V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili/asıl temyiz dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu, davanın tamamen kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, davacının davaya konu paylaşımı nedeniyle yıllardır rahatsızlık duyduğunu, bu olayın etkilerinin halen devam ettiğini, davalı kendisini ilk derece mahkemesi aşamasında vekil ile temsil etmemiş olmasına rağmen bölge adliye mahkemesinde davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu paylaşımdan önce davacı hakkında başlatılmış bir adli soruşturma olduğunu, davalının söz konusu soruşturma kapsamındaki olaylar hakkında halkı bilgilendirmek amacıyla davaya konu paylaşımı yaptığını, davacının kendisini arayarak söz konusu olayın doğru olmadığın belirtmesi üzerine paylaşımı aynı gün sildiğini, ilk derece mahkemesinde hakimin reddini talep ettiklerini, bu hususun bölge adliye mahkemesince dikkate alınmadığını, davacının şikayeti üzerine davalı hakkında iftira suçundan başlatılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, hükmedilen tazminatın fahiş olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; sosyal medya hesabından kişilik haklarına saldırı yapıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, Anayasa'nın 12 ve 26 ıncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 üncü maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir.
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. İfade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır.
Davalının dava konusu paylaşımında davacı hakkında sarf ettiği söz ve ifadelerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aşıp aşmadığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değil ise demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ...'ın "...İlçe Devlet Hastanesinde doktor olarak görev yapmakta iken ...İlçesindeki PKK/KCK terör örgütü mensuplarına yönelik gerçekleştirilen planlı operasyonlar sırasında yaralanan ve ...Devlet Hastanesine intikal ettirilen asker ve polislerin fotoğraflarını çekerek terör örgütü doğrultusunda yayın yapan İMC TV isimli televizyon kanalına gönderdiği, ayrıca şüphelinin yaralı güvenlik güçlerinin ölümüne sebebiyet verebilecek şekilde yanlış teşhis ve tedavi uyguladığı” şeklinde ihbar alınması üzerine, davacı doktor hakkında "Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme ve Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/2923 soruşturma nolu dosyası kapsamında soruşturma açıldığı, konuyla ilgili olarak ...Devlet Hastanesinde görevli UMKE (Sağlık Bakanlığına bağlı Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi) görevlisi dört personelin bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerinin alındığı, anılan UMKE görevlilerinin ifadelerinde davacının ...Devlet Hastanesine intikal eden yaralı asker ve polislerin fotoğraflarını çektiği, kendilerinin davacıya bunu yapmamasını söylemelerine rağmen fotoğraf çekmeye devam ettiği, davacının yaralı güvenlik güçlerini acil ünitesinden çıkararak kendi görevli olduğu sivil vatandaşların arasına sevk etmeye çalıştığı, kendilerinin itirazı neticesinde davacının yaralı güvenlik güçlerine ölümlerine sebebiyet verecek olan ilaç uygulamasından vazgeçtiği, davacının kendilerinin acil servise girişlerini engellemeye çalıştığını beyan ettiği, bahsi geçen soruşturma kapsamında davacının cep telefonu ile elektronik cihazlarına el konulduğu, cihazlar içindeki verilerin incelendiği, cihazlarda yaralı askeri personelin fotoğraflarına rastlandığı, yapılan incelemede suç ve suç unsuruna rastlanmadığının tespit edildiği, davacı şüphelinin telefonunda yapılan incelemelerde yaralanan güvenlik görevlilerinin özellikle simalarını açıklayacak şekilde resimlerinin değil sadece yaralarının resminin bulunduğu, söz konusu resimlerin şüpheli davacının da belirttiği gibi google arama motorundan kolaylıkla tespit edilebileceği, hekimler arasında tedavi ve yardım amaçlı resim paylaşılabileceği, operasyonlar sırasında ...ilçesinde 172. Zırhlı Tugayda askeri doktor olarak bulunan ... isimli şahsın ifadesinin davacı şüphelinin ifadesini doğruladığı, yapılan soruşturma kapsamında ...İlçe Emniyet Müdürlüğü Tem Büro Amirliği görevlilerince hazırlanan 21.12.2015 tarihli internet inceleme ve tespit tutanağı incelendiğinde İMC TV’nin internet üzerinden yayın yapan adresinde yayınlanan ...ilçesi ile ilgili haberler incelendiğinde herhangi bir yaralı asker ve polisin fotoğrafına rastlanılmadığının tespit edildiği, tüm soruşturma evrakının bir bütün olarak ele alınması neticesinde davacı şüphelinin üzerine atılı iddialara yönelik somut bir delil bulunmadığı anlaşılmakla, davacı şüpheli ... hakkında Kamu Adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair 15.05.2018 tarihinde karar verildiği, söz konusu soruşturmanın başlamasından kısa bir süre sonra ise davalının şahsi facebook hesabından davacı hakkında davaya konu paylaşımda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalının davaya konu paylaşımındaki iddialar ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalının yukarıda bahsi geçen olaylar kapsamında açıklamalarda bulunduğu, söz konusu paylaşımdan hemen önce davacı hakkında "Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme ve Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/2923 soruşturma nolu dosyası kapsamında soruşturma açıldığı, bu haliyle davalının paylaştığı ifadelerin görünür gerçeğe uygun olduğu, davacının davalıyı arayarak davaya konu iddiaların gerçeği yansıtmadığını ifade etmesi üzerine, davalının yaptığı paylaşımı silerek yayından kaldırdığı, görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan ifadelerden dolayı davalının sorumlu tutulamayacağı, davaya konu ifadelerin paylaşıldığı tarihte görünür gerçeklik kapsamında kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacak nitelikte olduğu, davalının söz konusu paylaşımında geçen ifadelerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 58 inci maddesi kapsamında, haksız fiil niteliğinde söz ve ifadeler olarak kabul edilemeyeceği, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre de ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığının kabulü gerektiği, bu nedenle davalının eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılarak, davalının tazminat ile sorumlu tutulması yerinde görülmemiş, davanın tümden reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.