V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu, söz konusu gayrımenkulü emlakçı vasıtası ile satın alındığını, tekstil sektöründe oda başkanlığının yapılması, sektördeki herkesin tanınacağı anlamına gelmeyeceği, diğer davalı borçlu ile aralarında herhangi bir ilişki bulunmadığını, satın aldıktan sonra ciddi tadilatlar yapıldığını, mal kaçırma gayesinin olmadığını, gayrımenkulün bedelinin ödenerek satın alındığını, ön ödeme yapılması ve satış tarihinde de bir kısım ödeme yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin doğru olmadığını, satış öncesinde ipoteklerin kalkıp kalkmayacağının teyit edilmesinin bile mal kaçırma kasdının olmadığını göstereceğini, ipoteklerde ödemelere istinaden fek edildiğini dikey orantısızlığın da bulunmadığını beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; mal kaçırma kasdının bulunmadığını, taşınmazın satışı ile bir kısım ipotek borçlarının kapatıldığını, diğer davalı ile arada herhangi bir ilişkinin bulunmadığını, çek ile ödeme ticari şirketler arasında uygulanan bir ödeme aracı olduğunu, gayrımenkul kaydında yer alan ipoteğin de diğer davalı tarafından ödenip fek edildiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
Dava İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278 inci maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir.Satılan taşınmaz üzerinde ipotek ve haciz kayıtları varsa,alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış olacağından, satışın bunların tamamı üzerinden yapıldığı kabul edilir. Bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280 inci maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279 uncu maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
Bölge Adliye Mahkemesince, satış bedelinin bir kısmının satıştan önce bir kısmının da satıştan sonra ödenmesinin, bir kısım ödemelerin de çeklerle yapılmış olmasının sıradan bir taşınmaz satışında sık rastlanılan bir durum olmadığını, davalılar arasında güven ilişkisinin bulunduğunu gösterdiği, İİK 280/1 gereğince de davalı borçlunun durumunun bilindiği gerekçesi ile yeni hüküm kurularak davanın kabulüne hükmedilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına uygun görülmemiştir.
Şöyle ki, somut olayda; davacı vekili, 28.02.2011 tarihli kredi genel sözleşmesine istinaden 28.02.2011 tanzim, 01.02.2013 vade tarihli 5.343.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak davalı borçlu ... aleyhine İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün 2013/2911 sayılı dosya ile takip yapıldığı, takibin kesinleştiği, davalı borçlunun bilinen adresinde yapılan 13.04.2017 tarihli haciz tutanağının İİK 105 inci madde kapsamında geçici aciz vesikası hükmünde olduğu, davalı borçlunun adına kayıtlı İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Şenlik Mahallesi, 292 ada, 153 parselde B Blok 1 numaralı çatı piyesli dubleks mesken vasfındaki taşınmazı 27.08.2012 gün, 3.150.000 TL bedel ile kaydında yer alan ipoteklerle beraber davalı şirkete devredildiğinin tespit edildiğini, devir işleminin mal kaçırma gayesi ile yapıldığını beyan ederek iş bu davayı açmıştır.
Dosya kapsamında İİK 278 hükmü incelendiğinde, dava konusu gayrımenkulün bilirkişi raporu ile belirlendiği üzere tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 2.700.000,00 TL olduğu, tapudaki değerinin ise 3.150.000 TL olarak gösterildiği, hatta gayrımenkul kaydında yüklüce ipoteklerin bulunduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar bölge adliye mahkemesince dikey olarak bedeller arasında bedel farkı olduğu belirtilmişse de; İİK’nun 278/3-2 maddesinde “ Mütat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemeyeceği” belirtilmiş olmasına, tasarruf tarihinin 27.08.2012 tarihinde yapılıp, dava dosyasının dayanağı olan icra dosyasından davalı borçlunun bilinen adresine yapılan ve mahkemece İİK 105 kapsamında geçici aciz vesikası olarak kabul edilen 13.04.2017 tarihli haciz tutanağının kanunun aradığı 2 yıllık süreden çok sonra düzenlendiğinin anlaşılmış olmasına göre, bu madde kapsamında iptale karar verilemeyeceği açıktır.
Kaldı ki, satış bedeline karşılık olarak resmi senedin düzenlenmesinden önce 15.08.2012 tarihinde davalı borçlu ...'nin hesabına 700.000,00 USD (1.256.220,00 TL), 27.08.2012 tarihinde 120.000,00 USD (215.868,00 TL), 28/09/2012 günü 50.000,00 TL resmi senedin düzenlenmesinden sonra ise 28.09.2012 günü 189.728,41 TL, 29.08.2012 günü 466.666,00 Euro (1.006.963,83 TL) 31.08.2012 günü 200.000,00 Usd (363.140,00 TL), 02.10.2012 tarihinde ise 60.000,00 TL ödendi, dava konusu tasarruf haricinde davalılar arasında başkaca bir ticari ilişki olduğunun da davacı tarafından da ispat edilememesine göre yapılan ödemelerin dava konusu tasarruf bedeline ilişkin olduğunun kabul edilebileceği, ayrıca, gayrımenkul kaydında yer ala ipoteklerin kaldırılması için yapılan ödemeler ile yukarıda bahsi geçen ödemeler arasında da uyum bulunduğunun anlaışmasına göre dava konusu gayrımenkulün tapuda gösterilen değeri ile gerçek değeri arasında dikey oransızlık olduğunun kabulü de doğru görülmemiştir.
İİK madde 280/1 hükmü gereğince yapılan inceleme neticesinde de; dava dışı asıl borçlu İnci Tekstil Öre A.Ş.'nin veya davalı borçlu ... ile davalı ... İşletm. San. Tic. A.Ş.'nin İstanbul gibi metropol bir şehirde, sadece aynı sektörde olmaları iptal nedeni olarak kabul edilemez. Davalı borçlu ile davalı şirket arasında herhangi bir ticari ilişki, ortaklık ya da organik bağ olduğu, davalı ... Tanrıveri'nin davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu da davacı tarafından somut deliller ile ispat edilememiştir.
İİK.nun 279 uncu maddesinde de iptal nedenleri de iş bu davada yer almamaktadır, dava konusu gayrımenkul İİK 280/3 maddesinde belirtilen ticari işletme niteliğindeki yerin devri de değildir.
O halde İİK 277 ve devamı maddelerine göre iptal nedeni bulunmayan dava konusu tasarruf yönünden mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bölge adliye mahkemesince hükmün yeniden kurularak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.