İçtihatYargıtay4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi · E. 2021/25433 · K. 2024/5368
- Esas No
- 2021/25433
- Karar No
- 2024/5368
- Karar Tarihi
- 28.05.2024
Karar Metni
4. Hukuk Dairesi 2021/25433 E. , 2024/5368 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2105 Esas 2021/2034 Karar
HÜKÜM/KARAR : Red- Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİH : 17.03.2021
SAYISI : 2021/80 Esas 2021/75 Karar
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, Turhal Bölge Trafik Denetleme Amirliğinde görevli polis memuru iken, 09.07.2009 tarihinde yapılan trafik kontrolünde dava dışı kişi tarafından yapılan ihbar üzerine... plakalı aracın davalı ve ekip arkadaşları tarafından takibe alındığını, davalının nöbet yerinin bulunduğu trafik denetleme noktasına beklenen... plakalı aracın geldiğini, aracın sürücüsü dava dışı ...'nun, evrak kontrolü yapıldığı sırada ani bir patinaj ile aracı sürmeye başladığını, davalının dur ikazına uymadığını, bunun üzerine davalı tarafça nöbet silahı ile tek el ateş edildiğini, açılan ateş sonucu sürücü ...'nun vefat ettiğini, davalı polis memurunun taksirle bir kişinin ölümüne sebep olma eyleminden dolayı yapılan ceza yargılaması sonucunda mahkum olduğunu, olayda, davalının kusurunun bulunduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava dışı müteveffa sürücü ...'nun mirasçılarına davacı idare tarafından ödenen 162.532,50 TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının, olayda kişisel ya da mesleki herhangi bir kusuru bulunmadığını, ceza yargılamasında da kastının olmadığının anlaşıldığını, kusur raporu alınmadan karar verilemeyeceğini, rücu davasının şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının mahkumiyet hükmü ile neticelenen ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen Zile Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/92 esas ve 2010/50 karar sayılı dosyasında, davalının, bir kez ateş etmek sureti ile dava dışı ...'nun ölümüne sebebiyet verdiği, ancak eyleminin kast ya da bilinçli taksir düzeyinde görülmeyerek davalının taksirle adam öldürme suçundan mahkumiyeti yoluna gidildiği, bu nedenle davalının olayda kastının ya da ağır kusurunun olmaması sebebi ile hukuki sorumluluğu bulunduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; red kararının hatalı olduğunu, davalının ceza yargılaması sonucu mahkum olduğunu, kusur durumunun netleştiğini, hukuk hakiminin ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla ve maddi vakıa ile bağlı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin maktu değil, nisbi şekilde hüküm altına alınması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici nedenlere, benzer uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay uygulamalarına nazaran; davanın reddine karar verilmesinde ve davalı yararına maktu avukatlık ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararının hatalı olduğunu, davalının ceza yargılaması sonucu mahkum olduğunu, kusur durumunun netleştiğini, hukuk hakiminin ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla ve maddi vakıa ile bağlı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin maktu değil, nisbi şekilde hüküm altına alınması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; polis memuru olan davalının yol kontrolü sırasında kontrolden kaçmaya kalkışan dava dışı araç sürücüsüne ateş etmesi sonucu sürücünün ölümü nedeniyle yakınlarınca idare aleyhine açılan dava sonucu idarece ölenin yakınlarına ödenmek zorunda kalınan tazminatın olayda kusurlu olduğu ileri sürülen davalıya rücu istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51 ve 52 nci (818 sayılı Kanun'un 43 ve 44 üncü maddeleri) 66 ve 74 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Dava, davacı idare nezdinde polis memuru olarak görev yapan davalının kusurlu eylemi nedeniyle dava dışı kişiye ödenen tazminatın davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Dosya arasında bulunan Zile Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/92 esas ve 2010/50 karar sayılı dosyasında, davalının, bir kez ateş etmek sureti ile dava dışı ...'nun ölümüne sebebiyet verdiği, eyleminin kast ya da bilinçli taksir düzeyinde görülmeyerek davalının taksirle adam öldürme eylemi sabit görülerek mahkumiyeti yoluna gidildiği, mahkumiyet kararının Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2013/5946 esas, 2013/7759 karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği görülmüştür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74 üncü maddesi gereğince hukuk hakimi kusurun mevcudiyetine ilişkin ceza mahkemesi kararı ile bağlı değil ise de, ceza mahkemesinde kusurlu olduğu kabul edilerek hakkında mahkumiyet kararı verilen kimse hukuk mahkemesinde tamamen kusursuz kabul edilemez. Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararındaki fiilin "Hukuka aykırılığını" ve "İlliyet Bağının Varlığını" saptayan maddi olgu konusundaki kabul hukuk hakimini de bağlar. Dairemizin konuya ilişkin istikrar kazanmış içtihatları da bu yöndedir.
Somut olayda, davalı hakkında yukarıda belirtilen ve suç teşkil eden eylemi ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sabit olmasına göre, mahkemece davalının belirlenecek kusur durumuna göre uygun miktarda rücuen tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.
Öte yandan dava konusu olayda, görevinin icrası gereği hareket eden davalının, dava dışı suç şüphelisi kişinin ölümü ile sonuçlanan eyleminde öldürme kastının olmaması, olay saati, olayın oluşu gibi hususlar dikkate alınarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51 ve 52 nci (818 sayılı Kanun'un 43 ve 44 üncü maddeleri) maddelerinin de gözetilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalının kast ya da ağır kusurunun bulunmaması nedeniyle hukuki sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
2.Bozma nedenine ve şekline göre davacı vekili ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. KARAR
1.Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeple, davacı vekili ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2024 tarihinde Üye Hulusi Akdere'nin karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesinin ilk kararında polis memuru olan davalı görevli olarak bulunduğu yol kontrolü sırasında dur ihtarına uymayan sürücüyü durdurmak için ateş etmesi sonucu sürücünün yaşamını yitirdiği, yakınları tarafından idare aleyhine açılan tazminat davasının lehlerine sonuçlandığı, davacı idaresinin tazminat ödediği zararlandırıcı olayda davalının ve davacı idarenin yarı oranda kusurlu oldukları, dolayısıyla davacı idaresinin ödediği, tazminatın davalının kusuruna isabet eden kısmının rücuen tazminini isteyebileceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle 81.266,25 TL'nin ödeme tarihi olan 14.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalı ve davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 2019/4715 Esas sayılı kararı ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak davalının istinaf başvurusu konusunda herhangi bir karar verilmemiştir. Daha sonra Bölge Adliye Mahkemesince 10.10.2019 tarihli ek karar ile davalının kastının ya da ağır kusurunun olmaması nedeniyle sorumluluğundan söz edilemeyeceği, davanın reddi gerektiği belirtilerek "davalının istinafını kabul edip yeni bir hüküm verilebilecek ise de asıl karar ile ek karar arasında çelişki yaratmamak adına davalının istinaf talebinin kabulü ile dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine" karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararından sonra İlk Derece Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ikinci gönderme kararında ise davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2020 gün ve 2020/165 E., 2020/185 K. sayılı kararının gerekçesizlik nedeniyle ikinci kez kaldırılmasına karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi 2021/80 Esas sayılı son kararında davalının ateş etmek suretiyle davacının ölümüne sebebiyet verdiğini ve davalının taksirle ölümüne sebebiyet verme suçundan Zile Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/92 Esas, 2010/50 Karar sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verildiği, ancak davalının olayda kastının ve ağır kusurunun olmaması sebebiyle hukuki sorumluluğu bulunduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı yine davacı ve davalı taraf istinaf yoluna başvurmuş, Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi son olarak 2021/2105 Esas, 2021/2034 Karar sayılı kararı ile tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermiştir.
Bilindiği üzere Bölge Adliye Mahkemesi, esastan inceleme sonrası vakıa ve hukuki değerlendirme bakımından istinaf konusu yapılan İlk Derece Mahkemesi kararına usul ve esas yönünden hukuka aykırı bulmamışsa, istinaf başvurusunun reddine karar vermelidir (HMK 353/1,v). Bu red kararı İlk Derece Mahkemesinin incelenmesinde ve kararın usul ve esas yönünde bir eksiklik olmadığı anlamına gelir. İstinaf başvurusunun yerinde olması, yani İlk Derece Mahkemesi kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık tespit edilmesi durumunda, Bölge Adliye Mahkemesince verilecek kararlar değişik şekilde karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu kararlar verilirken kural olarak ilk önce yanlış olan İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. Zira İlk Derece Mahkemesi kararı doğru bulunmadığı için, kaldırılarak yerine Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilecektir.
Somut olayda İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına karşı her iki tarafta istinaf yoluna başvurmuş olup ilk olarak istinaf mahkemesi davalının istinafını görmeden davacının istinafını, istinaf edenin sıfatını (kazanılmış hak sıfatını) ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incemede, istinaf sebeplerinin esastan reddine karar vermiş daha sonra davalının istinafını fark ederek ek kararla davalının istinaf talebinin kabulü ile dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Burada HMK'nın 353/1-a maddesindeki belirtilen durumlardan hiç birisi bulunmamaktadır. Davalının istinaf talebini sonradan farkeden istinaf mahkemesinin davalının istinafını kabul ederek esas hakkında yeni bir hüküm vermesi gerekirken bu yola başvurmayarak ek kararla davalının istinaf talebinin kabulüyle dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup aynı zamanda çelişki doğurmuştur. Şöyle ki istinaf mahkemesi davacının istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, sonra da ek kararla davalının istinaf başvurusunun kabulü gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesinin yeniden hüküm kurmasını istemiştir. Davacının istinaf başvurusunun esastan reddedilmiş olması halinde İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne yönelik verilen hüküm istinaf mahkemesince doğru kabul edilmiştir. Ek kararla davalının istinaf başvurusu kabul edilerek davanın reddine karar verilmesini istemek ise aynı dosyada birbirinin zıttı olan iki karardır. İstinaf mahkemesinin birbirine zıt hükümler içeren kararı yasa yoluna başvurulmadan (temyiz edilerek ortadan kaldırılmadığı sürece) geçerliliğini koruyacağı için İlk Derece Mahkemesince benimsenemez. Olayımızda Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararından sonra İlk Derece Mahkemesi davanın esastan reddine karar vermiştir. Usul ve yasa hükümlerine riayet edilmeksizin verilen bu karara karşı yapılan istinaf başvuruları ise son olarak Bölge Adliye Mahkemesince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin birbirine zıt iki kararından sonra, İlk Derece Mahkemesinin yeniden karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkında bizzat kendisinin karar vermesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.