III. GEREKÇE
13. Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
14. Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, ... 2016, s. 190).
15. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup, bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı tarihte bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir.
16. Mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK m. 115/1).
17. Dava şartı noksanlığının tespit edilmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verilir, ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa kesin süre verilecek olup, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir (HMK m. 115/2).
18. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kullanılmaktadır. Gerek davacı gerekse davalı sıfatı tamamen maddi hukuka göre belirlendiğinden sıfat konusu usul hukuku sorunu değildir ve bu sebepledir ki sıfat yokluğundan verilecek bir karar yine işin esasına yönelik bir karardır.
19. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Başka bir anlatımla, dava şartları işin esasının incelenmesine engel teşkil eder mahiyetteyken, bir davada taraflardan birinin davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, yine davanın esasına ilişkin bir karardır. Sıfat, ileri sürülme zamanı kanun ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de teşkil etmediğinden davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (Kuru, s. 1157 vd.).
20. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 E., 2016/106 K.; 30.11.2021 tarihli ve 2018/(20)8-343 E., 2021/1515 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
21. Taraf sıfatı, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi kavramları uygulamada zaman zaman birbiri yerine kullanılmak suretiyle karıştırılmaktadır. Oysa taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir.
22. Taraf ehliyeti; bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneğidir. HMK’nın 50. maddesine göre “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir”. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyeti ile özdeştir. Bu nedenle, hak ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine sahiptir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s. 238 vd.). Bu hâlde, bir davada taraf olarak yer alabilecek kimseler, medeni hukukun çizdiği prensipler dâhilinde ya gerçek kişi ya da tüzel kişi olmalıdır (Belgesay, Mustafa Reşit: Dava Teorisi, ... 1943, s. 78).
23. Taraf ehliyeti, tarafların taraf olabilme yeteneğinin tetkik ve tespiti ile davanın esası hakkında inceleme yapılıp yapılamayacağını belirler. Taraf ehliyeti eksikliği durumunda, davanın esasına girilmeyecek ve dava usulî bir kararla sonlanacaktır. Bu yönden taraf ehliyeti, yargılamanın başında dikkate alınması gereken bir dava şartıdır.
24. Dava ehliyeti; tarafın bir davayı ister kendisi, isterse bir vekil ile yürütüp geçerli taraf usul işlemleri yapabilme ehliyetidir (Karafakih, İsmail Hakkı: Hukuk Muhakemeleri Usulü Esasları, Ankara 1952, s. 117). HMK’nun 51. maddesinde “Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir” denilmektedir. Bir kimsenin taraf ehliyetinin bulunması, tarafı bulunduğu davayı yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir. Taraf ehliyetiyle beraber dava ehliyetine de sahip olması gerekmektedir. Davanın açılmasıyla başlayan usul hukuku ilişkisinin yürütülebilmesi için, dava ehliyetinin bulunması bir şarttır. Dava ehliyeti, medeni hukuktaki eylem ehliyetinin usul hukukundaki görünümüdür (Yenice, Kazım: Dava Yeterliliği, AD 1963, s. 1183; Umar, Bilge: Medeni Usul Hukukunda Davanın Dinlenme Şartı Olarak Ehliyet, İÜHFM 1963, s. 602).
25. Buna göre, ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlanmamış gerçek kişiler ile tüzel kişiliğe sahip ve organları teşekkül etmiş mal veya kişi topluluklarının dava ehliyeti vardır. Ayırt etme gücü olan küçük ile kısıtlının kural olarak dava ehliyetleri yoktur. Ancak bu kişiler, kişilik haklarıyla ilgili davalarda dava ehliyetine sahiptirler. Tam ehliyetsizlerin ise dava ehliyetleri bulunmamaktadır.
26. Dava ehliyeti de tıpkı taraf ehliyeti gibi bir dava şartıdır. Davacının veya davalının dava ehliyetinin olmadığı esasa girilmeden, dava şartları incelenirken anlaşılırsa dava hemen reddedilmez; davanın kanunî temsilciye bildirilmesi ve kanunî temsilcinin davaya icazet vermesi için süre verilir. Süre sonunda kanunî temsilci, dava ehliyeti olmayan taraf adına yargılamaya katılmazsa dava, dava ehliyeti eksikliğinden reddedilir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, ... 2000, s. 299; Kuru, s. 1098).
27. Dava takip yetkisi ise; usul hukuku ilişkisinin süjesi olan tarafın, davaya konu olan hakkı veya hukukî ilişkiyi, kendi adına yürütebilme ve kendi adına esas hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanabilir. Davayı takip yetkisi, davayı kimin yürütebileceğine ilişkin olarak hüküm alabilme yetkisidir (Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, ... 1995, s. 29/ Alagonya, Yavuz: Medeni Usul Hukukunda Dava Ortaklığı, ... 1999, s. 98/ Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukukunda Hukukî Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 294).
28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 53. maddesinde “Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir” düzenlemesi yer almakla birlikte HMK’nın 114/1-e maddesinde dava şartlarından sayılmıştır.
29. Davayı takip yetkisini kazanabilmek için talep sonucunda sözü edilen hakkın sahibi veya hukukî ilişkinin tarafı olduğunu iddia etmek gerekmektedir. Hukukî ilişkinin tarafı olduğunu iddia etmek ile tarafın davayı takip yetkisi doğar. Davayı takip yetkisi, esasen maddi hukuktaki tasarruf yetkisi ile ilişkilendirilmektedir. Tasarruf yetkisi, bir kimsenin hukuk düzeninin kendisine tanıdığı bir hakka etki edebilme, o hak üzerinde tasarruf işlemleri yapabilme yetkisidir. Kural olarak hak sahibi, hakkın bir unsuru kabul edilmekte ve bu sebeple de tasarruf yetkisine de sahip olmaktadır. Kanun, bazı durumlar için kişiyi hak sahibi kabul etmiş fakat tasarruf yetkisine sınırlama getirmiştir.
30. Davayı takip yetkisi ile taraf ehliyeti arasındaki ilişkiye kısaca değinmek gerekirse, davayı takip yetkisi; yargılamanın yürütülmesine, taraf ehliyeti ise; kimlerin usul ilişkisinde yer alabileceğine ilişkindir. Tarafların davayı yürütebilmek hususundaki yetkileri, onların taraf ehliyetlerinin bulunması koşuluna bağlıdır. Bir başka deyişle, taraf ehliyeti, bir davanın taraflarının kimler olabileceğini, davayı takip yetkisi ise, taraf ehliyetine sahip tarafın davayı yürütüp yürütemeyeceğine yanıt aramaktadır (Erişir, Evrim: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, ... 2007, s. 90).
31. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacılar tarafından, yaşı ve hastalığı nedeniyle babalarının makul surette hareket edemediği ve hukuki işlem ehliyetini yitirdiği, dolayısıyla kandırılmaya müsait hâle geldiği ve çok sayıdaki taşınmazının bu durumu fırsat bilen davalılar adına intikal ettirildiği ileri sürülerek eldeki dava açılmış ve tapu kayıtlarının iptali ile tekrar babaları adına tescili talep edilmiştir.
32. Tapu iptal ve tescil davalarının konusu, tapu sicilinde usule ve hukuka aykırı yapılan ya da artık gerçek hak durumunu yansıtmayan kayıt ve tescil işlemlerinin gerçeğe uygun hâle getirilmesidir. Tapu iptal ve tescil davası, ayni hakkı ihlal edilen kişinin mülkiyet hakkını temin eden en önemli dava türüdür. Bu nedenle taraf sıfatı, hukuken tapunun devrini talep etme hakkına sahip olan, diğer bir anlatımla mülkiyet hakkı hukuka aykırı bir işlemle zedelendiği için bu davayı açmakta menfaati bulunan kişiye aittir.
33. Somut olayda da, dava konusu taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı davacıların babası ...’a aitken onun tarafından davalılara temlik edilmiş olup, yapılan temliklerin hukuka aykırı ve yolsuz olması durumunda, mülkiyet iddiasına dayalı olarak tapunun kendi adına devrini talep etme hakkının adı geçen ...’a ait olduğu hususu kuşkusuzdur. Ancak, dava dilekçesinde hak sahibi ...’ın medeni haklarını kullanma ehliyetini yitirdiği, dolayısıyla dava ehliyetinin bulunmadığı, kısıtlanarak vesayet altına alınması istemiyle Gaziantep 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açıldığı belirtilerek onun adına tescil isteminde bulunulmuştur. Bu durumda davanın, dava dilekçesinde adları davacı olarak yazılan kişiler adına değil de babaları ... adına açıldığı sabittir.
34. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 52. maddesine göre, medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri tarafından temsil edilirler. Dava tarihinde vasi tayini istemiyle dava açılmış ise de kısıtlanması talep edilen ...’a henüz vasi tayin edilmediği ve davacıların temsilci sıfatını taşımadıkları dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Aynı Kanun’un 114/d maddesi uyarınca, kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması dava şartıdır. Bu bakımdan, dava şartı eksikliğinin bulunduğu açıktır.
35. Davanın açıldığı tarih itibariyle eksik bulunan bu dava şartının tamamlanabilir nitelikte olup olmadığı hususuna gelindiğinde ise öncelikle vesayet kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
36. Vesayet; kanunda belirtilen şartların oluşması hâlinde ergin olmayan küçükler ile kısıtlıların kişisel, sosyal ve malvarlığı ile ilgili konularda menfaatlerinin korunması ve hukuki işlemlerde temsil edilmeleri için öngörülmüş olan hukuki bir kurumdur. Kanun koyucu bu hukuki kurum ile kişisel ve ekonomik çıkarların tek başına koruma gücünden yoksun olan kişilerin haklarının korunmasını, özel bakım gerektiren kişilerin bakılmasını ve temsil edilmeleri ile onlara özen gösterilmesini amaçlamıştır. Türk hukukunda olduğu gibi modern hukuk sistemlerinde de yardıma ihtiyaç duyan küçüklerin ve yetişkin kimselerin korunması, devlet eliyle organize edilmiş vesayet organları aracılığı ile sağlanmaktadır.
37. Bir kimsenin vesayet altına alınması için velâyet altında bulunmayan bir küçük olması (TMK m. 404) veya hakkında kısıtlama kararı alınması (TMK m. 405-408) gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, vesayet altına alınan kişi, ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise tam ehliyetsizlerin, buna karşılık, ayırt etme gücüne sahip bir kişi ise sınırlı ehliyetsizlerin hukuki rejimine tâbi olur.
38. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 404 ile 408. maddeleri arasında vasi atanmasını gerektiren hâller düzenlenmiş olup, vesayet altına alınan kişilere vasi tayin edilir. Vasi kanunda düzenlenen vesayet organlarından biridir ve tayin edildiği küçük veya kısıtlının gerek kişiliği gerekse malvarlığına ilişkin menfaatlerini muhafaza etmek, kısıtlıyı korumak, bütün kişisel işlerinde ona yardım etmek ve hukuki işlemlerinde onu temsil etmekle sorumludur (TMK m. 447-448). Ayrıca vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetmek zorundadır (TMK m. 454/1).
39. Vasi ataması TMK’nın 419/1. maddesi gereğince gecikmeksizin yapılmalıdır. Gerek bu hüküm gerekse HMK’nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin bir sonucu olarak vasi tayini gecikmeksizin yapılması gereken işlerden olsa da pratikte; vasi tayinini gerektirecek hâlin tespiti, vasi olarak atanacak kişi veya kişilerin belirlenmesi, bunların vasiliğe engel bir durum içinde olup olmadığının araştırılması, bir kısım resmi makamlardan istenen evrakların gelmesi ya da doktor raporlarının alınması gibi işlemler sonucunda vasi tayini gerçekleştiğinden uzun zaman alabilmektedir. İşte bu süreç içerisinde eğer TMK’nın 420/1. maddesine göre bazı acele işlerin görülmesi gerekiyorsa hâkim, gerekli önlemleri re’sen alabilir.
40. Diğer taraftan, bir kişinin temyiz kudretine (ayırt etme gücüne) sahip olmaması durumunda, bu kişi mahkemece kısıtlama kararının verilmesi sonucunda tam ehliyetsiz hâle gelmez; kişi zaten kısıtlanmadan önce de ehliyetsizdir. Dava dilekçesinde de aynı hususa değinilmiş ve ...’ın tapuda yaptığı devir işlemlerinden önce ayırt etme gücünü yitirdiği belirtilerek, dava onun adına açılmıştır. Bu durumda, hakkında tam ehliyetsiz olduğu yönünde iddia bulunan ve vesayet altına alınması için dava açılan kişinin haklarının korunması önem taşımakta olup, HMK’nın 114/d maddesindeki dava şartının yargılama sırasında tamamlanabilir dava şartı olarak kabul etmek vesayete ilişkin hükümlerin amacına da uygun düşecektir. Aksi hâlde henüz kanuni temsilcisi bulunmadığı için kişinin korumasızlığa terk edilmesi gibi bir sonuç doğar ki bunun kabul edilmesi olanaksızdır. Keza, tapu kayıtlarında malik gözüken davalıların sahip oldukları tasarruf yetkisi kapsamında taşınmazları üçüncü kişilere devretmesi veya üzerinde herhangi bir aynî hak ya da kısıtlama oluşturması mümkün olduğu gibi TMK’nın 1023 hükmünde düzenlenen tapu siciline güven ilkesine dayalı olarak mülkiyet hakkının üçüncü kişilere geçmesi de mümkündür. Tüm bunlardan dolayı hak sahibi ...’ın zarar göreceği son derece açıktır.
41. Dava tarihinde vasi tayini talebi hakkında bir karar verilmemiş ise de ...’ın hukuki işlem ehliyetinin ve buna bağlı olarak dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı anılan davanın sonucuna göre belirleneceğinden, vasi tayini için açılan derdest davanın sonucunun beklenmesi, davayı açan çocuklarından birinin vasi olarak atanması durumunda dava şartının tamamlanacağının gözetilmesi gerekmektedir. Kaldı ki, üçüncü bir kişinin vasi olarak atanması durumunda bile dava şartının tamamlanması imkânı bulunmaktadır. Ayrıca HMK’nın 54. maddesine göre davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde, kanuni temsilciler temsil belgelerini dava veya cevap dilekçeleriyle mahkemeye sunmak zorunda iseler de, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanuni temsilcilerin eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmalarına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir. İzin belgesinin (TMK m. 462/8) alınması için mahkemeye müracaat edilmesi gerekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Kesin süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde ise bu konuda karar verilinceye kadar beklenir (HMK m. 65). Bu düzenleme uyarınca vasinin dava açmak üzere vesayet makamından izin alması gerekmekte ise de usule ilişkin bu eksikliğin vasi tayininden sonra mahkemece kesin süre tanınmak suretiyle giderilmesi imkânı bulunduğundan, bu husus tapuda iptali talep edilen işlemleri yapan kişinin haklarının korunması amacıyla açılan davanın reddi gerektiği sonucunu doğurmayacaktır.
42. Tüm bu açıklamalar kapsamında yerel mahkemece bozma kararına uyulması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeler ile direnme kararı verilmiş olması yerinde değil ise de direnme kararı verildikten sonra kısıtlanması talep edilen ...’ın 01.10.2017 tarihinde öldüğü, bu nedenle kısıtlanması istemi ile açılan davada da Gaziantep 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.12.2018 tarihli ve 2013/29 E., 2018/2029 K. sayılı kararı ile konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava şartı eksikliğinin tamamlanması imkânı da ortadan kalkmış olup, sonucu itibariyle mevcut hukuki duruma uygun hâle gelen direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
43. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava ... adına açılmasına karşın mahkemece dava dilekçesinde davacı olarak gösterilen ... ve ... hakkında hüküm kurularak davanın usulden reddine karar verildiği, doğru kişi hakkında hüküm kurulması için bu değişik gerekçe ve nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
44. Hâl böyle olunca, sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olan direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar verilmiştir.