Yargıtay 7. Ceza Dairesi · E. 2021/22656 · K. 2025/662
7. Ceza Dairesi 2021/22656 E. , 2025/662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2017/110 (E) ve 2018/23 (K) SUÇ : Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşabilmesi için kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2014 tarihli ve 2012/3 - 1496 Esas, 2014/135 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, 2. fıkrasında ise; olası kast tanımına yer verilmiştir. Buna göre, doğrudan kast, öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın, işlediği fiilin muhtemel bazı neticeleri gerçekleştirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi durumunda ise olası kast söz konusu olacaktır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüdeki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme ve isteme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa ve bunu istiyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istemese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da, doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı, doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt ise; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda, muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile sonucu göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan neticenin gerçekleşmesine neden olunacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin gerçekleşmesi fail tarafından kabullenilmektedir. Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilecektir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldıramayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Kanun'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. 5237 sayılı Kanun'da taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, 22/3. maddesinde bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. 5237 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanarak, başkaca ayırıcı bir unsuruna yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22/3. maddesinde; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin madde gerekçesinde; "Olası kast durumunda suçun tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur. Kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Somut olayın kendi özelliğine göre bir bütün olarak işleniş şekli ve olay sonrası sanığın dış dünyaya yansıyan hareketlerinin ortaya konulması gerektiği cihetle; ifadeleri (Kapatılan) 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesinin, 22.08.2013 tarihli ve 2013/771 Esas, 2013/644 Karar sayılı mahkûmiyet hükmüne esas alınan 26 tanıktan 18'inin; sanıkla maktulün samimi arkadaş oldukları, boş vakitlerini birlikte geçirdikleri, aralarında husumet bulunmadığı ve olay öncesinde aralarında herhangi bir olumsuzluğun yaşanmadığı şeklindeki ifadeleri, kalan tanıkların ise aksi yönde bir beyanda bulunmadıkları, dosya kapsamında yer alan ve olaydan kısa bir süre öncesinde sanıkla maktulün nöbet kulesinin içinde çekilmiş oldukları fotoğraflarda dış aleme yansıyan bir olumsuzluğun tespit edilememesi, olay gerçekleştikten sonra sanığın şoka girdiği ve sürekli ağladığı, sanığın savunmalarının aksine kasten maktule ateş ettiğini ispatlar nitelikte bir delilin de bulunmadığı, ancak dosya kapsamına göre askerlik vazifesini ifa eden sanığın suça konu silah kullanımı konusunda gerekli eğitimleri aldığı, silah kullanımı ve nöbet talimatı konusunda gerekli tebliğlerin yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmakla; sanığın yanında müteveffa bulunduğu halde silahın namlusunu güvenli bir alana doğrultmayıp çapraz tutuş vaziyetinde tutarak silahın emniyet mekanizması ile oynamak suretiyle gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek neden olabileceği sonucu öngörebilecek yeterliliğe sahip olmasına rağmen olayın yaşanmasına neden olduğu anlaşıldığından, eyleminin bilinçli taksir olduğu kabul edilerek tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir. Tetkik edilen tüm dosya kapsamına göre; karar yerinde gösterilen Kanuni, haklı ve inandırıcı gerekçelerle ulaşılan kanaate göre, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilin kabulünde ve nitelendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. Ancak; 1.Temyize konu hükümde alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle temel ceza belirlenmiş ise de; sanığın kusurlu hareketlerinin yoğunluğu göz önüne alındığında teşdit uygulamasının orantılılık ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olması, 2. Sanık hakkında bilinçli taksirle öldürme suçundan yapılan yargılama sonucu verilen hükümde, kasten işlenen suçlardan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak uygulanması gereken 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yer alan hak yoksunluklarına hükmedilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, O yer Cumhuriyet savcısının, katılanların ve sanık müdafin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye kapsamı itibarıyla aykırı olarak, karşı oy ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, 07.01.2025 tarihinde karar verildi.