İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2016 tarihli ve 2015/264 Esas, 2016/356 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 16.956,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarih ve 2016/16688 esas ve 2019/8672 karar sayılı ilamı ile; ''...Davacılar murisi Özdemir Gürbüz ile davalı arasında 30.10.2013-30.10.2017 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 31.10.2014 tarihinde davacılar yakını sigortalı vefat etmiştir.
Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan hipertansiyon hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkeme ise; sigortalı muris tarafından bildirilmeyen önceki hastalık (hipertansiyon) ile TİP1 Aort Diseksiyonu (büyük atardamar yırtılması) sonucu ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunu benimseyerek davalının tazminattan sorumluluğuna karar vermiştir. Diğer yandan, sigortalı muristen sağlık raporu isteme hakkına sahip olan davalı sigortacının bunu yapmamış oluşu da kararın dayanaklarından biri olarak gösterilmiştir.
Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.
6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.
Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.
Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.
Hükme esas alınan 25.01.2016 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; poliçe tanziminden önce sigortalı muriste mevcut olan hipertansiyon ile ölüm sebebi olan büyük atardamarın kendiliğinden yırtılması arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığı; büyük atardamarın kendiliğinden yırtılmasının hipotansiyon (düşük kan basıncı) sonucu da gerçekleşebileceği; bu yüzden, önceki hastalık (hipertansiyon- yüksek kan basıncı) ile ölüme neden olan hastalık arasında illiyet bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş olmakla birlikte; ölüm sebebi olan büyük atardamar yırtılmasına etki eden pekçok risk faktörünün bulunduğu, ancak kan basıncı farklılığının bu hastalığın zemininde yatan neden olduğu da belirtilmiştir.
Davacılar murisi tarafından imzalanan sağlık beyan formunda, kalp damar hastalıkları ve yüksek tansiyon nedeniyle tedavi görüp görmediği murise açıkça sorulmuş; sigortalı muris tarafından bu sorulara olumsuz cevap verilmiş, poliçeden önce mevcut olan hipertansiyon rahatsızlığı bildirilmemiştir. Davacılar murisinin poliçe öncesinde mevcut rahatsızlıkları için muhtelif tarihlerde tedavi gördüğü ve ilaç kullandığının, uzman bilirkişi heyeti tarafından tespit edildiği de dikkate alındığında, beyan yükümlülüğüne aykırılığın mevcut olduğu açıktır.
TTK'nun 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması halinin tazminattan indirim sebebi olduğu; ayrıca, beyan yükümlülüğüne kasten uyulmaması halinde, gizlenen (beyan edilmeyen) husus ile gerçekleşen riziko arasında illiyet bağının bulunmadığı durumda da ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre sigortacının tazminatı ödeyeceği kabul edilmiştir. Diğer taraftan, kanunda yer alan kasten gizleme ifadesinin, kötüniyetle gizlemeyi değil; bildiği halde beyan etmeme halini ifade ettiği de izahtan uzaktır.
Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve kanundaki kasten gizleme ifadesinin bildiği hususu beyan etmeme durumunu ifade ettiği; uzman bilirkişi heyeti tarafından, doğrudan illiyet bağı kurulmasa da, gizlenen önceki rahatsızlıkların davaya konu ölüm rizikosuna yol açan büyük atardamar yırtılması bakımından önemli risk faktörü olduğunun saptandığı da dikkate alınmak suretiyle, gizlemenin kasten mi yoksa ihmal nedeniyle mi olduğunun hükümde tartışılması; varılacak sonuca göre, TTK'nun 1439/2. maddesi gereği tazminat sorumluluğun kalkması, tazminattan indirim yapılması ya da proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi için gerekli araştırmalar yapılıp gerektiğinde bilirkişi raporu alınmasıyla oluşacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.' gerekçesiyle bozulmuştur.
B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu Uzun Süreli Kredi Hayat Sigorta Poliçesi incelendiğinde; sigortalının Özdemir Gürbüz olduğu, sigorta ettirenin Özdemir Gürbüz olduğu, adresinin 45 Evler Koop. 50. Yıl Mah. 2787. Sok. No:8 Yenişehir/Mersin olduğu, poliçe başlangıç tarihinin 30/10/2013, poliçe süresinin 4 yıl, poliçe bitiş tarihinin 30/10/2017 poliçe tanzim tarihinin 30/10/2013 olduğu, lehtarın D/M Akbank Palm City Mersin Şubesi olduğu, 6100 sayılı HMK'nın “Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki” başlıklı 15/2 maddesinde “Can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.” şeklinde düzenleme gereği davanın açıldığı İstanbul Anadolu Tüketici Mahkemelerinin yetkisiz olduğu, yetkili mahkemenin Mersin Tüketici Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle davanın kesin yetki dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, HMK.20/1 maddesi uyarınca, kararın kesinleşmesinden itibaren (süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren) 2 hafta içinde mahkememize başvurularak dilekçe ile dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dosyanın bu davaya bakmaya yetkili Mersin Tüketici Mahkemesine, Tüketici mahkemesi bulunmaması halinde, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla Mersin Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, aksi taktirde HMK.20/1. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin bu kararla taraflara ihtarına karar verilmiştir.