V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; her talebin ayrı ayrı değerlendirilip karara bağlanması gerektiğini, fazlaya ilişkin talebin reddedilmesinin hatalı olduğunu, her bir tweet için ayrı ayrı talebin aynen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, kısmen reddolunan paylaşımlar yönünden istemin kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Davalı vekili; Bölge Adliye Mahkemesince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmesine rağmen yeterli ve gerekli gerekçe yazılmadığını, zamanaşımı definin yanlış değerlendirildiğini, tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırması yapılmadığını, takdir edilen tazminat tutarının davacı için zenginleştirici nitelikte olduğu, tazminat tutarının neye göre belirlendiğinin gerekçelendirilmediği, siyasi kişilik olan bireylerin eleştiri ve hoşgörü sınırlarının üst seviyede olması gerektiğini, müvekkilinin dava konusu edilen paylaşımları yapmasına neden olan olayların detaylıca değerlendirilmesi gerektiğini, paylaşımların davacıya nasıl ve ne şekilde zarar verdiğinin belli olmadığını, tamamen ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri sınırları içerisinde kalan paylaşımlar nedeniyle aleyhine tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; olay tarihlerinde CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan davalının, sosyal paylaşım sitesi olan twitter'da, olay tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olan davacı hakkında paylaştığı twittler ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğundan bahisle açılan manevi tazminat isteminden ibarettir.
2. İlgili Hukuk
Anayasa'nın 26 ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 üncü maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Somut olayda çözümlenmesi gereken husus, davalının sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden davacı aleyhine paylaştığı twit'lerin davalının ifade özgürlüğü kapsamında mı yoksa davacının kişilik haklarının (şeref ve itibarının) korunması kapsamında mı kaldığı hususlarına ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
Bu aşamada, yarışan temel hak ve özgürlüklerden kişilik haklarının (şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı) korunması ile ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin kurulması gerektiğini belirtmek gerekir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz.
Somut davada mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu paylaşımların (somut olayda twitler) kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişilerin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile paylaşıma konu olan faaliyetin niteliği, açıklamanın konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Somut olayda, paylaşım tarihlerinde CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı olan davalının sosyal paylaşım sitesi olan twitter'da yukarıda yer verilen çeşitli tarihlerde davacı hakkında paylaşımlar yaptığı anlaşılmaktadır.
Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda olayların meydana geldiği dönemde ana muhalefet görevinde bulunan partinin İstanbul İl Başkan Yardımcısı olan davalı, diğer yanda ise paylaşım tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve aynı zamanda iktidar partisi lideri olan davacı yer almaktadır. Paylaşımların muhatabı olan davacının temsil ettiği makam, siyasi pozisyonu ve yürütmede aldığı görev nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan siyaset insanları için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisinin İstanbul il yöneticisinin ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda göz önünde tutulması gereken ikinci husus ise davalının paylaşımlarında dile getirdiği iddiaların, kamusal çıkarlarla ilgili olmasıdır. Toplumu yakından ilgilendiren konuların çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kalması gerektiği açıktır. Bu çerçevede davacının eylem ve işlemlerinin eleştiri konusu yapılması elbette söz konusu olabilir. Ancak bu eleştirinin, politik alandan çıkarak kişilerin onur ve saygınlığını hedef alması, özellikle kamusal yararın bulunmadığı özel hayatına ilişkin olması durumunda ifade özgürlüğünden bahsedilemez. Bu nedenle de davacının şeref ve itibarı ile davalının ifade özgürlüğünün çatıştığı mevcut davada dengelemenin yapılması sırasında kamunun menfaatlerinin gözetilmesi önemlidir.
Somut davada göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus ise dava konusu paylaşımların, maddi vakıaların açıklanması ile ilgili olup olmadığı hususudur. Davalının paylaşımlarında yer verdiği bir takım hususların ülke siyasi gündemiyle ilgili olduğu tartışmasız olsa da bir kısmının maddi vakıalardan öte doğrudan şeref ve itibara yönelen ve TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında suç kabul edilebilecek nitelikte sözlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.
Somut davada göz önünde bulundurulması gereken diğer bir husus ise dava konusu paylaşımlarda, maddi vakıa dışında kaba, incitici, aşağılayıcı veya küçük düşürücü bir dil kullanılmış olmasıdır.
Paylaşımların bir kısmında davacının kişilik değerleri hedef alınarak ve rahatsız edici ve hatta hakarete varan bir üslup kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Davalının, davacı hakkında yaptığı paylaşımlardan; "O.Ç Tayyip" yazılı duvar görseli altında "Ben yazmadım. Miki yazdı.", "...şşt sessiz olun RTE kapattığını sanıyor salak!", "Kılıçdaroğlu: alevi, Demirtaş: zaza, Erdoğan: hırsız", "RTE asıl hedef benim diyor, hedef değil asıl hırsız sensin.", "Erdoğan’ın dötünün kılı olmaya meraklı sadece bi kadın var zannediyorduk. Ne çok meraklısı varmış arkadaş!", "RTE kadına yumruk attı diye şaşıranlara ben şaşırıyorum. Adam ülkenin anasını bellemiş yumruk ne ki?", Bişey önericem tarih ve saat belirleyip hepimiz aynı anda RTE'ye hakaret etsek?! Yanmış devreler normale döner belki", "…Gerçekten RTE fahişeliği övse, hemen ardından ben morospu çocuğuyum diye piyasaya çıkacak binlerce insan var", RTE Allah belanı versin senin. Aç tazminat davasını alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde! Zıvanadan çıkarttın iyice." ve "RTE, Çok iyi rol yapıyor ve çalıyor." şeklindeki paylaşımlardaki ifadelerin; kamusal çıkarlarla ilgili olmadığı, politik alandan çıkarak davacının onur ve saygınlığını hedef aldığı, davacının iş ve eylemleriyle ilgili maddi vakıaların açıklanmasıyla diğer bir deyişle ülkenin siyasi gündemiyle ilgili olmadığı gibi kaba, aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir dil kullanılmış olduğu, böylece davacının kişilik değerlerini hedef alarak TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında suç kabul edilebilecek nitelikte sözlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Şu durumda bahse konu ifadeler nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmelidir.
Ancak davalının, davacı hakkında yaptığı paylaşımlardan; "Erdoğan dindar değil kindar bir nesil yetiştirecek demiştim. Önceki tweetlerim de son konuşmasıyla ne kadar öngörülü olduğumu gösterdi bana", "Gelişmeleri tek cümleye indirgeyecek olursam "RTE açıkça anayasal suç işliyor. Derhal görevden el çektirilip yargılanmalı gerisi teferruat", "Koskoca Türkiye'yi ilkokul mezunu şizofren bir meczuba yönettirdin ama!" ve "Ey RTE Ali İsmail'in annesi rüyana girsin bu gece. Acı nasılmış gör o zaman" şeklindeki paylaşımların ise ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek beddua ve eleştirilerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu ifadelerin yer aldığı twitlerle ilgili açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Sonuç olarak;
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ile birlikte somut olay incelendiğinde; davalı tarafça yapılan 26.06.2012 tarihli "Gerçekten de RTE fahişeliği övse, hemen ardından ben zaten morospu çocuğum diye piyasaya çıkacak binlerce insan var.", 23.05.2014 tarihli "RTE Allah belanı versin senin. Aç tazminat davasını alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde! Zıvanadan çıkarttın iyice" ve 06.10.2012 tarihli "Oyuncu:RTE (Çok iyi rol yapıyor ve çalıyor.)" şeklindeki paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalının anılan paylaşımları yönünden de davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunun kabulü ile davacı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.