V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacının babasından kalan taşınmazların intikal işlemlerinin yapılması konusunda davacının, kardeşleriyle birlikte davalıya yetki verdiğini, davalının intikali yaptırıp masrafları ödeyeceğini, davalı ...’nın bu yetkiyi yeterli görmeyip kardeşleri ... ...’a yetki verilmesini istediğini, istenilen vekaletnamenin de verildiğini, dava dışı vekil ... ... ile davalı ...’nın köyde yaşadıklarını ve samimi olduklarını, el ve işbirliği içinde olduklarını, davalı ...’nın çekişmeli payları dava dışı ...’den satın aldığını, davalının dava tarihine kadar “ malları üzerinize geçirteceğim” dediğini, davacının intikal için vekaletname verdiği halde iradesi fesada uğratılarak çekişmeli payların davalıya satış yoluyla geçirildiğini, davacının hiçbir zaman satış yapmayı düşünmediğini, satış ihtiyacı da bulunmadığını, tanıkların da vekaletnamenin intikal için verildiğini söylediklerini, davalının hile ile davacının ve dava dışı ...’in mallarına el koyduğunu, diğer kardeşlerle anlaşıp onların susmalarını sağladığını, dava dışı vekil ...’nin vekalet görevini kötüye kullandığını, vekil ...’nin davalı lehine tanıklık yaptığını, satışı yapan vekilin, para alışverişini görmediğini beyan ettiğini, milyonluk taşınmazların satışını yapan vekilin, kaça satıldığını bilmediğini, davalının da vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilen kişi konumunda olduğunu, satış bedellerinin ödendiğine dair belge, dekont sunulmadığını, tanık beyanı bulunmadığını, dosyada başkaca tanık da dinlendiği halde Bölge Adliye Mahkemesinin sadece mahalli bilirkişi beyanına atıf yaparak davanın reddine karar vermesinin doğru olmadığını, vekalet görevinin kötüye kullanılmasının kötüniyetli olup, kötüniyetin korunmayacağını, davalının yemin ederken bile 50.000 EURO’yu oğluna verdiğini ifade ettiğini, bedel ödenmediğinin anlaşıldığını, dava konusu taşınmazların da fiilen mirasçıların kullanımında olduğunu, mirasçıların çocuklarının evler yaptıklarını, taşınmazları satmak için neden bulunmadığı gibi davalının da bu kadar taşınmazı alım gücü olmadığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; hile ile alınan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Hemen belirtilmelidir ki; hâkim davacının bildirdiği maddi olaylar ve son istekle bağlı ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca, ileri sürülen maddi olaylarda hangi hukuki sebebe göre karar vereceğini tayin ve takdir etmek durumundadır. Başka bir anlatımla, maddi olgu ve olayları (vakıaları) bildirmek taraflara, bildirilen bu olay ve olgulara göre hukuki nitelendirmeyi yapmak, uyuşmazlığı çözüme ulaştıracak kanun hükmünü bulup uygulamak hakime aittir. Öyle ki, hukuki sebep yanlış gösterilmiş veya hiç gösterilmemiş olsa dahi hakim tarafından en uygun hukuki sebebin bulunması ve ona göre karar verilmesi gerekir.
3.2.2. Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.2.3. Öte yandan; vekaletnamenin hile ile alındığı iddiası, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da içermektedir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 161, 171, 183, 276, 549, 569, 570, 3942 parsel sayılı taşınmazlarda davacının 1/6’şar payının Viyana Başkonsolosluğunun 30/08/2012 tarihli vekaletnamesine istinaden davacının dava dışı kardeşi ve vekili ... ... tarafından yine kardeşi olan davalı ...’a satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Dava, hile ile alınan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince, her ne kadar davanın hile hukuksal nedenine dayalı olduğu şeklinde hukuki nitelendirme yapılmış ise de, vekaletnamenin hile ile alındığı iddiasının vekalet görevinin kötüye kullanılması iddiasını da içerdiği kuşkusuzdur.
Somut olayda; davacı, 17/08/2012 tarihli vekaletname ile 6811 sayılı Kanun’un 2-b maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan taşınmazların satın alınması, taksitlendirme yapılması, taşınmaz alımı gibi konularda; 22/08/2012 tarihli vekaletname ile mirasbırakanlarından intikal eden taşınmazların intikal işlemlerinin yapılması, hak ve hisselerinin satışı gibi konularda davalı kardeşi ...’yı vekil tayin etmiş; dava konusu taşınmazların satış işlemlerine dayanak 30/08/2012 tarihli vekaletnamede ise hak ve hisselerinin intikali ve davalı kardeşi ...’ya satışı konusunda özel yetki vermek suretiyle dava dışı kardeşi ... ...’ı vekil tayin etmiştir.
Dosya kapsamı ve anılan vekaletnameler birlikte değerlendirildiğinde, davacının, dava konusu taşınmazlardaki hisselerinin vekil marifetiyle davalıya satışı konusunda iradesi olduğu açıktır.
Hal böyle olunca; vekil tarafından vekil edenin iradesine uygun olarak yapılan işlemde vekalet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilemeyeceği nazara alınarak bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede hataya düşülerek yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe yönünden düzeltilmesi gerekmiştir.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazının temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesine yönelik olarak kabulü ile temyize konu Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 24/11/2021 tarihli ve 2021/1197 Esas - 2021/1507 Karar sayılı kararının gerekçe kısmının, (V/3.3.) paragrafta yazılı gerekçeyle 6100 Sayılı HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacı vekili için 3.815,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınmasına, alınan peşin temyiz harcının yatırana iadesine, 26/05/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.