İçtihatYargıtay4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi · E. 2021/103 · K. 2022/14707
- Esas No
- 2021/103
- Karar No
- 2022/14707
- Karar Tarihi
- 15.11.2022
Karar Metni
4. Hukuk Dairesi 2021/103 E. , 2022/14707 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki basın yoluyla kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat ile yayım talebi davası üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı vekili; davalılardan ...'ın eser sahibi, davalı ... Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş.'nin ise yayın sahibi olduğunu, davalılardan ... tarafından kaleme alınan ve Aydınlık Gazetesi 'nin 12/09/2014 tarihli nüshasında yayınlanan "Türgev 'den ... Kafeleri" isimli köşe yazısı nedeniyle davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek 20.000,00 TL manevi tazminat ile yayım talebinde bulunmuştur.
Davalılar vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, Kadıköy iskelesinde bulunan “... Yıldızı” isimli kafeterya hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Şehir Hatları Turizm Sanayi ve Tic. A.Ş. arasında intifa hakkı sözleşmesi yapılmış olduğu, sözleşme gereğince kafeteryanın işletme hakkının adı geçen şirkete ait olduğu, mahallinde yapılan 21/06/2007 tarihli tespit sonucunda söz konusu kafeteryanın İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Sosyal Yardım Vakfı tarafından işgalli olduğunun tespit edildiği, ecrimisil dosyası oluşturularak 09/09/2014 tarihinde adı geçen vakfın söz konusu yerden tahliye edildiği ve kafeteryanın intifa hakkı sözleşmesi gereğince İstanbul Şehir Hatları Turizm San. Tic. A.Ş.'ye teslim edildiği, dolayısıyla kafeteryaya davacı vakfın el koymasının söz konusu olmadığı, dosya kapsamında davacı vakfın söz konusu kafeterya ile herhangi bir hukuki ya da fiili ilişkisi bulunduğuna dair hiç bir delil olmadığı, haberin gerçek olmaması nedeniyle yazının ve haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacı lehine manevi tazminat isteminin yasal koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiş; karara karşı davalılar vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
1-Dava, basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat ve yayım istemlerine ilişkindir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durumda halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında da vurgulandığı üzere; ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birisini oluşturur. Basın özgürlüğü bağlamında, gazetecilerin kanıtlayamayacağı söylenti ve iddiaların yayınlanması yönünden ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi doğruluk koşulunu makul olmayan, hatta olanaksız bir talep olarak değerlendirip, basının sadece bütünüyle kanıtlanmış olguları yayınlama zorunluluğu ile karşı karşıya bırakılması halinde hemen hemen hiçbir şeyin yayınlanamayacağı, bunun da basın özgürlüğüne zarar vereceği yönündedir. (Jersild ve Thoma-Danimarka; Haldimann ve diğerleri-İsviçre kararları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Nisan 2013 tarihli ve 48876/08 başvuru numaralı kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan “bilgi” ya da “düşünceler” için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, “demokratik toplumun” onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini...” ifade etmektedir.
Yine Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte basının da belli ölçüde abartma, hatta tahrik etme ve polemik olarak kabul edilebilecek kişisel açıdan taşkın ifadeler kullanma hakkını da kabul etmiştir.
Yine manevi tazminat sorumluluğunun doğması 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.
Davaya konu haberin bir bütün olarak incelenmesinde; haberin toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı, kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ve haberin kaleme alınış amacı nazara alındığında; davaya konu edilen yayında kullanılan ifadelerin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından, davalıların tazminat ile sorumlu tutulmaları yerinde görülmemiştir.
Şu halde, mahkemece istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulmasına karar verilmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılara geri verilmesine 15/11/2022 gününde Başkan ... ve Üye ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.