IV. GEREKÇE
Sanık ...'nın minübüs şoförü olarak çalıştığı, olay tarihinde sevk ve idaresindeki 12 D 0138 plaka sayılı araçla Bingöl ili Genç ilçesine doğru yola çıktığı; havanın sisli, zeminin karlı ve buzlu olduğu; tek yönlü, asfalt kaplama yolda Bingöl Merkez İçmeler Toki Mahallesi mevkiine geldiği esnada direksiyon hakimiyetini kaybederek takla atması sonucu; yolculardan ...'nın öldüğü, şikayeti devam etmekte olan katılan ...'ın hayati tehlike geçirecek şekilde, şikayeti bulunmayan diğer müştekilerin ise basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelmesinde sanığın tamamen kusurlu olduğunun kabul ve tespit edildiği olaya ilişkin Mahkemenin kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır.
A. Tebliğname Görüşü Yönünden;
Tamamen kusurlu sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 53 ücü maddesinin altıncı maddesi uyarınca sürücü belgesinin 3 yıl süreyle geri alınmasında bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.
B.Sanık ve Sanık Müdafinin Temyiz Sebebi Yönünden;
1. Eksik İnceleme İle Hüküm Kurulduğu Yönünden
Oluş, dosya kapsamı, sanığın ikrarı, ölen ve yaralananlar hakkında tanzim olunan adli muayene raporları ile ölü muayene tutanakları, Olay ve Olgular başlığı altında açıklanan bilirkişi raporları karşısında Mahkemece, dava dosyası tekemmül ettirilerek karar verildiği belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış olup, sanık ve sanık müdafiinin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2. Kusur Durumu Yönünden
Soruşturma aşamasında kolluk tarafından düzenlenen Kaza Tespit Tutanağı ile Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesine ait 23/11/2015 tarihli raporunun oluş ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, kusur durumunu kesin bir şekilde tespit ettiği, buna göre sanık sürücü ..., idaresindeki ... ile karlı ve buzlu yolda seyrini sürdürürken yola gereken dikkatini vermemiş, hızını yol şartlarına göre ayarlamamış, direksiyon hakimiyetine gerekli özen ve önemi göstermemiş, hafif virajın bulunduğu kavşağa yaklaşırken hızını uygun seviyeye düşürmemiş, bu haliyle hızını zemin şartlarına göre ayarlamaması ile birlikte sevk ve idare hatasıyla vasıtanın kontrolünü kaybederek kazanın meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. Olayda, dikkat ve özen yükümlüğüne aykırı hareketleriyle tamamen kusurlu olduğu anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış olup, sanık ve sanık müdafinin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
3. Bilinçli Taksir Hükümleri Yönünden;
Sanığın münibüs şoförlüğü yaptığı ve münibüslerin de ticari araçlardan sayıldığı dolayısıyla yolcu taşıyan bu münibüsün kış ayında kar lastiği takma zorunluluğunun bulunduğu, buna rağmen kazanın meydana geldiği ayın kış mevsimi aylarından olan ocak ayı olduğu, münibüsün arka lastiklerinde kar lastiği olduğu halde ön lastiklerinde kar lastiği takılı olmadığı, sanığın olay günü kar lastiği olmadan yola çıktığında aracın kayma ihtimalinin yüksek oluşunu ön görebilir olması gerektiği, kazanın meydana geldiği gün de yolların karlı olduğu halde yolcu taşımaya devam edip, Bingöl ilinde Genç istikametine doğru yola çıktığı, Bingöl Merkez çıkışında münibüsün yolda bulunan kar ve hızı sebebiyle kayarak takla attığı, hayati tehlike geçirecek derecede yaralanan katılan ...'ın; aracın çok süratli olduğu, yaklaşık 140 km/s hızla buzlu yolda seyrettiği, kazadan hemen önce bir yolcunun ''yavaş ol'' diye şoförü uyardığını daha sonra aracın kontrolünü kaybettiğini ve kazanın meydana geldiğini beyan ettiği, müşteki ...'ın da şoförün aracı oldukça süratli kullandığını beyan ettiği dikkate alındığında; 27 Kasım 2012 tarihli Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 2012/KDGM-07/DENETİM sayılı Genelgesi, ile yolcu ve yük taşıyan ticari araçların 1 Aralık - 1 Nisan tarihleri arasında kış lastiği kullanmalarının zorunlu olduğu, aylık ücret karşılığı ile yolcu minibüsünün şoförlüğünü yapan sanığın aracın dört lastiğinin de kış lastiği olması gerektiği halde, aracın ön iki lastiği kış lastiği olmadan Bingöl ili istikametinden Genç ilçesi yönüne doğru çetin kış şartlarında buzlu kaygan yolda yolcu taşımacılığı yaparak eylemini bilinçli taksirle ile gerçekleştirdiği, sonuç olarak sanığın eylemine uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ve sanık müdafiinin suç vasfına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
4. Temel Cezaya İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12-833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirle işlenen suçlarda, 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" başlıklı 22 nci maddesinin dördüncü ve aynı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeler birlikte göz önüne alınarak, failin kusur durumu öncelikle değerlendirilip, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı ölçütleri dikkate alınarak temel cezanın belirlenmesi gerektiği, buna göre kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu sanık hakkında belirlenen temel cezanın sonuca etkili olacak şekilde alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi gerektiğinden, teşdiden hüküm kurulması, oluş ve dosya kapsamına uygun görüldüğünden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış olup, sanık ve sanık müdafinin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
5. 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrasında, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin olunacak güvenlik tedbirinin süresinin, fiilin ağırlığı ile orantılı, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun olacak şekilde belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, tamamen kusurlu sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca üst hadden olacak şekilde 3 yıl süreyle ehliyetinin geri alınmasına karar verilmesi sebebiyle hükümde hukuka aykırılık bulunmuş olup, sanık ve sanık müdafinin temyiz sebebi yerinde görülmüştür.
C. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ve sanık müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.