KARŞI OY GEREKÇESİ
A. Uyuşmazlık:
1. Somut olayda temel uyuşmazlık “11.05.2018 tarihinde 7143 sayılı Kanunun 23. maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Ek 18. maddesinde düzenlenen bayram ikramiyesinden, Sosyal Güvenlik Kurumu dışında 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandıklardan, gelir ve aylık alanların faydalanıp faydalanmayacağı, faydalanacaklar ise Ek 18. son fıkrası uyarınca Sandıkların ödemelerinin Kuruma ödendiği gibi Hazinece karşılanıp karşılanmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
2. Sandık iştirakçisi tarafından Yardım Sandığı ve Hazine açılan dava sonunca ilk derece mahkemesi yaptığı yargılama sonunda “Yardım Sandığı Vakfı'nın statüsü incelendiğinde 506 Sayılı Yasanın Geçici 20. maddesine istinaden varlığını sürdüren yardım sandığı niteliğinde olduğu, Vakfın tesisine dair 506 sayılı Yasanın Geçici 20/1-b maddesi hükmü ile en az 506 sayılı yasada belirtilen yardımların yardım sandıklarınca sağlanacağı hususunun düzenlendiği, Vakıf statüsünün 4. maddesi düzenlemesi ile 506 sayılı Yasa ile ek ve tadillerinde ve mezkur kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklerde belirtilen yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımlar, bu statüye göre yapılmasına hak kazanılan yardımlardan üstün olduğu takdirde statüde gösterilen yardımlar yerine, 506 Sayılı Yasa ile ek ve tadillerine ve mezkur kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklere göre yapılmasına hak kazanılan yardımların vakıfça aynen sağlanacağının hüküm altına alındığı, kanun hükmü ve vakıf statüsünün düzenlemesi ile açıkça vakıf iştirakçilerine sağlanacak sosyal sigorta yardımlarının Sosyal Sigorta Kanununa göre sağlananlardan aşağı olamayacağı, vakıf iştirakçilerine yapılacak sosyal sigorta yardımlarına ilişkin asgari kriterin 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanunu düzenlemeleri olarak belirlendiği ve vakıf statüsü ile ilgili kanuna atıf yapıldığı, anılan düzenlemeler gereği Sosyal Sigortalar Kanunu gereği yapılacak yardımların vakıf statüsünde düzenlenmemiş veya daha aşağı nitelikte düzenlenmiş olması halinde vakıf iştirakçilerine dolayısıyla davacıya aynen uygulanması gerektiği, 5510 sayılı kanunun 104. maddesi uyarınca vakıf senedinde 506 sayılı kanuna yapılan atfın 5510 sayılı kanuna yapılmış olacağı, bayram ikramiyesinin 5510 sayılı kanun ile düzenlendiği, dolayısı ile 5510 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemelerden vakıf iştirakçisinin de yararlanması gerektiği” gerekçesi ile davalı Yardım Sandığı yönünden davanın kabulüne karar verilirken,
“Hak edilen bayram ikramiyelerinin ödeme yükümlülüğünün vakıf statüsünün 4. maddesi ile vakıfça aynen ödenme yükümlülüğünün üstlenilmesi dolayısıyla davalı vakıfta olduğu, her ne kadar 5510 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Ek 18/7. Fıkrası gereği hazine tarafından bu ödemenin karşılanacağı belirtilmiş ise de ilgili hüküm Sosyal Güvenlik Kurumunun aktüer dengesini korumak amacıyla getirildiği, sosyal güvenlik kurumlarından emekli aylığı alanlar yönünden baştan itibaren bayram ikramiyesi ödenmesi yükümlülüğü altında bulunmayan kuruma, getirilen hüküm ile böyle bir sorumluluk yüklenmesinin kurumun ekonomik dengesini bozacağından bu yönde bir düzenleme getirildiği, vakıf yönünden ise (açıkça tek taraflı düzenleme olan vakıf statüsü ile) ödeme yükümlülüğünün kaynağı vakıf amacına uygun olarak sosyal sigorta yardımlarından aşağı kalmamak üzere yardım sağlama taahhüdünden kaynaklandığı, Vakıf iştirakçilerine statüsünün 4. maddesi ile bu yardımları vakfın aynen sağlayacağı düzenlenmiş olup vakfın kendi öz kaynağı ile bu yardımları yapacağı 5510 Sayılı Yasanın Ek 18. maddesi yürürlüğe girmeden önce düzenlendiği, bu kapsamda anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek vakıf emeklileri yönünden de hazinenin sorumluluğuna gitmenin hakkaniyete aykırı olacağı, zira vakfın sorumluluk esası kendi iştirakçilerine iç düzenlemesi olan vakıf statüsüne dayalı olarak verdiği taahhütten kaynaklandığı” gerekçesi ile Hazine yönünden gerekçede esastan reddine, hüküm fıkrasında ise husumetten reddine karar verilmiştir.
3. Kararın davacı ve davalı Yardım Sandığı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Vakfın istinaf istemini;
“506 Sayılı yasanın geçici 20 maddesi kapsamındaki vakfın statüsünün 4. maddesindeki “506 sayılı Yasa ile ek tadillerinde ve mezkür kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklerde belirtilen sigortalılık süre ve durumuna ve yardıma hak kazanma esaslarına göre yapılmasına hak kazan5ılan yardımların vakıf statüsü gereğince hak kazanılan yardımlardan fazla olması halinde vakıf statüsündeki yardımlar yerine 506 sayılı yasa ile ek tadillerinde ve tüzüklerine göre yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımların vakıfça sağlanacağına” ilişkin düzenleme dikkate alındığında, davalı vakfın Bayram ikramiyesinden sorumlu tutulmasının isabetli olduğu, bayram ikramiyesinin tüm sigortalılara değil uzun vadeli veya kısa vadeli sigorta kollarından aylık ve gelir bağlanan sigortalılar ile bunların hak sahiplerine verilmekte olup bu haliyle sosyal destek değil bağlanan gelir veya aylığın eki niteliğindeki sigorta yardımı olduğu, bu nedenle davalı vakfın bayram ikramiyesinden sorumlu olduğuna ilişkin ilk derece mahkemesi kararına ve gerekçesine iştirak edildiği ve davalı vakıf vekilinin istinaf sebepleri yerinde bulunmadığı,
Davacının istinaf istemini ise; “davalı vakıftan yaşlılık aylığı alan davacının; vakıf statüsündeki düzenleme gereğince, 5510 sayılı yasanın ek 18 maddesi kapsamında bayram ikramiyesinden yararlanılması gerektiğin tespiti ile ödenmeyen ikramiyelerin tahsili istemine ilişkin olup, bu ikramiyeleri sigortalıya ödeme yükümlülüğü, görülmekte olan dava bakımından Sosyal Güvenlik Kurumunun muadili olan vakfa ait olduğu, bayram ikramiyesine hak kazanılıp kazanılmadığı ve yapılacak ödeme miktarını belirlemek bakımından hazinenin takdir hakkının bulunmadığı, gene hazinenin doğrudan sigortalıya bayram ikramiyesi ödemek gibi yasal bir yükümlülüğünün de mevcut olmadığı, hal böyle olunca hazinenin de davalı vakıfla birlikte bayram ikramiyelerinin ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğine dair davacı istinafının yerinde bulunmadığı, ancak İlk derece mahkemesince; hazineye yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde ise de; bu davalıya yönelik davanın "hazinenin sigortalıya doğrudan bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğü bulunmadığı gibi, bayram ikramiyesinin ödenmesinin gerekip gerekmediği ve ödeme miktarı konusunda yükümlüğü bulunmadığından reddi" yerine, Ek madde 18 gereğince sigortalıya ödenen bayram ikramiyesinin hazineden tahsili için vakıf tarafından açılmış bir dava bulunmadığı göz ardı edilerek, "davalı vakfın kendi statüsündeki düzenleme nedeniyle bayram ikramiyesi ödediğinden anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek, vakıf emeklileri yönünden hazinenin sorumluluğuna gidilmesinin hakkaniyete aykırı olacağından" bahisle reddi hatalı ise de; Hazinenin davalı vakfa Ek madde 18 kapsamında bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, giderek anılan maddede geçen kurum ifadesinin, 506 sayılı yasanın geçici 20. Maddesine göre Sosyal Güvenlik Kurumunun görevini üstlenen (Yasa gereği muadili olan) sandıkları da kapsayıp kapsamadığının, bayram ikramiyelerinin ödenmesinden sonra davalı vakıfla Hazine arasında görülmesi muhtemel bir davanın konusu olduğunun belli bulunmasına göre, görülmekte olan davada hazineye yönelik davanın husumet yokluğundan reddinin sonucu itibarıyla doğru bulunduğu” gerekçesi ile sonuç itibari ile davacı ve davalı Yardım Sandığı Vakfının istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
4. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalı Yardım Sandığı Vakfı tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile 506 sayılı kanunun geçici 20/b, 6111 sayılı kanunun 53. maddesi ile gelen 20/son fıkrası, 5510 sayılı kanunun 104, geçici 20. Maddesi ve 4143 sayılı kanunun 23. maddesi ile getirilen ek 18/1-son maddeleri ile davalı Vakfın, Vakıf Senedinin(Statüsünün) 3 ve 4. maddeleri uyarınca Yardım Sandığı İştirakçisinin de bayram ikramiyelerinden yararlanması gerektiği kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu kabul edilerek vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
B. Usul açısından;
5. Somut uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesi davalı Hazine yönünden “vakıf yönünden ise (açıkça tek taraflı düzenleme olan vakıf statüsü ile) ödeme yükümlülüğünün kaynağı vakıf amacına uygun olarak sosyal sigorta yardımlarından aşağı kalmamak üzere yardım sağlama taahhüdünden kaynaklandığı, Vakıf iştirakçilerine statüsünün 4. Maddesi ile bu yardımları vakfın aynen sağlayacağı düzenlenmiş olup vakfın kendi öz kaynağı ile bu yardımları yapacağı 5510 Sayılı Yasanın Ek 18. Maddesi yürürlüğe girmeden önce düzenlendiği, bu kapsamda anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek vakıf emeklileri yönünden de hazinenin sorumluluğuna gitmenin hakkaniyete aykırı olacağı, zira vakfın sorumluluk esası kendi iştirakçilerine iç düzenlemesi olan vakıf statüsüne dayalı olarak verdiği taahhütten kaynaklandığı” gerekçesi ile Hazine yönünden gerekçede esastan reddine karar verilirken, Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesinin bu gerekçesine katılmamış ve “Hazinenin davalı vakfa Ek madde 18 kapsamında bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, giderek anılan maddede geçen kurum ifadesinin, 506 sayılı yasanın geçici 20. Maddesine göre Sosyal Güvenlik Kurumunun görevini üstlenen (Yasa gereği muadili olan) sandıkları da kapsayıp kapsamadığının, bayram ikramiyelerinin ödenmesinden sonra davalı vakıfla Hazine arasında görülmesi muhtemel bir davanın konusu olduğunun belli bulunmasına göre, görülmekte olan davada hazineye yönelik davanın husumet yokluğundan reddinin sonucu itibarıyla doğru bulunduğu” gerekçesi ile sonuç itibari ile davacı ve davalı Yardım Sandığı Vakfının istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. Öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi esastan reddi usulden redde çevirdiğine göre ilk derece mahkemesi kararını kaldırması gerekirdi. Esastan ret ile ilk derece mahkemesinin kararı inceleneceğinden Bölge Adliye Mahkemesinin Hazine yönünden usulden ret gerekçesi yok sayılacaktır. Oysa bu usule aykırıdır. Öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi kararının usule aykırı olması nedeni ile bozulması gerekir. Zira Bölge Adliye Mahkemesi Hazine yönünden usulden ret kararı verdiğine göre ilk derece mahkemesinin esastan ret kararını ortadan kaldırması gerekirdi.
C. Esas Yönünden;
5. Somut uyuşmazlıkta davanın yasal dayanaklarına gelince;
11.05.2018 tarih ve 7143 sayılı kanunun 23. Maddesi ile eklenen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Ek 18/1 maddesi uyarınca “Kurumca bu Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca gelir ve aylık ödemesi yapılanlara, bayramın içinde bulunduğu ayda gelir ve aylık alma şartıyla, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramında 1.000’er TL tutarında bayram ikramiyesi ödenir”. Anılan maddenin son fıkrasına göre ise “Bu madde kapsamında yapılacak ödemeleri karşılamak amacıyla gerekli olan tutar, yazılı talebe istinaden ayrıca fatura aranmaksızın Hazinece Kuruma ödenir”.
Aynı kanunun 104. maddesine göre “Bu Kanunla yürürlükten kaldırılmayan hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlara yapılan atıflar ile ilgili mevzuatında emeklilik, malûllük, vazife malûllük ve sosyal sigorta haklarına, yardımlarına ve yükümlülüklerine, iştirakçiliğe ve sigortalılığa, dul, yetim ve hak sahipliği şartlarına, emekli ikramiyesine, ek ödemelere, sağlık hizmetleri veya tedavi bedellerinin ödenmesine ilişkin yapılan atıflar bu Kanunun ilgili maddelerine yapılmış sayılır”.
Keza, aynı kanunun geçici 20. maddesi uyarınca “506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri ile aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna devir tarihini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Devir tarihi itibarıyla sandık iştirakçileri bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar”.
Yardım Sandıklarının statüsünü düzenleyen 506 sayılı SSK’un geçici 20. Maddesi uyarınca “Bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları,borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personelinin malûllük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere, bu kanunun yayımı tarihine kadar tesis veya dernek olarak kurulmuş bulunan sandıklar, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde: a) ilgili bulundukları banka, sigorta şirketi, reasürans şirketi, ticaret odası, sanayi odası, borsa veya bunların birliklerinin bütün personelini kapsayacak, b) Bu personelin, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda belirtilen yardımları sağlayacak, c) Sandıkların statülerine tabi personelin bu madde şümulüne giren banka, sigorta şirketi, reasürans şirketi, ticaret odası, sanayi odası, borsa veya bunların birliklerinden birinden diğerine geçmesi halinde bu gibi personelin kendi sandıklarındaki müktesep haklarının da diğer ilgili sandığa veya aralarında kuracakları müşterek bir sandığa intikalini temin edecek, Birer tesis haline getirildiği ve bunu tevsik eden statülerini, bu kanunun yayımı tarihinden en geç altı ay içinde Çalışma Bakanlığına verdikleri takdirde, bu teşekküllerin ve sandıkların personeli işbu kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmazlar. Şu kadar ki, bu sandıkların statüleri ve statü değişiklikleri Çalışma Bakanlığınca onaylanmak suretiyle tekemmül eder. Mali durumları da Çalışma, Maliye ve Ticaret Bakanlıklarınca müşterek kontrol ve murakabe edilir. Mali durumlarının kontrol ve murakabesi sonunda alınmasına bu Bakanlıklarca müştereken lüzum gösterilecek tedbirleri, sandıklar ve ilgili bulundukları teşekküller yerine getirmekle yükümlüdür. Sözü edilen sandıkların mevzuatına tabi olarak geçen hizmetler ile emekli sandıkları kanunlarına veya malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak geçen hizmetler yazılı istek halinde, 5/1/1961 tarihli 228 sayılı kanunun aylık bağlanmasına ilişkin esasları dairesinde birleştirilerek tahsis yapılır. (Ek fıkra: 13/2/2011-6111/53 md.) Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin on ikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde sandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır”.
6. Davacı vakfın, vakfın senedinin 3 ve 4. Maddeleri incelendiğinde, iştirakçilerine 506 ve 5510 sayılı kanun uyarınca getirilen haklardan yararlandırılacağı anlaşılmaktadır.
7. Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir(1. fıkra)”. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar (son fıkra). Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi aynı hukuki durumda bulunanların aynı kurallara tâbi olmasını gerektirir.
Anayasada öngörülen eşitlik herkesin aynı hak ve yükümlülüklere sahip olması anlamında değildir. Eşitlik her yönüyle aynı hukuki durumda olanlar arasında söz konusudur. Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz”(Anayasa Mahkemesi, 31.10.2013 tarihli E.2013/23, K.2013/123, sayılı karar, R.G.15.03.2014 – 28942).
8. Vakıf statüsündeki yardım sandıklarının hukuki konumu:
Anayasanın 60. maddesi, sosyal güvenliği sağlayacak tedbirleri alma ve teşkilâtı kurma ödevini devlete yüklemiştir. Her ne kadar sosyal güvenlik kurumlarının bizzat devlet tarafından kurulması asıl olsa da malî kaynaklarının yetersizliği halinde devlet sosyal güvenlik örgütlerini, kurdurmak yoluna da gidebilir. Zira devlete yüklenen bu anayasal görev, yine aynı anayasayla devletin mali olanaklarıyla sınırlı tutulmuştur (m.65). Bunun en temel örneklerinden birini vakıf ya da dernek şeklinde örgütlenen özel yardımlaşma sandıkları oluşturur. Gerçekten de devlet, sosyal güvenlik çatısı altına alamadığı kişilerin kurmuş oldukları bu nitelikteki yapılara izin vermiş ve onları yasal düzenlemelerle güvence altına almıştır. Bu anlamda geçici 20. maddede düzenlenen sandıklar aslında, devletin sosyal güvenliği sağlama ödevini onun adına yerine getiren kuruluşlardır. (Y10HD.12.12.1989, 1989/5047-9068, (Yargıtay Kararları Dergisi, 1990/4, 560-564). Bu yapıları nedeniyle anılan kuruluşlar, isteğe bağlı olan sandıklardan farklı olarak, üyelerinin zorunlu sosyal güvenlik kurumu niteliğindedir(Müjdat Şakar, Sosyal Sigortalar Uygulaması El Kitabı, ... 2002, 66. Coşkun Saraç, Sosyal Sigortalar Hukukunda Kuruluş ve Üyelik Yönünden Banka, Sigorta Sandıkları, Çimento İşveren Dergisi, Kasım 2004, 38). Nitekim öğretide, daha önce özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş bulunan bu sandıkların, geçici 20.maddede düzenlenerek kamu hukuku alanına çekildikleri, bu şekilde de bir anlamda sosyal güvenlikteki dağınıklığa son verildiği kabul edilmektedir(Utkan Araslı, Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar, C.2, ... 2002, 1520. Yazara göre tümüyle özel hukuk alanında oluşturulan bu sosyal güvenlik kuruluşları, kendi statülerini korurken Devletin de vesayeti altına sokulmuş, sosyal güvenliğin sağlanması yolunda karma bir sistem ortaya çıkarılmıştır. Akın, L. 4784 sayılı Yasa İle Getirilen Sosyal Destek Ödemesi Karşısında Banka Zorunlu Sandıklarının Durumu. AÜHFD Yıl 2005 s: 100 vd). 9. 5510 sayılı Kanunun ek 18. maddesindeki düzenleme ile kanun kapsamındaki gelir ve aylık bağlananların (emeklilerin) yılda iki kez dini bayramlar için ikramiye ödenmesinin ve bu gelir ve aylıkları alanlara kurum tarafından ödenen bu ikramiyelerin kurumun başvurusu halinde, Hazinece karşılanacağı kurala bağlandığı açıktır. 506 sayılı kanunun geçici 20. Maddesi kapsamında davalı bankanın yardım sandığı vakfından aylık bağlanan davacı da gerek Vakıf statüsü ve gerekse 5510 sayılı kanun kapsamında ikramiye ödenmesi kurala bağlanan kişiler gibi aynı hukuki durumdadır. Dolayısı ile ilk derece mahkemesinin, Bölge Adliye Mahkemesi ve temyiz üzerine çoğunluğun davacı yardım sandığı vakıf iştirakçisinin bayram ikramiyesinden yararlanabileceği yönündeki kabulü, hem açıklanan mevzuat hükümlerine hem de Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi düzenlemesine uygundur.
10. Ancak ilk derece mahkemesinin Hazine yönünden “iştirakçilere ödenecek ikramiyeleri karşılamak amacıyla gerekli olan tutar, yazılı talebe istinaden ayrıca fatura aranmaksızın Hazinece Kuruma ödenir” düzenlemesi yönünden ilk derece mahkemesinin ret gerekçesi ve bu gerekçeyi kaldıran ve Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi tartışılmadan Hazine yönünden esastan ret kararının çoğunluk görüşü ile onanması kararına katılınmamıştır. 11. Zira, nasıl ki aynı hukuki duruma sahip gelir ve aylık bağlananlara bayram ikramiyesi ödemesi eşitlik ve yasal düzenleme uyarınca yapılması gerektiği kabul edilmiş ise 5510 sayılı kanun ile aslında Sosyal Sigortalar Kurumuna devri kabul edilen, ancak henüz devri sağlanmayan Yardım Sandıklarının, kurumla aynı hukuki statüde olmalarının da kabulü gerekmektedir.
12. Her ne kadar yasal düzenleme nedeni ile davacı iştirakçi açısından doğrudan muhatap Yardım Sandığı ve bu davada Hazinenin davacı yönünden aktif husumeti yok ise de, Yardım Sandığı Vakfı’nın Kurum gibi Hazineye başvurması halinde Hazinenin Vakıfça iştirakçilerine ödediği ikramiyelerin karşılığı bedeli Vakfın Hazine aleyhine açacağı davaya bırakılması gerekirdi. Vakfın iştirakçilerine ödeyeceği ikramiyenin Hazineden tahsili yolunun ilk derece mahkemesi kararı ile kapatılması açıkça yasaya ve usule aykırıdır. Zira 5510 sayılı Kanunu Ek 18. maddesindeki Kurum ifadesi, bu şekli ile aynı kanun hükümlerine tabi olduğu kabul edilen Yardım Sandığı Vakfını da kapsamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin bu yöndeki gerekçesi ve yorumu isabetli olduğundan, çoğunluğun İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kararını onaması hatalı olmuştur.