II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi
Yerel mahkemece yaptırılan keşfin, müvekkil ve kendisinin yokluğunda yapıldığına, tarafların keşif mahallinde bulundurulmaması ve yokluklarında yapılan keşif üzerinden yargılaya devam edilmesine itiraz ettiğine, zira özellikle maddi gerçeğin ortaya çıkması açısından müvekkilin muhakkak keşif mahallinde hazır edilmesi gerekirken aksi yönde yapılan keşfin maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkartmadığına, bu nedenle müvekkilinde hazır olacağı şekilde yeniden keşif yapılması gerektiğine, tüm müştekiler dinlenmeden karar verildiğine, bu durum nedeniyle müştekilerin ayrı beyanda bulunma ve böylece taraflara da soru sorma imkanını tanımak suretiyle maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkması sağlanmadan yargılamaya son verildiğine, dosya kapsamında mevcut olan sanık lehine ve aleyhine bütün delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğuna, diğer taraftan sanığın cezalandırılabilmesi için her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve mahkumiyete yeter delil elde edilmesi gerektiğine, somut olayda ise sadece şüpheye dayalı mahkumiyet kurulduğuna, müvekkilin silahlı terör örgütüne üye olduğu ve Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak suçunu işlediği iddiası karşısında, hiyerarşik yapıya dahil oluşu, kime bağlı olduğu, silahlı ve ideolojik eğitim aldığına, organik bağ olarak nelerin olduğuna, Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak suçunun hangi unsurunu hangi eylemleriyle ihlal ettiğine, aidiyeti iddia olunan silahın bu aidiyeti ispata yarar delillerin neler olduğuna dair herhangi bir değerlendirme yada delil sunulmadığına, sadece şüpheye dayalı mahkumiyet kurulduğuna, Yüksekova ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili yürütülen soruşturmaların tümüne yönelik yapılan çalışmalarda müvekkile ait herhangi bir DNA izine, görüntü kaydına veya suç işlediğine dair başka hiçbir delil elde edilmediğine, bu durumun bile müvekkilin masumiyetini ortaya koymakta ve olaylara katılmadığını gösterdiğine, müvekkilin ilk gözaltına alındığında usul ve yasaya aykırı olarak ifadesi alınıp sorgusunun yapıldığına, CMK 148. madde hükmü gereği bu ifade ve sorgularda elde edilen beyanların hükme esas alınmayacağına, Anayasa 38 ve CMK md 148'e aykırı olduğuna, müvekkilin terör örgütü elinde esirken ve dağa kaçırılırken meydana gelen çatışmada yaralandığına, ilk yakalama işleminden sonra alınan sağlık raporunda bu durumun ayrıntılarının mevcut olduğuna, müvekkilin henüz iyileşmeden ve tedavisi bitmeden ifadeye alındığına, müvekkile isnat edilen suçlar için düzenlenen ceza alt sınırı ve suçların ağırlığı gözetildiğinde kendisi zorunlu müdafilik hakkından yararlandırılmadan, tehdit ve baskı sonucu olayın kabullendirilmeye çalışıldığına, ve hür iradesine mugayir olarak ifade tutanağı düzenlenerek kendisine imza attırıldığına, müvekkilin soruşturma sırasında gördüğü kötü muamele nedeniyle burnu kırılmış ve burun kırığı ameliyatını Van ilinde yaptığına, buna ilişkin bilgilerin Van'da bulunduğu Cezaevi müdürlüğünde mevcut olduğuna, bu belgelerin dosyaya celbi gerekirken, aksi yönde yargılamaya devam edilmesin,n usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğine, savcılık ifadesinde zorunlu müdafi görevlendirilmiş, fakat Yüksekova ilçesinde olayların ve sokağa çıkma yasağının devamı nedeniyle görevlendirilen avukatın Yüksekova ilçesine gidişine ve müvekkille görüşmesine imkan tanınmayarak SEGBİS marifetiyle ifadeye katılması için işlemler yapıldığına, müvekkil üzerinde emniyette kurulan baskı ve tehdit devam ettiğinden müvekkil, önceden usule aykırı alınan ifadelerini teyit etmek zorunda kaldığına, bu konuda avukatına danışma imkanı tanınmadığına, usul gereği avukat görevlendirilmesi yapılmış; fakat avukatına danışma ve hukuki fikir alışverişinde bulunma imkanı tanınmadığına, bu nedenle yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğuna, ayrıca olayların içinde can korkusu ile görev yapan ilgilerinde bu konuda tarafsız davranmadıklarını düşündüklerine, zira bu soruşturmalar çerçevesinde yapılan yargılamadaki tüm sanık ve suça sürüklenen çocukların kovuşturma aşamasında aynı doğrultuda ifade verdiklerine, müvekkilin durumunun sulh ceza hakimliğinde de değişmediğine, aynı baskılar devam ettiğinden önceki beyanlarını teyit etmek zorunda kaldığına, tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde müvekkil hakkında yürütülen soruşturmada adil yargılanma ve hak arama hürriyetlerinin ihlal edildiğini, kendisine savunma hakkı tanınmadığını, zorunlu müdafilik gerektiren bir suç isnadında ilk aşamada müdafinin görevlendirilmediği, sonrasında ise görevlendirilen müdafi ile şüpheliye uygun bir görüşme ortamı sağlanmadığı gözetildiğinde alınan beyanların CMK 148. maddeye aykırı olduğu, ikrar içerse dahi Anayasa 38, CMK 206 ve 217. maddelerince hükme esas alınmasının mümkün olmadığının ortada olduğuna, bu nedenle yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna, yerel mahkemenin kararında, açık tanık beyanlarının olduğunu iddia ettiğine, dosya kapsamında müvekkil aleyhine beyanda bulunan kişilerin açık tanık olmaları mümkün olmayıp; hukuki konumlarının itirafçı sanık olduklarına, zira kendileri aleyhlerinde de aynı suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma bulunduğuna, bu kişilerin tanık olamayacaklarına, zira doktrinde tanığın, işlenen suçla alakası olmayan ve suçun işlenişine beş duyu organıyla vakıf olan bağımsız 3. kişi olduğuna, müvekkil aleyhine beyanda bulunan kişilerin ise, suça bulaşmış ve sosyal ve toplumsal alanda itibar edilmeyen, tarafsızlıkları şüpheli olan ve başkaları aleyhine beyanda bulunarak kendileri hakkında lehe olan yasal hükümlerin uygulanmasını sağlayarak hukuki menfaat elde etmeye çalışan kişiler olduğuna, yerel mahkeme kararında, açık tanık olarak nitelendirdikleri kişilerin Cumhuriyet Savcısı huzurunda ifade verdikleri ve teşhis işlemlerinin olduğunu altı çizilerek belirtildiğine, savcı huzurunda alınan beyanların mahkeme huzurunda alınan beyanlarından daha üstün kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, zira silahların eşitliği ilkesi gereği iddia ve savunmanın eşit statüde olduğuna, iddia sahibi olan tarafın kamu gücünün kendisine sağladığı yetkileri kullanarak ve aleyhine delil oluşturulan kişi ve müdafinin yokluğunda bu işlemlerin yapılmasının savunma hakkının kısıtlanması olduğuna, müvekkil hakkında beyanda bulunan tüm kişilerin hakkında aynı suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma bulunduğuna, soruşturma aşamasında müvekkil hakkında beyanda bulunmak suretiyle kendi lehlerine bir durum yaratarak hukuki menfaat elde etmeye çalıştıklarına, kovuşturma aşamasında ise müvekkil aleyhine olan beyanlardan döndüklerine, kovuşturma aşamasında yapılan yargılamada müvekkil aleyhine beyanlarda bulunan kişilerin soruşturma aşamasında hür irade beyanlarının olmadığı, kollukta çeşitli fiziki ve psikolojik baskılar gördüklerini dile getirdiklerine, bu durum bile müvekkil aleyhine olan ve davanın açılmasına sebebiyet veren beyanlarının doğru olmadığını, müvekkil lehine şüphe doğurduğunu ortaya koyduğuna, tanıkların istemeyerek hataya düşüp yanlış beyanda bulunabileceklerine, tanığın hatırlamadıklarını uydurabilip ve buna kendisinin de inanabileceğine, tanığın yanlış duyduğu veya başkalarının etkisiyle görmediği, duymadığı şeyleri gördüğünü, duyduğunu sanabilecceğini, tanığın bazen, soru sorma tarzı yüzünden, yani telkin edici-yönlendirici sorular nedeniyle de hataya düşebileceğine, tüm tanıkların, soruşturma aşamasında yasak sorgu usullerine tabii tutulduklarına, emniyet aşamasında dayak ve işkenceye maruz kaldıklarını beyan ett,klerine, hatta yanlış beyandan ziyade aleyhinde tanıklık ettikleri kişileri hiç tanımadıklarını belirttiklerine, hatta müvekkilin kendisi de soruşturma aşamasında baskı altında ifade evraklarını imzaladığını beyan ettiğine, müvekkilin soruşturma sırasında gördüğü kötü muamele nedeniyle burnunun kırıldığına ve burun kırığı ameliyatını Van ilinde yaptığına, buna ilişkin bilgilerin Van da bulunduğu Cezaevi müdürlüğünde mevcut olduğuna, bu belgelerin dosyaya celbi gerekirken, aksi yönde yargılamaya devam edilmesi usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğine, adil yargılanmanın temel taşlarından olan "Masumiyet karinesi",bu bağlamda şüpheden sanığın yararlanacağı tamamen gözardı edilerek aleyhe mahkumiyet kararı verildiğine, tanıkların hepsinin soruşturma aşamasında harfi harfine aynı beyanlarda bulunduklarına, bunun tutanakların kopyala yapıştır şeklinde hazırlandığı ve müvekkil aleyhine delil oluşturulduğunu ortaya koyduğuna, ayrıca tutanak asıllarının da mahkemeye gönderilmediğine, hangi somut olguya dayanarak bu tanıkların savcılık aşamasında verdikleri beyanların, mahkeme heyeti huzurunda verdikleri yeminli beyanlara göre daha güvenilir olduğunun hukuki dayanaktan yoksun olduğuna, bir an için soruşturma aşamasındaki beyanların gerçekten tanıklar tarafından verildiğinin kabulünde dahi iddianameye konu tanıkların soruşturma aşamasındaki beyanlarının sağlıksız ve özgür, hür iradesine dayanmadığına bir diğer kanıtın, tanıkların hepsinin terör suçlarından gerek ceza almış gerek yargılaması tutuklu olarak devam eden ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen kişilerden olduğuna, ayrıca itirafçı sanık olan bu kişilerin ilk ifadelerinde de zorunlu müdafi bulundurulması gerekirken; aksi yönde işlemler yapılarak avukatsız ifadeleri alındığına, soruşturma aşamasında kolluk kuvvetlerince ilk önce ön mülakat adını verdikleri, herhangi bir resmiyeti olmayan, aslında hiçbir şekilde dosya içerisinde yer almaması gereken ve hukuka aykırı olan beyanların bu davanın konusu olmamasına rağmen bu dosyaya her ne sebeple ise gönderildiğine, bilindiği üzere Emniyetin kendiliğinden, iddia konusu olay bakımından avukat bulundurma zorunluluğu olan bir dosyada, ifade alma yetkisinin bulunmadığına, kolluğun görevinin, avukatın da bulunduğu ve sanığa hukuki yardımda bulunduğu bir ortamda yoruma yer vermeden, iddia konusu suçlama ve delilleri belirterek şüphelinin ifadesine başvurup bu durumu tutanağa bağlamak olduğuna, bu bağlamda söz konusu “ön mülakat”ın tümüyle hukuka aykırı delil kapsamında olduğuna, bilindiği üzere TCK 221. maddesi ve benzer mefaat temin edici düzenlemelerin, beraberinde daha kolay gerçek dışı itirafları getirdiğine, bu maddenin örgüt aleyhine bilgi ve belge vermeyi de zorunlu kıldığına, işte bu andan itibaren, olağan şüpheliler üzerinden şüphelinin kendi mazeretini yaratıp veya siyasi şube kolluk görevlilerinin “SUÇLU” profiline uyan olağan şüpheliyi, zaten düşmüş olan bu sözde itirafçının önüne attığına, yani, sözde delil soruşturma aracı olan bu düzenleme, kolluğun elinde beraberinde muhalifleri ezmek için özel bir silaha dönüşebileceğine, bu nedenle dünyadaki tüm ceza yargılaması sitemlerinde gizli veya açık tanık veya muhbir beyanına şüphe ile bakıldığına ve bu verilerin tek başına delil niteliğine ulaşamadığına, bu nedenlerle, ulusal mahkemelerin de kabul ettiği gibi, itirafçıların ifadelerinin başka delillerle desteklenmesinin zorunlu olduğuna, bunun üzerinden mahkumiyet kurulmasının hukuka aykırı olduğuna, dosyada tanıkların beyanları kadar hukuka açıkça aykırı teşhislerin de irdelenmesi gerektiğine, dosyanın tamamında kullanılan teşhis yönteminin, PVSK düzenlenen teşhis usulüne aykırı olduğuna, tek fotoğraf üzerinden yapılmış olup adeta hedef gösterildiğine, müvekkilin çatışmaya katıldığı ve ateş ettiği ileri sürülmekteyse de bu iddianın ispatlanamadığına, bu yönde bir delil bulunmadığına, müvekkilin olay gecesinde örgüt tarafından dağa kaçırılmaya çalışıldığına, müvekkilin silahsız olduğuna, nitekim olay sonrasında olay yerinde bulunan silahlar üzerinde, müvekkile ait herhangi bir parmak izi bulunmadığına, ayrıca alınan svap örneklerinde de müvekkilin ellerinde barut izine veya atığına rastlanmadığına, bu durumun bile müvekkilin olay gecesinde çatışmaya girmediğini ve ateş etmediğini ortaya koyduğuna, bu nedenle kasten adam öldürmeye teşebbüs ettiği iddiasını hukuki dayanaktan yoksun olduğuna, müvekkile ait herhangi bir silah bulunmadığına, yukarıda da arz olunduğu gibi, müvekkile aidiyeti tespit edilmiş bir silah olmadığına, ele geçirilen silahlar üzerinde müvekkile ait herhangi bir parmak izi olmadığına, dolayısıyla 6136 sayılı yasaya muhalefet suçu işlediği iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğuna, yargılama giderlerinin tamamının sanığa yükletilmesinin haksız olduğuna, zira müvekkilin iddia edildiği gibi örgütün üyesi değil; mağduru olduğuna, usul ve yasaya aykırı davranılması nedeniyle müvekkil hakkında dava açıldığına, usul ve yasaya aykırılık devam ettiğinden mahkumiyetine karar verildiğine, yargılama giderlerinden müvekkil sanığın sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ve sair hususlara,
İlişkindir.