Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2021/549 · K. 2022/1679
Hukuk Genel Kurulu 2021/549 E. , 2022/1679 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “Rücuan tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) davanın kabulüne ilişkin kararına yönelik taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi tarafından verilen davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne dair karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi: 4. Davacı ... (Kurum/SGK) vekili dava dilekçesinde; dava dışı sigortalının davalı işveren nezdinde çalışmakta iken yakalandığı meslek hastalığı sonucunda oluşan %58 oranında sürekli iş göremezlik durumu nedeniyle sigortalıya gelir bağlandığını, 506 sayılı Kanun’un 26. maddesi uyarınca Kurum zararının tazmini gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 47.665,64TL’nin gelir bağlama onay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının hastalığı ile müvekkiline ait işyerindeki çalışması arasında bağlantı bulunmadığını, müvekkili tarafından tüm iş güvenliği önlemlerinin alındığını, iş göremezlik oranına bağlı olarak belirlenen peşin sermaye değerli gelir miktarını kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 14.02.2017 tarihli ve 2009/346 E., 2017/33 K. sayılı kararı ile; dosya kapsamının değerlendirildiğinde davacı Kurumun 47.665,64TL alacağı bulunduğunu belirten 01.04.2016 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 7. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. 8. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 15.01.2019 tarihli ve 2017/1039 E., 2019/36 K. sayılı kararı ile; 506 sayılı Kanun’un 96. maddesinin 4. fıkrası uyarınca eldeki davada peşin sermaye değerli gelirde değişiklik olmayacağı ancak dava dışı sigortalının prime esas kazancının asgari ücretin üzerinde olması nedeniyle aylık alt sınır tutarı uygulanmasına rağmen peşin sermaye değerli gelir miktarında değişim olasılığı olabileceği gözetilerek alınan 20.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda %58 oranı üzerinden bağlanan peşin sermaye değerli gelir miktarının meslekte kazanma gücü kaybı oranının %36 olarak belirlenmesi nedeniyle değişmeyeceğinin belirtildiği, ilk derece mahkemesince meslek hastalığının meydana gelmesinde davalı işverenin %70 kusurlu bulunduğu, %30 oranında kaçınılmazlığın mevcut olduğu kabul edilmiş ise de 09.07.2018 tarihli bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler yerinde bulunmadığından davalı işverenin %100 kusurlu olduğunun kabul edildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle 47.665,64TL’nin gelir bağlama kararının onay tarihi olan 20.05.2004 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10.03.2020 tarihli ve 2019/1929 E., 2020/2201 K. sayılı kararı ile; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2- 506 sayılı Yasa'nın 26. maddesinde; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22'nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (...) Kurumca işverene ödettirilir. (Ek cümle: 29/7/2003-4958/28 md.) İşçi ve işveren sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Davanın, yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesi olup, bu tür davalar kusur sorumluluğu esasına dayanmaktadır. Kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 4857 sayılı Kanun'un 77. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışılması gerekir. Kaçınılmazlıktan ise, işveren tarafından tüm bu önlemler alındığı ve kazalı da bu önlemlere uyduğu halde kaza meydana gelmişse söz edilebilecektir. Bir olayın kanuni anlamda meslek hastalığı sayılabilmesi için tek başına hastalığın ya da bedensel veya ruhsal engellik halinin varlığı yeterli değildir. Meydana gelen hastalığın görülen işle uygun illiyet bağı içinde bulunması gerekir. İlliyet bağı sorumluluğun temel öğesidir. Eğer işçinin çalıştığı işte çalışmaması hâlinde hastalığa yakalanmayacağı söylenebiliyorsa bu durumda meslek hastalığı ile yürütülen iş arasında uygun illiyet bağının bulunduğu kabul edilmelidir (M. Çenberci. Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi. ... 1985. s. 125). Başka bir söyleyişle sigortalı hastalığa, gördüğü işin özellik ve niteliği veya işin yürütüm şartları dolayısıyla tutulmuş ise uygun illiyet bağı mevcuttur. Sorumluluğun belirlenmesinde fiille sonuç arasında bulunması gereken uygun illiyet bağı kurulamaz ya da kesilir ise borçlu sonuçtan sorumlu tutulamaz. İlliyet bağını kesen sebepler başlıca üç tanedir: Mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusuru. Kaçınılmazlık da uygun illiyet bağını kesen sebeplerden en önemlisi olup mücbir sebebin bir unsurudur. Meslek hastalığının meydana gelmesinde işverenin sorumluluğu kapsamında, dış etkenler, kötü rastlantılar, teknik arıza, beklenmeyen hal sorumluluğa etkilidir. Kaçınılmazlık kanunda tanımlanmamış ancak Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m. 45/3'de düzenlenmiştir. Yönetmeliğe göre, "İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli herhangi bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez." Genel bir tanımı yapılacak olursa, kaçınılmazlık; önüne geçmenin imkânsız olduğu veya ne kadar özen gösterirse göstersin, hangi tedbir alınırsa alınsın oluşması engellenemeyen bir durumu ifade eder. İşverenin mevzuatta yer almasa bile, iş sağlığı ve güvenliği yönünden aklın, bilimin, tekniğin gerekli gördüğü her türlü önlemi almak zorunda olduğu Yargıtayın yerleşik içtihatlarındandır. Alınması gereken her türlü tedbir objektif olarak işverenden beklenen makul tedbirler olmalıdır. Hastalığın ortaya çıkmasında kaçınılmazlığın varlığı halinde işveren ve üçüncü kişiler, belirlenen kaçınılmazlık oranında sorumluluktan kurtulacaktır. Önemle belirtilmelidir ki, iş kazalarında işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlığın etkisinin bulunup bulunmadığını irdelemek daha belirgin iken meslek hastalığı için durum daha farklıdır. Çünkü meslek hastalığı, iş kazasında olduğu gibi aniden veya çok kısa bir zaman içerisinde ortaya çıkmamakta, işin niteliğinden dolayı sürekli tekrarlanan bir sebeple veya yürütüm şartları yüzünden yavaş yavaş meydana gelmektedir. Sigortalı uzun süre aynı işi yapmakta, aynı şekilde çalışmakta, işin yürütümü ve niteliği nedeniyle belirli bir zaman sonra yaptığı işten etkilenmekte ve meslek hastalığına tutulmaktadır. Bazen aynı işyerinde çalışan ve aynı işi yapan sigortalıların birinde veya bir kısmında meslek hastalığı görülürken diğer kısmında hastalık belirtileri ortaya çıkmamakta işin niteliği ve yürütümü herkesi farklı etkilemektedir. Bu nedenle meslek hastalığının meydana gelmesinde tüm kusurun işverene ait olduğunu kabul etmek çoğu zaman hakkaniyete uygun düşmeyecek bir kısım etkenin kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekecektir. Sonuç itibariyle sigortalıda meslek hastalığının ortaya çıkması hâlinde işverenin mevzuatta belirtilen yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin, gerekli özeni gösterip göstermediğinin ve kaçınılmazlığın etkisinin titizlikle araştırılarak ortaya konulması gerekmektedir. İşverenin kusur oranı belirlenirken işyerindeki tüm çalışma dönemi ve işyeri ortamındaki etkenlerin gözetilmesi zorunluluğu da bulunmaktadır. Somut olayda, sigortalı, davalı şirkete ait kuvars ve feldspat madenlerinin kırma, yıkama, eleme, öğütme işleminin yapıldığı işyerinde öğütme (değirmen) bölümünde çalışmakta olup, çalıştığı ortamdaki silis tozlarının akciğerine yerleşip kalması sonucu mesleki pnömokonyoz (silikozis) hastalığına yakalanması biçiminde gelişen olayda, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince, davalı işveren şirkete %100 oranında kusur verilmek suretiyle düzenlenen rapor, ilk derece mahkemesi tarafından ise, davalı şirketin %70 oranında kusurlu ve %30 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğunun tespit edildiği rapor esas alınmak suretiyle davanın kabulüne dair kararların verildiği anlaşılmaktadır. Değinilen yasal mevzuat ve yapılan açıklamalar çerçevesinde; kuvars ve feldspat madenlerinin kırma, yıkama, eleme, öğütme işleminin yapıldığı işyerinde çalışan sigortalının ... Meslek Hastalıkları Hastanesince 02.03.2004 tarihli raporla "pnömokonyoz" teşhisi konularak meslek hastalığına yakalandığının anlaşılması üzerine, sigortalının yaptığı işin özellikleri, yakalandığı meslek hastalığına yol açan etkenler, hastalığın önlenebilmesi için alınması gereken önlemler ile bunların gerçekleştirilme ve önlemlere uyum durumları ile kaçınılmazlık faktörü değerlendirilmek suretiyle, meslek hastalığının niteliği de dikkate alınarak bir miktar kaçınılmazlık faktörünün etkisi olduğunun göz önünde bulundurulmaması, yine ilk derece mahkemesi kararına dayanak alınan rapor ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararına dayanak kabul edilen rapor arasındaki kusur oranı yönünden oluşan çelişkinin giderilmemesi de uygun bulunmamıştır. Bu halde, davaya konu alanda işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda uzmanlar ile aralarında göğüs hastalıkları uzmanı hekimin de bulunduğu kişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan; işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına uygun yargısal denetime elverişli, ayrıntılı irdeleme içeren ve verilen kusur oran ve aidiyetlerinin yanında kusur gerekçelerini de gösteren, meslek hastalığının niteliği de dikkate alınarak kaçınılmazlık faktörünün değerlendirildiği, yine dosyada mevcut raporlar arasındaki çelişkilerin giderildiği kusur raporu alınıp, dosyada mevcut deliller ışığında yapılacak değerlendirmeyle sonuca varılması gereğinin gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, hükmü temyiz eden davalı şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kısmen reddine kısmen kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı : 11. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 16.09.2020 tarihli ve 2020/841 E., 2020/1195 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince kabul edilen işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları çerçevesinde düzenlenmeyen bilimselliği tartışmalı, varsayıma dayalı kaçınılmazlık oranını %30 olarak belirleyen bilirkişi raporunun değerlendirmeye alınmasının mümkün olmadığı, bölge adliye mahkemesince alınan somut olaya uygun bilirkişi raporunda ilk derece mahkemesi tarafından alınan bilirkişi raporunda belirtilen görüşten ayrılma nedenlerinin açıklandığı, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunun takdiri delil niteliğinde olduğu, bu itibarla bilimsel ve teknik veriler esas alınarak sonuca ulaşıldığı, yargılama süreci ve gerekçe gözetildiğinde birbiri ile çelişen bilirkişi raporlarından söz edilemeyeceğinden yeniden bilirkişi raporunun alınmasına gerek görülmediği belirterek direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.