Davalı vekili; müvekkilinin 189 ada 15 parsel bodrum kat 1 nolu bağımsız bölümü davacıya 19.3.2015 tarihli resmi senetle sattığını, daha öncesinde tarafların imzaladığı başka bir sözleşme olmadığını, müvekkilinin satış bedeli olan toplam 40.000,00 TL'yi davacıdan satış günü aldığını, dairenin bedelinin 40.000,00 TL olduğunu, davacının dosyaya sunmuş olduğu sözleşmeyi kabul etmediklerini, sözleşmenin aslının dosyaya sunulması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
KARŞI OY
Davacı tüketici ile davalı yapsatçı arasında düzenlenen konut satış sözleşmesi sonrası tapuda davalı tarafından satışı gerçekleştirilen bağımsız bölümün, süresinde anahtar teslimi olarak teslim edilmemesi sebebiyle davacının sözleşmeden dönerek, sözleşmenin feshi, tapunun davalıya iadesi, bedelin ve kira bedelinin davalıdan tahsiline ilişkin mevcut davada, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı tarafından temyizi üzerine, Dairemizce 22/09/2021 tarihli ilâm ile görev yönünden kararın bozulmasına karar verilmiş, bilahare bu sefer davacı tarafından karar düzeltme istenmiş olmakla, Dairemizce yapılan değerlendirme sonucu, sayın çoğunluk bozma kararının kaldırılması ve mahkeme kararının esastan bozularak davanın reddi yönünde yeni bozma gerekçesi oluşturmakla, farklı bozma gerekçesi ile aşağıdaki şekilde muhalefet görüşümüz açıklanmıştır.
1-Yukarıda bozma gerekçesinde etraflıca anlatımlar yapıldığı için tekrara girilmemiştir.
2-Davacı tarafından açılan sözleşmenin feshi ile davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tescili, davalıya ödenen bedelin, masrafların ve kira kaybının ödenmesine ilişkin dava, tüketici işlemlerinden doğan, Tüketici Mahkemesinde görülen bir davadır.
3-Taraflar arasındaki ihtilafın temelinde, tüketicinin aldığı malın (konut) ayıplı olması bulunmaktadır. 6502 sayılı T.K.H.K. Bu gibi durumlarda tüketiciye bir takım seçimlik haklar tanımaktadır (m. II). Bunlardan birisi de sözleşmeden dönme ve bedel iadesini isteme hakkıdır. Bu hak yenilik doğuran bir hak olup, hakkın kötüye kullanılması durumları hariç uygulanması gerekir. Tüketici sözleşmeden dönmekle doğal olarak ödediği bedelin iadesini isteme hakkını da kazanır. Dönme halinde satım sözleşmesi tasfiye ilişkisine döner (İlhan Kara, Tüketici Hukuku, 2. Bası sf:738 vd.).
4-Uygulamada, henüz inşaat bitmeden tüketicilere yapılan konut satışları sebebiyle, tüketicilerin çok sayıda mağduriyet yaşadığı açıktır. Konu ile ilgili olarak 6502 s. Kanun ile "ön ödemeli konut satışları" düzenlemesi yapılarak, sıkıntıların önüne geçilmeye çalışılmıştır. İlgili Kanun gereğince yüklenicinin başta bilgilendirme olmak üzere çok sayıda yükümlülüğü bulunmaktadır. İnşaatların bitiminin 36 ayı geçemeyeceği, belirli hallerde tüketicinin cayma hakkının bulunduğu mevzuatta yer almaktadır.
5-Bu kısa bilgilendirme sonrası olayımıza gelirsek, davalının Karabük Belediye Başkanlığının resmi yazısı ve ekinde bulunan yapı ruhsatı ve mimari projeye göre hem arsa sahibi hem de yapı müteahhidi olduğu açıktır. Böylece davalı, uygulamada yapsatçı diye isimlendirilen meslek grubundadır.
6-19/03/2015 tarihinde tapuda gerçekleştirilen akit ile ..., parsel 15'de kayıtlı arsa niteliğindeki taşınmazın, bodrum kat, bağımsız bölüm (1)'de belirtilen mesken niteliğindeki yerin 8/100 arsa payı ile davalı tarafından davacıya satışının yapıldığı açıktır.
Satılan yerin mesken/konut niteliği açıkça belirtilmiş olup, ayrıca aynı gün itibariyle ... Bankası lehine ipotek tesis edildiği de görülmektedir.
7-Bankadan gelen ipotek belgelerinde ise, davacı lehine bireysel konut kredisi tahsisinin yapıldığı, satış ve ipoteğin konusunun da açıkça "KONUT" olarak açıklandığı görülmektedir.
8-Yukarıda belirtilen deliller itibariyle taraflar arasındaki konut satışının belirgin olduğu gibi, bu satışın 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığı da açıktır. Bu durumda bu akitten önce 07/03/2014 tarihinde taraflar arasında düzenlendiği ancak aslı ibraz edilmeyen sözleşme mevcut olayımızda delil olarak dikkate alınmasa bile, tarafların niyetini göstermesi yönünden önem arz etmektedir.
9-Çünkü satışın konusu konut olduğuna göre, hayatın olağan akışı ve genel uygulama, konutun anahtar teslimi olarak davalı tarafından tamamlanmış, yani oturabilir şekilde davacıya teslim olmalıdır.
Bunun aksi ise ancak davalı yapsatçı tarafından ispatlanabilir. Davalının savunmasına değer verebilmemiz yani taşınmazın natamam-eksik satıldığı hususunun ispata muhtaç olduğu açıktır.
10-Yukarıda konumuza en yakın düzenleme olarak, ön ödemeli konut satışından bahsetmiştik. Taraflar arasında güçlü olan taraf davalı yapsatçı, zayıf olan ise tüketici konumundaki davacıdır.
Her türlü belge ve bilgiyi düzenlemesi tüketiciyi bilgilendirmesi gereken taraf davalı yapsatçı olup, neticeten bu satışla ilgili hiç bir belge sunamamıştır.
11-Ayrıca tapuda yapılan akit belgesinde de, taşınmazın tamamlanmadan satıldığına dair açıklama da bulunmamaktadır.
12-Tüketici Hukukuna hakim olan ilkelerin başında tüketicinin zayıf konumda bulunduğu, tüketici lehine yorum ilkesinin geçerli olduğu, ispat yükünün kural olarak müteşebbise ait olması gibi hususlar gelmektedir.
Bu açıklamalar gereğince anahtar teslimi konut teslimi hususunda davalının yükümlülüğünü halen dahi gerçekleştirmediği açık olup, 15/04/2016 tarihinde yapılan keşif ile de bu durum belirlenmiştir.
13-Bilirkişi raporunda yapı ruhsatı alınan bina için yapı kullanma izin belgesinin alınmadığı, dairenin oturulacak durumda olmadığı, inceleme konusu olan dairenin diğer 11 adet daireye benzemediği açıklanmıştır.
14-Bütün bu açıklamalar sonucunda, davalının yapsatçı olarak taahhüt ettiği bir daire teslimini dava tarihinde, keşif tarihinde gerçekleştiremediği, bu konuda geçerli bir mazeret ileri sürmediği, ispat yükü açısından taahhüdünü yerine getirdiğine dair belge sunamadığı ve böylece ayıplı mal satışından dolayı davalının sorumlu olacağı açıktır.
15-Neticeten davacının tüketici işleminden dolayı aldığı konut sebebiyle mağdur olduğu, ayıpsız konut teslimi gerçekleşmediği için cayma hakkını haklı olarak kullandığı ve böylece fesih talebi yerinde bulunmakla, bu gerekçeler ile sayın çoğunluğun görüşünden farklı düşünülmüştür.
16-İlk derece mahkemesinin akdin feshine ilişkin değerlendirmesi doğru olmakla birlikte, tarafından farklı bir bozma gerekçesi aşağıda açıklanmıştır.
Buna göre davacıya iade edilecek bedel konusunda fotokopi olan belgenin dikkate alınamayacak olması sebebiyle, sadece resmi akitte yer alan bedelin dikkate alınabilecek olması karşısında kararın bu gerekçe ile bozulması gerekirken, farklı gerekçe ile bozulmasına muhalif olduğumu açıklarım.