VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak tazminat taleplerinin reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda davacının mı yoksa davalının mı ağır kusurlu olduğu, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 174/1-2 nci maddesi gereğince uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Türk Medeni Kanunu'nun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166 ncı maddesinin 1 ve 2 nci fıkraları şöyledir:
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”
Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174 üncü maddesi şöyledir:
"Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir."
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
2. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıda anılan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
3. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli ve 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
4. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır.
5. Yukarıda belirtilen madde hükmü gereği, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
6. Maddi tazminat, kişinin mal varlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
7. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2 nci maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2 nci maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
8. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; tarafların 09.05.2020 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten ortak bir çocuklarının bulunduğu, dosyada dinlenen kadın eşin tanığı Demet'in “…Tülin hanımdan duyduğum kadarıyla davacı mesai çıkışı spora gidiyormuş, eve geç geliyormuş, Tülin hanım ise tam tersi mesaiden sonra hemen eve gider, yemeğini yapar, çocuğun ödevleriyle ilgilenmeyi düşünüyordu, kendisini ailesine adamış bir insan, Tülin hanım hep maddi sıkıntılardan bahsediyordu, eşinin kontrolsuz harcamalar yaptığından sürekli borç içinde yaşadıklarından bahsediyordu, ben Tülin'le 4 yıl aynı odayı paylaştım, ordu evinde öğle yemeğini uygun fiyatla yiyebileceği halde, Tülin evden yemek getiriyordu, ayrıca kendi kıyafetlerimden de yardım amaçlı Tülin'e verdiğim olmuştur, yine bir konuşmasında Tülin eşinin spor faaliyeti nedeniyle gelen kargoda 5.000 TL faturadan söz etmiştir, eşi kas geliştirmek için ilaçlar kullanıyormuş, ayrıca kas geliştirmek için diyet yaptığından da söz etmiştir, diyetine uygun yemekleri Tülin yapıyormuş, eşi bir gün tarafların ortak arabasını sattığını, borcunu ödediğini ve Tülin'den boşanmak istediğini Tüline söylemiş, bu olaydan sonra da evi terketmiş, taraflar iki buçuk yıldır ayrı yaşıyorlar...” dediği, yine kadın eşin ablası olan tanık Belgin'de "Ben Tülin'in ablasıyım, Sadık Tülin'i evliliğin ilk günlerinden beri dövmüştür, hakaret etmiştir, tehdit etmiştir, hatta silah ile tehtit ettiğini biliyorum, ben bunlara bizzat şahidim beni silahla değil ancak sözle tehdit etmişliği vardır, Sadık astsubaydır, Tülin Deniz Kuvvetlerinde sivil memurdur, bekarken Tülin kooperatife girdi, bizim de desteğimizle ev sahibi oldu, hatta Tülin maaşı yetmeye bilir diye bizi aradı, biz kardeşler olarak Tülin'e maddi destek verdik kooperatif taksitlerinin yarısını Tülin maaşı ile ödedi, diğer yarısını da ben kardeşi olarak gönderiyordum bu şekilde evi oldu...seni aileni köpek gibi eğiteceğim dedi, ben de bizzat bunu duydum, eve misafir kabul etmesini engellerdi, kardeşimi küçümserdi, ben 20'lik kızlarla çıkıyorum, senle yetineceğimi mi zannediyorsun derdi hatta gömleklerinde ruj izleri bulunurdu, eve sık gelmezdi, çocukla ilgilenmezdi, evi terk etmeden önce de arabayı satmış, sana hesap vermekten bıktım, seni görmekten bıktım demiş ve evi terk etmiş..." şeklinde beyanda bulunduğu, buna karşılık erkek eşin fitness salonundan tanıyan ve hocası olan tanık Cüneyt beyanında ise; “…Sadık bey Sinüzüt ameliyatı olmuştu, tam tarih veremem ancak bir kaç yıl önceydi, sanırım boşanma davası açılmamıştı, Sadık beyi hastanede ziyarete gittiğimde bana eşinin yakın bir yerde çalıştığını, buna rağmen ziyaretine gelmediğini neden böyle olduğunu anlamadığını söylüyordu. Sadık beyi ziyarete gittiğimde sadık beyin burnunda tamponlar vardı, yüzü kan içerisindeydi, gözlerinden kan akıyordu, refakatçi gerekiyordu ancak yoktu, ben bunun üzerine iki defa daha ziyaretine gittim…” dediği, ayrıca erkek eşin ablası olan tanık Hatice'nin yanında "adi, şerefsiz sen ne biçim erkeksin, sen babalıkmı yaptın..." dediği ve erkek eşi üstlerine şikâyet ettiği anlaşılmaktadır.
9. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; erkek eşin eve geç geldiği, ailesiyle fazla ilgilenmediği, borçlarının olduğu, sinirli şekilde davrandığı, eşine çeşitli ortamlarda hakarette bulunduğu ve eşini tehdit ettiği, buna karşılık kadın eşin ise; eşine hakaret ettiği ve eşinin ameliyatı sırasında yeteri kadar ilgi göstermediği ve eşini üstlerine karşı şikâyet ettiği görülmektedir. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar karşılaştırıldığında kadının ağır kusurlu sayılamayacağı, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğu hususu tartışmasızdır. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın eş tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değildir.
10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları, direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
11. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
12. Bu nedenle direnme kararının bozulması gerekmiştir.