korktun, yoksa IŞID'la işbirliği mi yaptın? Verir mi cevabını? Ben de biliyorum cevabını veremez, ama soru soracağız, bu soruları soracağız.
... Adasında şirket kuruyorlar. Yahu işçi şirket mi kurdu, köylü şirket mi kurdu, ev kadını şirket mi kurdu? 1 Sterline şirket kuracaksın, 15 milyon dolarlık ticaret yapacaksın. Ortalıkta gezeceksin, dönüp bana namustan ve şereften söz edeceksin. Hadi canım sen de, sen ne anlarsın namustan ve şereften. Namus da yok, şeref de yok.
Kızmasının sebebi ne biliyor musunuz? Sebebi şu; PYD liderini Yargıtay kararına rağmen, Yargıtay kararına rağmen ki, Yargıtay terör örgütüdür dedi PYD, Yargıtay kararına rağmen Ankara’ya davet etti. Altına kırmızı halılar serdi. Oturdu, konuştu, sohbet etti. Devletin bütün sırlarını paylaştı ve terör örgütü lideri bakın oturdu konuştu. Ben de milletvekili arkadaşıma dedim ki Sayın ...'a, "yahu bunlar hakkında terör örgütüne yardım ve yataklık yapmaktan git suç duyurusunda bulun dedim, o da gitti suç duyurusunda bulundu. Hangi konularda? "Terör örgütünün propagandasını yapmak..." Evet, ...'i çağırıp devlet erkânı karşılıyorsa, e bundan daha büyük terör örgütü propagandası mı olur? Başka... "Terör örgütüne yardım ve yataklık..." Vallahi de billahi de PYD'nin liderine hem yardım yaptılar, hem yataklık yaptılar, yardım ve yataklık yaptılar. Söyledim, bak ben seni suçluyorum, sen ağzımı açtıkça dava açıyorsun hakkımda, bunun hakkında da bir dava açsana. Sevgili ... Bey, sen terör örgütüne yardım ve yataklık yaptın, sen ve ekibin sen ve ekibin, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptınız. Bekledim,
dava açamıyor, açamıyor. Açsa ne olacak? Rezil olacak, çünkü mahkeme kararıyla terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı tescil edilmiş olacak Efendim "suçu ve suçluyu övme" e bundan daha büyük övme mi olur? Çağıracaksın PYD'nin liderini, altına kırmızı halılar sereceksin, tokalaşacaksın, ağırlayacaksın, yemek yiyeceksin, ona övgüler düzeceksin, e bundan daha büyük ne olabilir övme? Efendim "suçu ve suçluyu bildirmeme" bu da önemli bir suç. Mahkeme kararı, Yargıtay kararı PYD'yi terör örgütü olarak tanımlamışsa ve onun lideri gelmişse, yakasından tutacaksın götüreceksin adliyeye teslim edeceksin, polise teslim edeceksin. Terör örgütünün, terör örgütünün herhangi bir üyesi için bu yapılmıyor mu? Yapılıyor. Niçin bunun için yapmadılar? Bu soruya cevap istedim, cevap yok ... Bey'den. Cevap yok, dut yemiş bülbüle dönüyor bu soruları duyunca. Sen dut yemiş bülbüle döndün, seni dut yemiş bülbüle döndüreceğim zaten, sen hiç endişe etme, dut yemiş bülbüle döndüreceğim seni. Az önce dedim ki, Sevgili ... Bey herkes seni kandırabilir, seni aldatabilir ama bu kardeşin seni kandırmaz, seni aldatmaz, sana hep doğruları söyler. Hep doğruları söyledim. Dedim ki, senin ne işin var Suriye bataklığında? Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına niye sürüklüyorsun? Kim haklı çıktı? Ben haklı çektim. ... Şah Türbesini neden kaçırdın arkadaş? Orası bizim toprağımız yahu. Bir insan kendi toprağından kaçar mı yahu? Dut yemiş bülbüle dönmüş vaziyette, hiç cevap yok. ... Adasında şirket kurma, hanedan şirket kurdu orada. Yahu vergi ödeyeceksen bu memlekete öde vergin kardeşim. Neden ... Adasına gidiyorsun şirket kuruyorsun, neden kendi ülkende vergi vermiyorsun? Bu ülkenin garibanı, fakiri, fukarası, sanayicisi, işadamı vergi verir de, bu hanedan niye Türkiye'de vergi vermez? Vergi vermemek için her türlü dümeni çevirir? Bu soruların cevabı yok. ...'i söyledim, neyse en sonunda İçişleri Bakanlığı terör listesine aldı. Bu, ... bunu unutma, terör listesine aldı, bunu da götüreceksin o dilekçene ekleyeceksin. Suç duyurusunda bulunduktan sonra terör listesine alındı, yardım ve yataklığı artık İçişleri Bakanlığı da kabul ediyor. Anlaştık mı? Güzel.
Bana saldıranların başında PKK geliyor. ...'tan ...'a giderken PKK saldırdı, bir askerimiz şehit oldu, Allah rahmet eylesin, ailesine de başsağlığı dileklerimizi ilettik. PKK, hiçbir lidere, hiçbir siyasi lidere saldırmamıştır, ben hariç. Ben daha nasıl ağzı dolu dolu PKK terör örgütüdür ya da değildir diyeyim? Yahu bana saldırdı terör örgütü, sana saldırmadı. Sen gittin onunla masaya oturdun sen, sen gittin onunla İmralı'da masaya oturdun.
Ve en son .... O da bize saldırıyor. Bu terör örgütleri arasında bize saldıran birisi daha var, ...o da bize saldırıyor. Yahu arkadaş, kiminle mücadele edeceğim? PKK saldırıyor, IŞID saldırıyor, ... saldırıyor, ... saldırıyor, sen de saldırıyorsun. Yahu siz işbirliği mi yaptınız Allah aşkına nedir bu saldırı, nedir bu saldırı.
Çocuklarını askerden kaçıran adamı düşünün, çocuklarını askerden kaçıran adam, efendim milliymiş, ne milliliği yahu, gayri milli bir adam, millilik edebiyatı yapıyor. Kimse kendisinde olmayanı öne çıkarır, kendisinde olmayanı, kendisinde olan bir şeyi öne çıkarmaya gerek yok, zaten bizdeyiz, efendim ben milliyim diyorsan, demek ki burada bir sorun var, gayri millisin sen. Vallahi de billahi de gayri milli. Bir daha yemin ediyorum, vallahi de billahi de gayri milli, yahu çocuğunu askere göndermeyeceksin, kendi
topraklarından kaçacaksın, Yunanistan Ege Adalarını işgal etmiş ses çıkarmayacaksın, oturacaksın sadece ve sadece Kılıçdaroğlu ile uğraşacaksın. Senin boyun yetmez buna ... Bey, senin boyun yetmez. Bir daha soruyorum. Devletin kozmik odasını, devletin kozmik odasını, harim-i ismetini ... örgütüne, bir terör örgütüne açan şerefsizler kimlerdir? Bir daha soruyorum, kozmik odasını, kozmik odasını, terör örgütüne açan şerefsizler kimlerdir?
Efendim, Türkiye üzerine oyun oynandı dedim, iki temel genleriyle oynandı, iki temel konuda dedim birisi orduydu. Ordunun genleriyle oynandı; komutanları istifa ettirdiler, ordunun moralini bozdular, ama iyi ki Cumhuriyet ... Partisi var. Her aşamada gittik ordumuza askerimize sahip çıktık. Asker bizim askerimiz, onların kahramanlıkları destanlıkları bizim destanımızdır, bizim kahramanlık hikâyelerimizdir. İki, Milli Eğitimle oynadılar. Milli Eğitimin tam amin ...'ye teslim ettiler. Bir daha soruyorum, Milli Eğitimi ...'ye teslim eden şerefsizler kimlerdir?, o şerefsizler kimlerdir?”
3.2. İlgili Hukuk Yönünden
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde;
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde ise;
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere TBK'nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Bu genel açıklamalardan sonra uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının da incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası;
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir.
Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Hâl böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS/Sözleşme) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşmenin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM/Mahkeme) kararları ilgili mevzuat kapsamında değerlendirilmelidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesi;
“Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar…
Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” hükmünü içermektedir.
3.3. Usule İlişkin temyiz itirazlarının değerlendirilmesi
Davacı vekilinin usule ilişkin temyiz itirazları bulunmamaktadır.
Davalı vekilinin usule ilişkin temyiz itirazlarına gelince; davanın mahiyeti de dikkate alınarak ve ayrıca yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet vermemek için bu hususlar bozma nedeni yapılmamıştır.
3.4. Esasa İlişkin Temyiz İtirazlarının Değerlendirilmesi
Genel İlkeler
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir.
Konuya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine değinmekte fayda vardır. Sözleşmenin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside/Birleşik Krallık/Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976/parag. 49).
Anılan sözleşmenin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, Başvuru No: 35839/97, 22.02.2005).
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.
AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:
i. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:
AİHM Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (... Ekin/..., Başvuru No: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, Başvuru No: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20.10.2009).
ii. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği:
Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “…bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir.
iii. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı:
AİHM ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (.../Avusturya, Başvuru No: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tâbi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (... ve .../Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, Başvuru No: 13585/88, 26.11.1991).
Bu açıklamalardan sonra üstün yarar ve yararların tartılması ilkesine de değinmekte fayda vardır. İfade özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının hukuka uygunluğu kabul edilecektir. Böylece burada yararlananlardan birisinin değeri, diğeri karşısında üstün tartılmış olacak, üstün olan yarar karşısında sınırlanan yarar hukuksal korumadan yararlanamayacak, bu yararın sahibi artık hukuka ayrılık iddiasında bulunamayacaktır. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2017/508 E.2019/6001 K., 2016/2726 E.2018/8112 K. 2017/4017 E. 2018/8111K. )
Açıklanan nedenlerle; ifade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması,
açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ..., B. No: 2014/12151, 4/6/2015; ...,B. No: 2013/9343, 4/6/2015; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve AYM; ... (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).
Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; .../Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Siyasi ortamda kullanılan ifadeler maddi temelleri olmasalar bile ifade özgürlü kapsamındadır. (Lombardo and Others v. Malta Application No:7333/06, 24.04.2007)
Ayrıca, ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ..., B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği göz önüne alınmalıdır. (AYM; ... (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018)
3.5. Somut Olayın Değerlendirilmesi
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında; Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olan davalının kamuoyuna hitaben yaptığı birçok konuşmada davacı yakınları tarafından yurt dışına usulsüz para aktarıldığına ilişkin iddialarda bulunduğu, bu iddialarını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmüş olan soruşturmalara dayandırdığı anlaşılmaktadır. Konuşma TBMM çatısı altında parti grup toplantısı sırasında yapılmış olup, siyasi niteliktedir.
Bu durumda göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının konumlarıdır. Bir yanda konuşmaların yapıldığı dönemde Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanlığı görevinde bulunan davalı, diğer yanda ise davacı seçilmiş Cumhurbaşkanı bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacının konumu ve tanınırlığı nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle somut olayda olduğu gibi dönemin ana muhalefet partisi genel başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.
Olayımızda göz önünde tutulması gereken ikinci husus ise, davalının konuşmalarında dile getirdiği iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olup olmadığıdır. Toplumu yakından ilgilendiren konuşmaların çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı ve kamuyu ilgilendirdiği açıktır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı davacının yakınlarının adının geçtiği soruşturmaların ana muhalefet partisi lideri olan davalının sıkı ve yakın denetimi altında olması doğaldır. Bu nedenle de davacının şöhret ve itibarı ile davalının ifade özgürlüğünün çatıştığı mevcut davada dengelemenin yapılması sırasında kamunun menfaatlerinin gözetilmesi son derece önemlidir. Kaldı ki davalı, dava konusu konuşmasında doğrudan davacının şahsını hedef almamış, konuşmasını esasen davacının siyasi kimliğine yöneltmiştir. Yapılan tartışmada kamu yararı bulunmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus ise, dava konusu söz ve ifadelerin değer yargısı ya da maddi olgu mahiyetinde olup olmadığı hususunun doğru bir şekilde belirlenmesidir. Davalı yanca sarfedilen ve işbu davaya konu edilen ifadeler bir bütün halinde bir kısmı değer yargısı diğer kısmı ise olgusal temele dayalı değer yargısı mahiyetindedir. Bu nedenle davalı yanca iddia olunan hususların ispatı gerekmemektedir.
Davalının davaya konu ve TBMM’de yaptığı konuşmalarda ileri sürdüğü iddialar davacının yakınlarını ilgilendiren ve bir kısım swift gönderimi içeren banka para hareketlerine ilişkin bilgi ve belgelere dayandırılmaktadır. Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığının 15/01/2018 tarih 2018/460 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ile sabit olduğu üzere, ... Bankası Galata Ticari Şubesince verilen 21/12/2017 tarihli cevabi yazıya göre ... Adasında faaliyet gösteren ... Limited şirketinin belirtilen banka şubesinde bulunan hesabından yüksek miktarda yabancı paraların davacı yakınları dava dışı kişilerin hesabına aktarıldığı ve yine Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığının 22/12/2017 tarih ve E. 34321 sayılı yazısı ekinde gönderilen raporda belirtilen para hareketlerinin banka cevabi yazısı ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca davalı yanca dayanılan bu belgelerin sahteliği hususunda da herhangi bir tespit bulunmamaktadır.
Buna göre davaya konu söz ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kamu yararı içeren siyasi açıklamalar olup baskın şekilde politik alanda kalmaktadır. Demokratik toplumda müdahaleyi gerekli kılan bir hal söz konusu değildir. Aksine demokratik toplumun korunması ve çoğulculuğun sağlanması için ifade özgürlüğü kapsamında korunmalıdır. Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre de ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığından, davalının tazminat ile sorumlu tutulması yerinde görülmemiş, davanın tümden reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3.815,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, 26/01/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.