IV. GEREKÇE
Ön sorunun ve uyuşmazlık konusunun ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
A- Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan güncel nüfus kaydında sanıklardan ...’nın direnme kararından sonra temyiz aşamasında öldüğü bilgisine yer verilmesi karşısında bu sanık yönünden mahallinde araştırma yapılmasının gerekli olup olmadığı;
1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü halinde ise cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte müsadere ve yargılama giderine ilişkin hükmün infaz edileceği belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.
Buna göre; kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi halinde ise yerel mahkemece davanın düşmesine karar verilecektir. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek, sanığın ölümü niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmayacaktır. Sanığın ölümü ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olan hükümlünün ölümü sadece hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak, ölümden önce tahsil edilmiş olan para cezaları mirasçılara iade edilmeyecek buna karşın tahsil edilmemiş bulunan para cezaları mirasçılardan istenmeyecek, bunun yanında müsadereye ve yargılama giderine ilişkin hükümler ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.
Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir.
Temyiz aşamasında sanığın öldüğüne ilişkin bir iddianın ortaya çıkması ya da UYAP vasıtasıyla alınan nüfus kaydında öldüğü bilgisinin yer alması gibi hâllerde, ölümün kamu davasının düşmesini gerektiren bir neden olduğu göz önüne alınarak, ölüm nedeniyle düşme kararının temyiz merciince dosya üzerinde yapılan inceleme sırasında verilmesi yerine, ölüm bilgisi nedeniyle diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulması ve yerel mahkemece mahallinde yapılan araştırma sonucunda sanığın öldüğünün kesin olarak saptanmasından sonra düşme kararı verilmesi daha isabetli olacaktır.
2. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme
UYAP kullanılarak alınan güncel nüfus kayıt örneğinde, sanık ...’nın direnme kararına konu hükümden sonra 21.07.2015 tarihinde öldüğü bilgisi yer aldığından, ölümle ilgili mahallinde araştırma yapılarak karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, direnme kararına konu hükmün sanık ... yönünden, gerekli araştırmanın mahallinde yapılıp ölümün yerel mahkemece tespiti ile sonucuna göre TCK’nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca gereken hükmün verilmesinin temini için diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
B- Sanıklar..., ..., ... ve ...'ün eylemlerinin nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüse iştiraki mi yoksa kasten yaralama suçuna iştiraki mi oluşturduğu;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde;
“Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır.
Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.
Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna "subjektif unsur" denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315.) .
Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır.” şeklinde açıklanmıştır.
Kasten yaralama suçu ile kasten öldürme suçuna teşebbüs arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun çözülmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
Uzun yıllar Ankara’da matematik öğretmeni olarak görev yapan katılan ...’in emekli olduktan sonra Didim’de annesi ile birlikte yaşamaya başladığı, Ankara’da ikamet eden sanıklardan ... ve ... ile ... arasında ihtilaf bulunduğu, ... ve...’in azmettirdikleri diğer sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte olaydan iki gün önce iki ayrı araçla Ankara’dan Didim’e geldikleri, aynı otele yerleştikleri, sanıklardan ..., ... ve ...'ün araçla katılanın yaşadığı evin bulunduğu yere geldikleri, büfeden alışveriş yapıp apartmana gireceği sırada saldırdıkları katılana bıçakla çok sayıda vurarak katılanı yaraladıkları, katılanın “İlhan!” diye bağırmasının ardından geldikleri araca binerek olay yerinden uzaklaştıkları, yaralandıktan sonra ayağa kalkarak alışveriş yaptığı büfeye geri giden katılanın yaralandığını söylemesi üzerine olay yerine çağrılan cankurtaranla hastaneye kaldırıldığı, tedavisi yapılarak sağlığına kavuştuğu, katılanın vücuduna isabet eden çok sayıdaki bıçak darbesinden sadece birinin göğüs boşluğuna girmesi nedeniyle meydana gelen hemopnomotraks sonucu yaşamsal tehlike geçirdiği, diğer yaraların yaşamsal tehlikeye yol açmadığının belirtildiği anlaşılan olayda;
Katılanın vücudundaki yaralardan sadece bir tanesinin göğse nafiz olması, herhangi bir iç organ yaralanmasına da yol açmayan bu yara dışındaki diğer yaraların yaşamsal tehlike doğurmaması, etrafta kimsenin bulunmamasına, herhangi bir dış müdahale ve engel hâl olmamasına karşın, sanıkların yaralı ve savunmasız şekilde yerde yatan katılana yönelik eylemlerine kendiliklerinden son vererek olay yerinden uzaklaşmış olmaları birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların kastlarının öldürmeye yönelik oluşunun da şüphede kaldığı, bu nedenle sanıkların kastlarının yaralamaya yönelik olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükümlerin sanıkların eylemlerinin kasten yaralama suçuna iştiraki oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıklar ... ve ...'un eylemlerinin nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüse azmettirmeyi, diğer sanıkların eylemlerinin ise nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüsü oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.