Yargıtay 8. Hukuk Dairesi · E. 2021/5741 · K. 2021/12538
8. Hukuk Dairesi 2021/5741 E. , 2021/12538 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi müdahil ... vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 07.12.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü temyiz eden müdahil ... vekili Av.... ile karşı taraftan ... ve müşterekleri vekilleri Av..., Av...., Av.... ve ... vekili Av.... , Gayrimenkul Değerler Tic.A.Ş. vekili Av.... ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemece verilen önceki karar Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; “Davacı ... ve müştereklerinin ... Hanım'ın mirasçısı oldukları, tapu maliki ... ... ile ... ...’nin aynı kişi ve ... Hanım'ın ... (...) ...’nin kızı olduğu, dava konusu taşınmazın miri arazi niteliğindeki arazilerden ve kurulan vakfın da gayrisahih nitelikli vakıflardan olup ve olayda 1858 tarihli Arazi Kanunnamesinin uygulanmasına tapu kayıtlarının oluşum şekli itibariyle bir engel bulunmadığı, Arazi Kanunnamesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığını saptamak amacıyla, davacı tarafın dayanağını oluşturan çiftlik tapu kayıtlarının hukuki değerlerini kaybedip kaybetmedikleri yönünden yapılacak değerlendirmenin her bir taşınmaz bakımında ayrı ayrı yapılmasının zorunlu bulunduğu, ... Kadastro Mahkemesi’nin 1996/11 Esas sayılı dosyasında yapılan tapu kaydı kapsamının belirlenmesi işleminin dosyada davacı ... ve müşterekleri taraf olsa da, karşı tarafın taraf olmaması ve kapsam belirleme işleminin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/B ve C maddesinde yazılı ilkelere uyularak yapılmamış bulunması nedeniyle karşı tarafı bağlamayacağı, davacı ... ve müştereklerinin çiftlik tapu kayıtlarına dayandıkları, dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbiriyle düz hatlarla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunması nedeniyle, dayanılan kayıtların hudutlarıyla değil miktarıyla geçerli oldukları, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/B maddesinde yazılı “harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tesbit yapılır.” hükmü karşısında; arazinin ve sınırlarının yukarıda belirtilen özelliği nazara alındığında kayıtların sınırlarını sabit kabul edip buna göre hüküm kurmanın mümkün bulunmadığı, davacı ... ve müşterekleri, çekişmeli taşınmaz üzerindeki karşı taraf zilyetliğinin kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu, malik sıfatıyla kullanmanın söz konusu olmadığını iddia etmiş iseler de bu yönde inandırıcı delil ibraz edemedikleri gibi, karşı tarafın arazi üzerindeki zilyetliklerinin kendilerine teb’an ve kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu ispat da edemedikleri, arazi başında yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve zilyet tanıklarının çekişmeli taşınmazın öncesinin "hali arazi" niteliğindeki yerlerden iken, her aileye bir parça taşınmaz düşecek şekilde olmak üzere köylülerce parsellenerek kullanılmaya başlandığını bildirdikleri, dosyaya sunulan uzman ziraatçı bilirkişi raporuna göre çekişmeli taşınmazın, tarım dışı arazi niteliğindeki yerlerden olduğu, uzman jeolog ve orman bilirkişi raporundaki açıklamaların da bu hususu doğruladığı, şu hale göre; çekişmeli taşınmazın öncesinin hali arazi niteliğindeki yerlerden iken açılarak kullanılmaya başlandığının bildirilmesi karşısında, davalı tarafın zilyetliğinin, davacı ... ve müştereklerinin dayanağını oluşturan tapu kayıtlarının Arazi Kanunnamesinin 20. ve 78. maddeleri uyarınca hukuki kıymetini kaybettirecek nitelikte bulunduğunun kanıtlanamadığı, bu durumda; davacı ... ve müştereklerinin dayanağını oluşturan tapu kayıtlarındaki hudutların arazinin tamamının etrafını çevrelememesi, hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbirine düz hatlarla birleştirilmesiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan arazi bölümlerinin bulunması nedeniyle tapu kayıtları gayri sabit hudutlu olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20/C maddesi uyarınca hudutlarıyla değil miktarıyla geçerli olduğu açıklanarak, doğru ve sağlıklı sonuca varılabilmesi için mahkemece öncelikle, aynı çalışma alanında (veya çiftlik hudutları içerisinde) yer alan taşınmazlarla ilgili dava dosyalarının birleştirilmesi, aynı tapu kayıtlarına dayanılarak tapu malikleri veya onların halefleri adına tescil edilen, bedeli davacılara ödenmek suretiyle kamulaştırılan veya herhangi bir nedenle bu kayıtların kapsamında kaldığı kabul edilip tescil edilen tüm taşınmazların onaylı tutanak suretleri getirtilip dosyaya konulduktan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada menfaati bulunmayan şahıslar arasında seçilecek yerel bilirkişilerle, taraf tanıkları ve teknik bilirkişilerin katılımıyla keşif icra edilmesi, keşif sırasında bu tapu kayıtlarının miktarıyla geçerli olduğu ve karşı tarafın yokluğunda 1996/11 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan kapsam tayininin bağlayıcı olmayacağı nazara alınarak, tapu kayıtlarının ihdasından itibaren tüm tedavülleriyle okunup kayıtta yazılı hudutların mahalli bilirkişilere zeminde tek tek göstertilmesi, bilirkişilerce gösterilemeyen hudutların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanının sağlanması, bilirkişi ve tanıklarca gösterilen hudutların teknik bilirkişilere haritasında işaret ettirilmesi, kayıtların hudutlarının taşıdığı özellikler ve intikallerdeki değişiklikler konusunda yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınması, dinlenecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazın niteliği, intikali ve tasarrufu hususlarının sorulup saptanması, tespite aykırı sonuca varıldığı takdirde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılması, tapu kayıtlarının miktarlarıyla geçerli olduğu nazara alınarak, teknik bilirkişilere, sabit hudutlardan başlamak üzere her tapu kaydının miktarı kadar araziyi gösterir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmesi, tapu kayıtlarına sabit hudutlardan başlamak üzere miktarları kadar yer ayırırken davacılar adına tespit edilip kesinleşen taşınmazlarla kamulaştırılan arazi bölümlerinin dikkate alınması ve özellikle dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibariyle davaya konu parseli kapsayıp kapsamadığının kesin olarak belirlenmeye çalışılması; aynı şekilde; davalı tarafın dayanağını oluşturan ve tescil ilamıyla oluşmuş tapu kaydı da 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen usul uyarınca mahalline uygulanarak çekişmeli taşınmazı kapsayıp kapsamadığının yöntemince saptanması, çekişmeli taşınmazı kısmen veya tamamen kapsadığının belirlenmesi halinde tescil ilamının davalı ve Hazine arasında kesin hüküm oluşturacağının gözetilmesi, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek; çekişmeli taşınmazın davacı ... ve müştereklerinin dayanağını oluşturan tapu kaydının 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi çerçevesinde miktar itibariyle kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılması halinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20/B maddesi uyarınca niza gününe kadar kayıt sahibinin kullanımı var ise tapu kaydına değer verilmesi; çekişmeli taşınmazın davacı ... ve müştereklerinin dayanağını oluşturan tapu kaydının 3402 sayılı Yasa'nın 20/B ve C maddelerindeki ilkelere göre belirlenecek olan kapsamında kalmadığı sonucuna ulaşılması halinde ise, davalı tarafça sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresi ile tescil ilamıyla oluşmuş tapu kaydının kapsamına göre davalı taraf adına edinme koşulları değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi, bu değerlendirme yapılırken, çekişmeli taşınmazın malik hanesinin açık ve davalı olarak tespitinin yapılmış olması nedeniyle, davada 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30/2 maddesi uyarınca re'sen araştırma ilkesinin geçerli olacağının gözetilmesi” gereğine değinilmiş ve davacılar vekilinin bozma ilamına karşı karar düzeltme istemi reddedilmiştir. Yargılama sırasında Gayrimenkul Değerler Ticaret A.Ş. vekili vasıtasıyla, davacılar ... ve müştereklerinin tapudan gelen 2112/3840 paylarını satın aldığını ileri sürerek, adına tescili istemiyle davaya katılmıştır. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, çekişmeli 220 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 3840 pay kabul edilerek 2400/3840 payının müdahil Şirket adına, geri kalan payında hisseleri oranında davacılar adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, müdahil ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, dosyaya davacı tapu malikleri tarafından ibraz edilmiş 2901 sayılı Yasa kapsamında oluşturulan tahrir kayıtlarının Kadastro Birlik dosyalarında birlik defterlerine kaydedilmiş olduğu, tapu maliklerince dosyaya ibraz edilen deliller arasında tapu malikleri lehine kesinleşmiş yargı kararlarının bulunduğu, ... ... ... Çiftliğine ait tapu kaydının ... Köyünde yapılan kadastro tespit çalışmaları sırasında tapulama ve komisyon kararları ile 758.427,25 m2 lik alana revizyon gördüğü ve dava açılmaksızın kesinleştiği, tapu malikleri adına hükmen tescil edilen parsellerin toplam yüzölçümünün 1.228.606,67 m2 olduğu, 3402 sayılı Yasa'nın 20/C maddesi uyarınca tapu kayıtlarında belirtilen hudutların değişebilir gayrimuayyen olması nedeniyle miktarına itibar edilerek, 4785 sayılı Kanun hükümlerine göre devletleştirilen orman alanlarının yüzölçümü, tapu kayıtlarının yüzölçümünden düşüldükten sonra, artan bölümün tarım alanları ve yerleşim alanları için hüküm ifade edeceğinin de göz önünde bulundurulduğu, ... ...'ın özel mülkü iken, vakfedilen çiftlik arazileri olduğu ve vakfın sahih vakıf olması sebebiyle zilyetlik yönünden Arazi Nizamnamesinin 20 ve 78. maddelerinin tatbik edilmesine imkan bulunmadığı, 2901 sayılı Yasa uyarınca 1936-1938 yılları arasında oluşturulmuş tahrir kayıtlarının tapu malikleri adına olduğu, bu durumun dahi başlı başına tapu malikleri lehine zilyetliğe karine oluşturduğu, 1966 yılında başlayıp 1967 yılında kesinleşen orman kadastrosu sırasında tapu maliklerince tapu kayıtlarının ve tahrir kayıtlarının ibraz edildiği, bu nedenle tapu maliklerinin taşınmazlar üzerindeki tasarruflarını devam ettirdikleri kanaatine varıldığı, davalı tarafın dayandığı tescil ilamı yoluyla sonradan oluşan mükerrer tapuya değer verilemeyeceği, Yargıtay bozma kararları doğrultusunda davacılara ait tapuların hukuki kıymetini kaybetmediği de gözetilerek, dava konusu taşınmazın Çiftlik Tapu sahipleri ve pay satın alan adına kayıt ve tesciline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki; ... Köyünde 2007 yılında yapılan kadastro çalışmasında, dava konusu 220 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tarla niteliğiyle ve davalı tarafın dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı ancak davalı olması nedeniyle malik hanesi açık bırakılarak tespitinin yapıldığı, bu nedenle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30/2. maddesi gereğince gerçek malikinin kim olduğunun Mahkemece re’sen araştırılarak belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Davacı ... ve arkadaşları tarafından, Asliye Hukuk Mahkemesinde, ... mevkiinde kain 4000 dönüm yüzölçümlü Mart 1290 tarih 9/18 defter varak sayılı, sınırları “...”, “...”, “...” ve “... Çiftliği” olan, ... (.../.../...) mevkiinde kain 3000 dönüm yüzölçümlü Mart 1290 tarih 9/19 defter varak sayılı, sınırları “...”, “...”, “...”, “...” ve “... Çiftliği” olan, ... ... ... Çiftliği mevkiinde kain 7000 dönüm yüzölçümlü Mart 1290 tarih 9/20 defter varak sayılı, sınırları “... ve ...”, ”...”, “...”, “...”, “Karadağ”, “...” ve “...” olan üç adet kök tapu kayıtları ile bu kayıtlardan gelme Ağustos 1326 tarih 2, 3 ve 4 numaralı ve Şubat 1962 tarih 1, 2 ve 3 numaraları tapu kayıtlarına dayanılarak açılan el atmanın önlenmesi davası, dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmış, bilahare müdahil ..., satın alma nedeniyle taşınmazın kendisine ait olduğunu ileri sürerek davaya katılmıştır. Bu iddia ve savunma ile yukarıda özetlenen Yargıtay bozma ilamı içeriği doğrultusunda, yerel mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın, konularına göre ayrı ayrı maddeler halinde değerlendirilmesi uygun olacaktır. A) Hükmüne uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzere, davacılar ... ve arkadaşları tarafından aynı tapu kayıtlarına dayalı olarak bölgedeki diğer taşınmazlar hakkında açılan davalar sonucu verilen kararların temyiz incelemesinin yapıldığı Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin istikrar kazanan görüşü ve ... Kadastro Mahkemesince yine benzer nitelikteki kararlarında direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlar doğrultusunda, davacılar ... ve arkadaşlarının dayandıkları kök Mart 1290 tarih 18, 19 ve 20 nolu çiftlik tapu kayıtlarının maliki ile davacılar arasında ırsi bağın bulunduğu, davacıların kök tapu malikinin mirasçıları oldukları, tapu kayıtlarının düzenli olarak intikal gördükleri ve hukuken geçerli kayıtlar oldukları anlaşılmış olup esasen bu yön mahkemenin de kabulündedir. B) Dosya kapsamına, tapu kayıtlarının cinsine, niteliğine ve bilirkişi raporlarına göre çiftlik tapu kayıtlarının oluşumunda geçen ... ... Vakfı; bir hanedan vakfı olup, bu gibi vakıflar çerçevesinde yapılan tahsisler, bugünkü anlamı ile mülkiyetin (rakabenin) tahsisi değil, miri arazinin gelirinin tahsisi niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğunda ilke olarak Padişah tarafından, arazinin özel mülkiyete geçirilerek vakıf kurulmasına (sahih vakıf) izin verilmemiş, arazinin gelirinin vakıf amacına tahsis edilmesine izin verilmiştir. Diğer bir anlatımla; çiftlik tapuları kapsamında kalan taşınmazlar miri arazi niteliğindeki arazilerden olup, kurulan vakıf da gayrisahih nitelikli vakıflardandır. Her ne kadar; hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.12.2013 tarihli ve 2012/11416 Esas, 2013/4272 Karar sayılı bozma ilamında, vakfın niteliğinin araştırması gereğine değinilmiş ise de, bu tarihten sonra Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin tüm kararlarında vakfın gayri sahih vakıf niteliğinde bulunduğu belirtilerek bu konu tartışma dışı bırakılmış, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/1580, 2014/1183, 2017/1625, 3022, 3023, 3024, 3025, vd. Esas sayılı kararlarında da vakfın niteliği tartışılarak gayri sahih vakıf olduğu açıkça vurgulanmış olup Dairemizce de bu yöndeki istikrarlı uygulama değer bulmuş ve ... ... Vakfının gayrisahih vakıf niteliğinde olduğu ve çiftlik tapuları kapsamında kalan taşınmazların şartların varlığı halinde Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. maddeleri uyarınca zilyetlikle kazanılabileceği kabul edilmiştir. Bu itibarla; yerel mahkemenin, vakfın niteliğinin sahih olduğu ve tapu kayıtları kapsamında kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılmaya elverişli olmadığı yönündeki kabulünde isabet bulunmamaktadır. C) Türk Kanunu Medenisi’nin 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra Arazi Kanunnamesinin Medeni Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin yürürlükte bulunduğu kabul edilmiş, uygulama istikrarlı olarak bu yönde sürdürülmüştür. Ancak; bozma öncesi yapılan keşif sonucu düzenlenen zirai bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın sulu tarım arazisi niteliğinde olduğu bildirilmiş ise de, keşifte alınan beyanlardan, taşınmazın bulunduğu bölgenin öncesinde hali arazi niteliğinde iken 1960-1970’li yıllarda köylülerin bir araya gelmesi ile paylaşıldığının ve bundan sonra kullanılmaya başlandığının anlaşılmış olması karşısında, taşınmaz hakkında Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. maddesine dayalı olarak zilyetlikle kazanma hükümlerinin uygulanmayacağı açıktır. D) Mahkemece bozma ilamına uyulmasından sonra, hem eldeki dosyada hem de aynı mahiyetteki diğer dosyalarda başkaca bir keşif ya da uygulama yapılmaksızın 2014/26 Esas sayılı dava dosyası kılavuz dosya seçilmek suretiyle davacı ... ve arkadaşlarının dayandığı çiftlik tapularının uygulanması için keşif yapıldığı ve bilirkişilerce anılan dosya kapsamında verilen asıl ve ek raporlar esas alınmak suretiyle, ..., ... ve Karaca Köyleri kadastro çalışma alanlarında bulunan taşınmazların tapu kayıtları kapsamında kaldığı kabul edilerek, taşınmazların çiftlik tapu malikleri ile tapu maliklerinden pay satın alan Gayrimenkul Değerler A.Ş. adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Dayanılan çiftlik tapu kayıtlarındaki hudutların, arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, yörede bulunan mevkii, dağ v.b. yerlerin isimlerini sınır olarak okuması, sınırların birbiri ile düz hatlarla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kalan ancak kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunması nedeniyle, uygulanabilir olması halinde anılan tapu kayıtlarının 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20-C maddesi gereği sınırları ile değil miktarı ile geçerli olduğu tartışmasız olup, esasen bu yön mahkemenin de kabulündedir. Öncelikle çözüme kavuşturulması gereken uyuşmazlık, miktarıyla geçerli olduğu kabul edilen çiftlik tapu kayıtlarının kapsamının nasıl tayin edileceği noktasında toplanmaktadır. Dairemizde temyiz ya da karar düzeltme incelemesi için bulunan dosyaların incelenmesinde, ... Köyünde kısmi kadastronun yapıldığı, 1970 yılında 1 ila 169 parsel numarasıyla tespit tutanaklarının düzenlendiği, bu tutanakların bir kısmının ilk önce edinme sütununa belgesizden zilyetleri adına tespitinin yapıldığı, ancak tespit bilirkişilerinin imzaları alınmaksızın kadastro teknisyenlerince düzenlenen matbu tutanak ile bu tespit maliklerinin adlarının üstü çizilerek taşınmazın çiftlik tapu kayıtları kapsamında kaldıkları belirtilerek tapu malikleri ... ve müştereklerinin adlarının yazıldığı, ya da zilyetlerin adı yazılmadan tutulan aynı matbu tutanak ile doğrudan çiftlik tapu malikleri ... ve müştereklerinin adlarının malik sütununa yazıldığı, muhtar ve üç tespit bilirkişisinin ise bu son şekliyle tutanakları kabul etmedikleri şerhini koyarak imzaladıkları; bu yönde yapılan tespitlere, taşınmazların zilyetleri olduğunu öne süren kişiler tarafından itiraz edilmesi üzerine 1978 tarihli Komisyon kararıyla, iki kadastro teknisyeninin tespit tutanaklarında malik olarak yazılan zilyetlerin adlarının üstünü çizerek çiftlik tapu maliklerinin adlarını yazmalarının usule uygun olmadığı, parsellerin çiftlik tapu kayıtlarının kapsamında kalmadığı, tapu kayıtlarının kapsamlarının belirlenemediği belirtilerek, yeniden zilyetlerinin adlarının malik olarak yazılmasına karar verildiği ve bu haliyle askıya çıkarıldığı ve çiftlik tapu malikleri tarafından tespite itiraz davalarının açılması sonucu yargılamaların yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin 2014/26 Esas sayılı dava dosyasında yapılan son keşif sonucunda 5 kişilik fen bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen asıl raporun 60. sayfasında, ... Köyünde 1 ila 169 parsellerin tapu kütüklerinin incelendiği, 1, 2, 3, 4, 5, 33, 105, 120, 122, 123, 124 parsellerin kütük sayfasının boş olduğu, diğer parsellerin ise ... tapusunun revizyonu ile tanzim edilmeyip, zilyetleri adına hükmen tescil edildiği, ... Köyünde ikinci kısmi kadastronun 2007 yılında yapıldığı ve eldeki davaya konu taşınmazlarında bulunduğu ada/parsel sistemine göre çok sayıda taşınmazın tespit tutanağının düzenlendiği ve yine çiftlik tapu kayıtlarının tespitlerde revizyon görmediği belirtilmektedir. Raporda sözü edilen ve kütük sayfalarının boş olduğu belirtilen 105, 122, 123, 124 parsellerine ait dava dosyaları temyiz incelemesi için Dairemizde bulunduğundan, bu dosyaların incelenmesinde, çiftlik tapu malikleri yönüyle reddine dair verilen önceki tarihli hükümlerin kesinleştiği, aynı taşınmazlar hakkında zilyetliğe, miras yoluyla gelen hakka dayalı olarak başkaca kişiler tarafından açılan davalarda verilen kararların, eksik incelemeye dayalı olarak bozulması nedeniyle henüz kesinleşmediği görülmüştür. Temyiz incelemesi sırasında, Dairemizde bulunan aynı bölgeye ilişkin diğer dava dosyalarının incelenmesinde de, çiftlik tapu kaydı malikleri adına ikinci kısmi kadastro çalışması sırasında hükmen tescil edilen taşınmazların bulunmadığı saptanmış, yine ... (.../.../...) tapusuna dayalı olarak tapu malikleri adlarına tespit ve tescilin yapılmadığı da anlaşılmıştır. ... Köyünde ise “... ... ... Çiftliği” tapusunun 373 ila 633 sayılı parsellere uygulandığı, eldeki dosyada ... Köyünde kadastro sonucu oluşan tapu kütükleri üzerinde bilirkişi incelemesinin yaptırıldığı ve düzenlenen rapor içeriğine göre; 758.457,25 m2 tapulama ya da komisyon kararıyla kesinleşen taşınmazlar ile 1.228.606,67 m2 hükmen kesinleşen yerler olmak üzere toplam 1.987.033,92 m2 yüzölçümündeki çok sayıdaki taşınmazın (bilirkişi raporlarında parsel numaraları belirtilmiştir) çiftlik tapu malikleri adına tescil edildiği görülmektedir. Dairemizde temyiz incelemesi için bulunan Mahkemenin kılavuz dosya kabul ettiği 2014/26 Esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde, Mahkemece 7-8-9 Kasım 2018 tarihlerinde 3 gün süren keşif yapılmış olup, 5 kişilik fen bilirkişi heyetince düzenlenen 19.03.2019 havale tarihli rapor ve ekinde; memleket haritaları, hava fotoğrafları, kadastro paftaları ile çakıştırılmış olarak çok sayıda harita üzerinde tapu kayıtlarında geçen sınırlar gösterilmiş, memleket haritaları, orman tahdit haritaları, Osmanlıca olarak düzenlenen ve bilirkişi vasıtası ile tercüme ettirilerek dosya kapsamına alınan haritalardan faydalanılmak suretiyle zemindeki yerleri bulunup haritasına işaretlenmiş, ayrıca bu raporda ... ve ... (.../.../...) tapu kayıtlarının üç hududunun müşterek olması ve kapsadığı alanın kısmen çakışması nedeniyle iki tapunun toplam miktarı (4000+3000= 7000 dönüm) üzerinden ve ... Köyü 1 ile 169 parseller dikkate alınmak suretiyle miktarıyla kapsam tayin edilerek harita üzerinde gösterilmiş, ... Köyünde de tapu malikleri adına tespit edilen ya da hükmen kesinleşen taşınmazların dış sınırları belirlenerek kapsam tayin edilmesi halinde bu sahanın yaklaşık 6.454.610 m2 olduğu ve tapunun miktarıyla “7000 dönüm (6.395.240 metrekare)” uyumlu olduğu belirtilmiştir. Orman bilirkişileri tarafından verilen ek raporda; Orman İdaresi eliyle düzenlettirilen 15.08.1963 tarihli rapora atıf yapılarak “... ve ... (.../.../...) tapuları birlikte değerlendirilerek 429 dekar 550 m2, ... ... ... tapusunda ise 1311 dekar 300 m2 yerin orman sayılan ve devletleştirilen, iadeye tabii olmayan saha olduğu” belirtilmiş, ayrıca çiftlik tapu kayıtlarının sınırları içinde kalan ... serisi orman tahdidi ve ... serisi orman tahdidi olarak 1966 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidine göre tahdit kapsamında olan yerlerin devlet ormanı olduğu, tahdit kapsamı dışında kalan yerlerin ise orman sayılmayan yer olduğu ifade edilmiştir. Çiftlik tapu sahipleri tarafından, devletleştirme ile kendilerine verilen bedelin arttırılması istemiyle açılan dava dosyası, Dairemizce eldeki dosyanın temyiz incelemesi sırasında Mahkemesinden getirtilmiş, dosya içeriğinde de Orman Genel Müdürlüğünün 08.02.1969 tarihli cevabi yazısı ile (orman bilirkişileri tarafından ek raporlarında bildirilen) aynı miktarlarda devletleştirilen orman olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır. Diğer yandan; 1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı Yasa uyarınca, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanların devletleştirildiği, bu ormanların hiç bir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçeceği düzenlenmiş olup, kanun hükmü uyarınca devletleşen ormanlar hakkında bir haritanın eldeki dosya kapsamında bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, fen bilirkişilerinin ek raporlarında, tapu kapsamında 1945 yılında devletleştirilen alanların neresi olduğu hususunda ayrıca bir harita düzenleyemedikleri, bölgede 1967 yılında seri bazda yapılan kesinleşmiş orman sınırları esas alınarak ormanların gösterildiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin 2014/26 Esas sayılı dosyasında, keşif sonrası dosyaya sunulan 5 kişilik fen bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar nedeniyle bilirkişi heyetinden, özellikle çiftlik tapu kayıtlarının devletleşen orman alanlarından çıkarıldıktan sonra varsa yerleşim ve ziraat etmeye müsait alanların kapsamının belirlenmesi, memleket haritası ölçeğinin kadastro paftası ölçeğine çevrilerek komşu parselleri içine alacak şekilde aplike işleminin yapılması, aynı yörede dava konusu edilen taşınmazların konumu çevre taşınmazlarla ele alınarak, tapu kayıtlarının yüzölçümü ile kapsadığı alanları varsa devletleştirilen orman alanlarının harita üzerinde ayrı renklerde işaretlenmesi, çiftlik tapu maliklerinin dayandığı 1936 tahrir nolu bir kısım vergi kayıtlarının kapsadığı alanların harita üzerinde gösterilmesi istenilmiş; asıl raporu hazırlayan 5 kişilik fen bilirkişisi heyetinin hazırlanacak ek raporun içeriği hususunda kendi aralarında görüş ayrılığına düşmeleri nedeniyle; fen bilirkişileri ... ..., ..., ... tarafından ayrı bir ek rapor, fen bilirkişileri ... ... ve ... ... (kendisi keşfe katılmamış, keşif heyetinde tek harita mühendisi olarak ... ...’ın yer alması nedeniyle 2. bir harita mühendisi olarak mahkemece sonradan bilirkişi heyetine dahil edilmiş olup asıl raporda imzası bulunmamaktadır.) farklı bir ek rapor, fen bilirkişisi ... tarafından ise ayrı bir ek rapor düzenlenmiştir. Söz konusu 2014/26 Esas sayılı dosyada yapılan keşifte, çiftlik tapu maliklerinin dayandıkları tahrir vergi kayıtlarının sınırları zeminde tek tek gösterilip kapsadığı alanlar belirlenmemiş, ancak mahkemece ara kararla vergi kayıtlarının mevkilerinin haritalar üzerinde gösterilmesi yönünde fen bilirkişilerinden ek rapor hazırlanması istenilmiş ve bu ek raporlarla; 1936 tarihli vergi kayıtlarından, mevkileri memleket haritaları üzerinde gösterilen mevkilerle uyumlu bulunanlar, anılan haritalar üzerinde gösterilmeye çalışılmış ise de, eldeki dosyanın konusu olan taşınmazlar ile Dairemizde temyiz ya da karar düzeltme incelemesi için bulunan dosyaların konusunu oluşturan taşınmazlar üzerinde çiftlik tapu maliklerinin bizzat ya da kira, icar gibi başkaca kişiler vasıtasıyla sürdürülen bir zilyetliklerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Vergi kayıtlarının ancak zilyetlikle birleşmesi halinde hüküm ifade edeceği, diğer bir anlatımla 1936 yılında taşınmazların vergiye kaydettirilmesinin, tespitin yapıldığı 2007 yılına kadar zilyetlik iradesinin sürdürüldüğü anlamına gelmeyeceği açıktır. E) Yukarıdaki tüm anlatımlardan sonra, miktarıyla geçerli bulunan çiftlik tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmesi hususunun çözümlenmesi gerekmektedir. ... ve Erkös (.../.../Örköz) mevkiindeki tapu kayıtlarının kadastro çalışmalarında revizyon görmemesi, tapu malikleri adına tapu kaydına dayalı olarak hükmen tescil edilmiş taşınmazlar bulunmaması karşısında kapsamının nasıl belirleneceğinin yöntemi ile ... ... ... mevkili çiftlik tapusunun tespite esas alınması, tapu malikleri adına tespit ve tescil edilen yine görülen davalar sonucunda hükmen tapu malikleri adına kadastro çalışmaları sonucunda tespit ve tescil edilen taşınmazlar bulunması nedeniyle, miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamlarının belirlenmesinde izlenecek yol ve yöntemin birbirinden farklı olacağı kuşkusuzdur.