İçtihatYargıtay7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi · E. 2021/21581 · K. 2023/11208
- Esas No
- 2021/21581
- Karar No
- 2023/11208
- Karar Tarihi
- 12.12.2023
Karar Metni
7. Ceza Dairesi 2021/21581 E. , 2023/11208 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2019/32 E., 2019/198 K.
SUÇ : 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'na aykırılık
HÜKÜM : Düşme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.(Kapatılan) 1. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 23.10.2013 tarihli ve 2013/34 Esas, 2013/574 Karar sayılı kararıyla; sanıklar hakkında müteveffa ...'ye karşı işlemiş oldukları asta müessir fiil suçundan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun (1632 sayılı Kanun) 117 nci maddesinin
birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesi, 51 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca ayrı ayrı erteli 10 ... hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanık ...'ın mağdurlar ..., ... ve katılan ...' a yönelik işlemiş olduğu asta müessir fiil suçlarından 1632 sayılı Kanun'un 117 nci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi, 51 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca ayrı ayrı erteli 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2.(Kapatılan) 1. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 23.10.2013 tarihli ve 2013/34 Esas, 2013/574 Karar sayılı kararının, Askeri Savcı, sanıklar ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine; (Kapatılan) Askeri Yargıtay 3. Dairesinin 03.11.2015 tarihli ve 2015/378 Esas, 2015/495 Karar sayılı ilamıyla; sanık ...'ın katılan ..., mağdurlar ..., ... ve müteveffa ...'ye karşı işlemiş olduğu asta müessir fiil suçlarına yönelik kurulan mahkumiyet hükümlerinin usul yönünden, sanık ...'ın müteveffa ...'ye karşı işlemiş olduğu asta müessir fiil suçuna yönelik kurulan mahkûmiyet hükmünün esas yönünden bozulmalarına karar verilmiştir.
3.Bozma üzerine Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2019 tarihli ve 2019/32 Esas, 2019/198 Karar sayılı kararıyla; sanıklar hakkında müteveffa, mağdurlar ve katılana yönelik işlemiş oldukları asta müessir fiil eylemlerinden dolayı açılmış olan kamu davalarının 5237 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı düşmelerine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılanlar vekilinin temyiz istemi; müteveffanın koşu sebebiyle rahatsızlığının aktif hale geldiğine, koşturulmasaydı bu sonucun meydana gelmeyeceğine ve müteveffanın zorla koşturulduğuna ilişkindir.
B.Sanıklar müdafiin temyiz istemi; sanık ... hakkında derhal beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yapılan incelemede; Müteveffa J.Er ...'nin sevk edildiği acemi birliği olan Afyonkarahisar Emirdağ 3. Jandarma Eğitim Tabur Komutanlığına 26.11.2006 tarihinde katıldığı, birliğe katılışta yapılan mülakat sonucunda düzenlenen bilgi fişinde herhangi bir kronik rahatsızlığından bahsetmediği, olay tarihine kadar geçen süre içinde herhangi bir rahatsızlığı nedeniyle Birlik Komutanlığına ve revire başvurusunun olmadığı, tedavi görmediği, Erbaş ve Er Bedeni Yeterlilik Test ve Yeterlilik Geliştirme kartında kıta tabibi tarafından spor yapmaya elverişli olduğunun belirtildiği, Jandarma Genel Komutanlığı Acemi Eğitim Test Yönergesi kapsamında 07.02.2007 tarihinde 2400 metre koşu testi yapılması için emir verildiği, 2.Bölük Komutanı J.Ütğm. Levent Birsin’in koşu öncesi son olarak koşuya katılacakların tespiti için yoklama almak üzere 3.Takım Komutan vekili olan sanık (olay tarihinde J.Asb.Üçvş.) ...’ı görevlendirdiği, ...’ın bölüğü, bölük binasının önündeki bahçede içtimaya aldığı, 298 genel mevcudu olan bölükten 15 askerin spor yapamaz raporu, 43 askerin spor istirahatlı, 4 askerin yatak istirahatlı, 1 askerin hastane, 2 askerin hava değişimi ve 4 askerin iç görev olmak üzere, ilk önce toplam 69 askerin koşuya katılamayacağının belirlendiği, sanık ...’ın içtima alanında da koşuya katılamayacak olup olmadığını sorduğu, aralarında katılan J.Er
... ile mağdurlar J.Er ... ve J.Er ...’nın da bulunduğu bir kısım erin rahatsız olduklarını beyan ettikleri, Ancak, maktulün bu yöndeki beyanına yönelik iddianame kapsamına göre, bir kısım er tanıkların bilgisinin bulunmadığı, bir kısım tanıkların maktulün de rahatsızlığı dile getirdiği, sanık ...'ın "neyin var?" şeklindeki sorusuna karşılık maktulün "neyim olduğunu bilmiyorum. Ancak aşırı halsizim" şeklinde beyanda bulunması sonrasında, sanık ...'a " koşudan kaçmak mı istiyorsun?" şeklinde beyan ile onu tokatladığını ve koşmasını emrettiğini, beyan eder şekilde, beyanda bulundukları tespit edilmiştir. Yani, henüz içtima esnasında, sanığın maktulü baskı yaratacak biçimde hareketlerde bulunduğu yönünde dinlenen diğer tanık beyanları ile de aralarında çelişkiler bulunduğu sabittir. Mahkeme ise hangi tanıkların beyanlarını, hangi tanık beyanlarına ne gerekçe ile ... tutarak olayın gelişine delil olarak kabul edip oluşu kabul ettiği gerekçesiz kalmıştır. Yani henüz koşu başlamadan gelişen bu olayında netice itibarıyla irdelenmesi gerekmektedir. İçtima sonrasında Revir Tabipliğinde görevli J.Tbp.Atğm. ... ve heyette görev yapan J.Asb.Bçvş. ...’ın içtima alanına geldikleri, askerlere rahatsızlığı olan olup olmadığını sordukları, maktulün ise sanıktan yediği dayak neticesi tabipe bu kere rahatsızlığından bahsedemediği, dolayısı ile maktul dışında tabip tarafından yapılan muayene sonrası altı askerin daha koşudan muaf tutulduğu, bu suretle toplam 223 askerin koşuya katılacak personel olarak tespit edildiği; aynı gün koşuya katılacak erlerin tespit edilmesinden sonra, bölüklerin koşunun yapılacağı Emirdağ-Suvermez Köy yolu üzerinde koşunun başlangıç noktası olan Yiğiter Kömür Deposunun olduğu yerde toplandıkları, önce 4.Bölük Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapan acemi erler, kadro erbaş ve erleri ile aynı Bölük komutanlığında görevli eğitici rütbeli personelin koşuyu tamamladığı, takiben aynı şekilde 3’üncü Bölük Komutanlığı personelinin koştuğu, saat 10.43’de aralarında J.Er ...’nin de bulunduğu 2.Bölüğün toplu koşu testine başladığı, koşunun belirtildiği şekilde silahlı, eğitim elbiseli ve hücum yelekli olarak yapıldığı, Bölük Komutanı J.Ütğm. ... , 1.Bölük Komutanı J.Ütğm. ..., Takım Komutanı J.Tğm. ... ve yanlarında kadro erlerinden J.Onb. ... bulunduğu bir minibüsün koşan gruba refakat ettiği, bunun yanı sıra Birlik ambulansının da içerisinde J.Tbp.Atğm. ... ve Shh.Er ... olduğu hâlde minibüsün arkasında koşan grupla birlikte acil müdahale için yolda ilerlediği, sanıklar ... ile temyiz kapsamı dışında bulunan diğer sanıklar Uzm.J.Çvş. ... ve Uzm.J.Çvş. ... ’ın da bölükle birlikle koştukları, koşunun ilk metrelerinde herhangi bir sorun yaşanmadığı ancak, J.Er ...’nin koşuyu bitirmesine 250-300 metre kala yürümeye başladığını ve durumunun ... olmadığını gören J.Uzm.Çvş. ... ’ün, J.Er ...’nin koluna girdiği, biraz önde olan sanık ...’a seslendiği, ...’ın da J.Er ...'nin diğer koluna girdiği, o an J.Er ...’nin dizlerinin üzerine çöktüğü, bunun üzerine diğer sanık Uzm.J.Çvş. ... ’dan (hakkında mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir) yardım etmesini istedikleri, Uzm.J.Çvş. ...’ın yanlarına gittiği, bu sırada arkadan minibüsle gelen Bölük Komutanı J.Ütğm. Levent Birsin’in talimatı ile J.Er ...’nin minibüsü takip eden ambulansa alındığı ve ambulansla koşu bitiş noktasına getirildiği, J.Er ...’nin burada kendi çabaları ile ambulanstan aşağı indiği, dayanarak durmaya çalıştığı, J.Er ...’nin durumunun kötü olduğunu gören Tğm. ... ’ın, Tbp.Atğm. ...’ye J.Er ...’ye bakmasını söylediği, takiben ambulansla J.Er ...’nin Emirdağ ... Hastanesine götürüldüğü, saat 11.30’da hastaneye gelindiğinde nabzının ve solunumunun durduğunun tespiti üzerine, hemen Emirdağ ... Hastanesi Acil Kliniğine alındığı, solunum ve dolaşımı duran J.Er ...’nin entübe edilerek solunum sağlanıp kalp masajına başlandığı, ancak J.Er ...’nin yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı, olayın Emirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına bildirildiği, aynı gün Emirdağ ... Hastanesinde ölü (harici) muayene işleminin
gerçekleştirildiği, yapılan muayene neticesinde, sadece cesedin göğüs bölgesinde defibrilatör (şok aleti) izlerinden oluşan kızarıklık ve ekimoz bulunduğu, bunun haricinde her iki kolda damar yollarını açma iğne izleri (ilaç tedavisi için) olduğu, başkaca herhangi bir bulgunun bulunmadığının tespit edildiği, müteakiben Bursa Adli Tıp İhtisas Dairesi Başkanlığında otopsi yapıldığı, anılan kurumun 18.05.2007 gün ve Protokol No: B.03.1.ATK. 4.16.00.01.2007.080 sayılı otopsi raporuna göre, ceset üzerinde defibrilatör kaşık izleri ve her iki dirsek çukurunda iğne pikür izleri haricinde herhangi bir darp cebir asarına rastlanılmadığı, kalp hipertrofisi bulunan müteveffanın ölümünün kalp yetmezliği sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği, müteveffa J.Er ...’nin ölüm olayının gerçekleşmesinde iddia edilen darp-cebir ve zorla koşturma eylemlerinin etkili olup olmadığı, aralarında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, ayrıca olay sonrası müteveffaya yönelik tıbbi müdahalelerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı yönünden düzenlenen İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 26.11.2008 tarihli ve 8536 Karar numaralı raporunda “Müteveffanın efor sonrası fenalaşınca önce transit araca bilahare ambulansa alındığı, kişinin bekletilmeden hekim tarafından müdahale edildiğinin kabulü hâlinde tıbbi uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu” şeklinde mütalaa verildiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1’inci İhtisas Kurulunun 23.05.2008 tarihli ve 1928 Karar numaralı raporunda ise, “Kimyasal incelemede örneklerde herhangi bir uyuşturucu, uyarıcı veya toksik maddenin tespit edilmediği, otopside kişinin vücudunda tıbbi müdahaleye bağlı defibrilatör izi dışında travmatik değişim tanımlanmamış olduğu” şeklindeki görüşü takiben “Giysili bölgede geniş yüzeyle künt bir travma uygulanması durumunda her zaman travmatik değişim bulgusu saptanamayabileceği tıbben bilinmekle, kişiye bir travma uygulandığının kabulü hâlinde iddia edilen travma ile ölümün meydana gelmesi arasında geçen süreye göre ölümün travmanın efor ve stresi ile kendinde mevcut kronik kalp hastalığının aktif hale geçmesinden ileri gelmiş olabileceği gibi, iddia edilen travma sonrası kişinin uzun mesafeli koştuğu da söz konusu olduğundan, kronik kalp hastalığının koşuya bağlı efor sonucu da aktif duruma geçebileceği, ayrıca travma ve koşunun her ikisi birlikte eforuyla da aktif duruma geçebileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı” şeklinde mütalaa bildirildiği, dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Dolayısı ile maktulün, içtima esnasında rahatsızlığını ileri sürmesine ilişkin tanık beyanları kapsamında, sanık tarafından (bu yönde hiçbir araştırma yapılmadan) efora zorlandığı yönündeki kısmi tanık beyanlarına ilişkin iddialar ve oluş, netice eylemde de değerlendirilmesi gerekir iken, bu husus hiç gerekçelendirilmemiştir.
IV. GEREKÇE
A.Sanık ...'ın katılan ..., mağdurlar ..., ...'ya karşı ve sanık ...'ın müteveffa ...'ye karşı işlemiş oldukları asta müessir fiil suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;
Sanıkların yargılama konusu eylemleri için belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan, aynı Kanun'un 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği ise 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
Dosya kapsamına göre suç tarihinin 07.02.2007 olduğu, bu tarihten sanıklar hakkında temyiz incelemesine konu hükmün kurulduğu 24.10.2019 tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından, sanıklar hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
B.Sanık ...'ın müteveffa ...'ye karşı işlemiş olduğu asta müessir fiil suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141 inci, 5271 sayılı Kanun'un 34 üncü ve 230 uncu maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçesinde ise 5271 sayılı Kanun'un 230 uncu maddesi uyarınca, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunun nitelendirmesinin yapılması, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirlenmesi ile mantıksal ve hukuksal bütünlük sağlanarak herkesi tatmin edecek ve anlaşılır kararın, bu hali ile Yargıtay denetimine olanacak verecek biçimde gerekçeli olması gerektiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.01.2011 tarihli ve 2010/7-192 Esas, 2011/1 Karar sayılı kararında belirtilmiştir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine uygun şekilde ulaşılan kanaat ve sanığın suç oluşturduğu kabul edilen fiiline uygun delillerin nitelendirilmesi yapılarak, mahkûmiyete götüren delillerin nelerden ibaret olduğu açıklanmalı, deliller ile varılan sonuç arasındaki dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurularak hüküm kurulması gerekirken denetime imkan vermeyecek şekilde sanığın konusu suç oluşturan eylemiyle ilgili hukuki nitelendirmenin 1632 sayılı Kanun'un 117 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kabul edilmesine ilişkin yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A.Sanık ...'ın katılan ..., mağdurlar ..., ...'ya karşı ve sanık ...'ın müteveffa ...'ye karşı işlemiş oldukları asta müessir fiil suçlarından kurulan hükümler yönünden;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.10.2019 tarihli ve 2019/32 Esas, 2019/198 Karar sayılı kararında katılanlar vekili ve sanıklar müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanlar vekili ve sanıklar müdafiin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B.Sanık ...'ın müteveffa ...'ye karşı işlemiş olduğu asta müessir fiil suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle; Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.10.2019 tarihli ve 2019/32 Esas, 2019/198 Karar sayılı kararına yönelik katılanlar vekili ve sanıklar müdafiin temyiz isteği yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
12.12.2023 tarihinde karar verildi.