V. GEREKÇE
Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmeleri için birlikte değerlendirilmelerinde yarar bulunmaktadır.
1- Sanık ...’ın eyleminin niteliğinin; sanık ...’ın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığının, suç oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde ise bu sanığın eyleminin niteliğinin belirlenmesi;
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
TCK'nın "İşkence" başlıklı 94. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.
(6) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez." şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin ilk fıkrasında işkence suçuna vücut veren seçimlik hareketler belirtilmiş; 2 ve 3. fıkralarında suçun nitelikli hâllerine; 4. fıkrasında özgü suçlarda bağlılık kuralının istisnasını oluşturan özel bir düzenlemeye; 5. fıkrasında suçun ihmali davranışla işlenme şekline yer verilmiş, 6. fıkrasında ise bu suçtan dolayı zamanaşımının işlemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Madde gerekçesi; "İşkence teşkil eden fiiller, aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir." şeklinde açıklanmak suretiyle kamu görevlisinin söz konusu davranışlarının ancak belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmesi hâlinde işkence suçunun oluşacağı belirtilmiştir.
İşkence suçu ile korunan hukuki değer öncelikle insan onurudur. Ayrıca bireylerin ruh ve beden dokunulmazlığı, adil yargılanma hakkı yanında kamu idaresinde disiplinin sağlanması da korunan diğer hukuki değerlerdir (...,..., 2. Baskı, Seçkin, 2016, s. 80; ... ...e, s. 288; ...-... ...-... Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, ..., 2015, s. 267 vd.; Sevi Bakım, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda İşkence Suçu, 1. Baskı, Beta, s. 86.).
İşkence, sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suç olup kamu görevlisi kavramı 5237 sayılı TCK'nın "Tanımlar" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "...kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi," şeklinde açıklanmıştır. Kişinin kamu görevlisi olup olmadığı belirlenirken, ifa ettiği görevin niteliğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Bununla birlikte TCK'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen özgü suçlarda ancak özel fail niteliği taşıyan kişinin suçun faili olacağı, bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulacağı kuralına aynı Kanun’un 94. maddesinin dördüncü fıkrası ile bir istisna getirilerek, işkence suçuna iştirak eden diğer kişilerin de kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır (Demirbaş, ...e, s. 83;..., ...e, s. 289; ... ... Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, 15. Baskı, ..., 2015, s. 247 vd.; ..., ...e, s. 267; Bakım, ...e, s. 92 vd.).
Kamu görevlisinin yalnızca bu sıfata sahip olması anılan suçun faili olması için yeterli değildir. Kamu görevlisinin bu eylemi görevini yerine getirirken, göreviyle bağlantılı bir şekilde, diğer bir ifade ile görevden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanarak işlemiş olması gerekmektedir. Yerine getirilen kamu görevi ile gerçekleştirilen işkence fiili arasında nedensellik bağı var ise, fail bu eylemi kamu görevlisi olmasından kaynaklanan görevini yaparken işlemiş ise işkence suçundan, davranışın görevle herhangi bir bağı yoksa TCK'nın 96. maddesinde düzenlenen eziyet suçundan söz edilebilecektir. Nitekim madde gerekçesinde de işkence suçunun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenebileceği belirtilmiştir (... , Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, Birinci Baskı, 3. Cilt, ... Yayınevi, ..., 2021, s. 3537-3538.).
Göreviyle bağlantılı olarak kamu görevlisi ile muhatap olan herkes suçun mağduru olabilir. Mağdurun TCK'nın 94/2. maddesinde sayılan kişilerden olması durumu ise suçun nitelikli hâlini oluşturacaktır.
İşkence suçu açısından kamu görevlisinin gerçekleştirdiği davranışın öncelikle insan onuru ile bağdaşmaması gerekmektedir. TCK’nın 94. maddesinde işkence suçunun oluşumu bakımından insan onuru kavramı temel alınmakta ve hangi davranışların insan onuruna aykırı olduğu hususu önem kazanmaktadır. İnsan onuru (haysiyeti) kavramı "Bilinçli olma, kendi kaderini tayin etme ve kendi çevresini şekillendirme yeteneği veren ve kişiliksizliği ortadan kaldıran ruhtur, manevi güçtür." şeklinde tanımlanmaktadır. İnsanın insan olması nedeniyle sahip olduğu ve devletten önce de geçerli hakların hiçe sayılması ve insanın obje seviyesine düşürülmesi insan onuruna aykırıdır (Veli ... ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, ..., 2017, s. 272.). Anayasa Mahkemesinin 28.06.1966 tarihli ve 132-29 sayılı kararında da insan onuru kavramı; "...insanın ne durumda, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun, sırf insan oluşunun kazandırdığı değerin tanınmasını ve sayılmasını anlatır. Bu öyle bir davranış çizgisidir ki, ondan aşağı düşünce, muamele, ona muhatap olan insanı insan olmaktan çıkarır." şeklinde açıklanmıştır.
İşkence suçu, serbest hareketli bir suçtur. TCK'nın 94/1. maddesine göre bu suç, kamu görevlisi tarafından insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışlarla işlenebilir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi kamu görevlisinin söz konusu davranışlarının ancak belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmesi hâlinde işkence suçu oluşacaktır. Fiillerin belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmemesi hâlinde ise kasten yaralama, hakaret, tehdit gibi bağımsız suçlar gündeme gelecektir. İşkence suçunun belli bir süreç içinde sistematik olarak uygulanması ölçütü aynı hareketlerin tekrarlanması olarak değerlendirilmemelidir. Farklılık gösterse dahi belli bir süreç içinde uygulanan fiiller bir bütün hâlinde insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açarsa işkence suçu oluşacaktır. Yine süreklilik arz eden Filistin askısı veya falakaya yatırma gibi bazı hareketler tekrarlanmasa bile sistematik uygulama özelliği taşıdıklarından işkence suçunu oluşturacaktır ( , ...e, s. 99; ..., ...e, s. 291; ...-Yenidünya, ...e, s. 243 vd.). Fiilin sistematik bir yapıda olup olmadığı ve belirli bir sürece yayılıp yayılmadığı hususu somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilecektir.
İşkence suçunun manevi unsuru kasttır. Suçun gerçekleşebilmesi için, kamu görevlisinin, insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışlar yaptığını bilmesi ve istemesi yeterli olup kanuni düzenleme işkencenin belirli bir saik ile işlenmesini aramamıştır (..., ...e, s. 106; ..., ...e, s. 294; ..., ...e, s. 251; Bakım, ...e, s. 166 vd.). Bu anlamda bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışların korkutmak, otoritesini göstermek, ayrımcılık yapmak, cezalandırmak ya da benzer sebeplerle işlenmesi hâlinde işkence suçu oluşacaktır.
Öte yandan suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması ya da kısıtlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde de; “bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir.” şeklinde belirtilmiştir. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.
Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (... Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, ... 1994, s. 130; ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, ... 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, ...-... ...-... Önok, ... 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... , ... 2018 ... Yayınevi, 17. Baskı, s. 368.) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir.
Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Diğer taraftan 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A maddesi;
"Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.
Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz.
Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir.
Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez.
Bu Kanun ve diğer kanunların verdiği görevlerin yerine getirilmesi sırasında, polis tarafından gerekli işlemler için durdurulan kişiler ve araçlarla ilgili hükümler saklıdır.
Polis, görevini yerine getirirken, kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabilir. Bu kişilere kimliğini ispatlamaları hususunda gerekli kolaylık gösterilir.
Belgesinin bulunmaması, açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya da sair surette kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usûlü bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
Kimliğinin tespiti amacıyla tutulan kişiye, kimliği tespit edildikten sonra ve talepte bulunması halinde, bu amaçla tutulduğuna ve tutulma süresine dair bir belge verilir. Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir...",
Kabahatler Kanunu'nun 40. maddesi ise;
"(1) Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
(3) Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir." şeklinde düzenlenmiş olup söz konusu düzenlemelerle kolluğa kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı hâlinde, maddede belirtilen sınırlar dahilinde kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alma, durdurduğu kişinin kimliğini ibraz etmesini isteme ve durumdan derhal Cumhuriyet savcısını haberdar etmek koşuluyla kimliği belirlenemeyen kişiyi tutma yetkisi tanınmıştır.
Yine Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun "Zor ve Silah Kullanma" başlıklı 16. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı ... ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak ... ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir..." şeklinde düzenlenmiş olup madde metninden de anlaşılacağı üzere polis görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hâle getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
Öte yandan yandan suç tarihi itibarıyla kasten yaralama suçu TCK'nın 86. maddesinde;
"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla,
İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan maddesinin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.
Maddenin 3. fıkrasının (d) bendinde kasten yaralama suçunun kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi durumu nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin kamu görevi yapması, bu görevin faile bir nüfuz, güç sağlaması ve bu görevin kötüye kullanılması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Kamu görevi terimi, daha çok devlete ait gücün kullanılmasını, en azından mağdurun öyle düşünmesini gerektiren işler için kullanılmıştır. Yasa koyucu kamu görevlisinden değil, kamu görevinden söz ettiği için doktrinde TCK'nın 6. maddesi anlamında failin kamu görevlisi olması hususunun tartışılmasına gerek bulunmadığı ileri sürülmüştür (... , Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, ... Yayınevi, 2. Bası, ..., 2014, s. 2965.). Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi durumunda uygulanacak artırım maddesinin tatbik edilebilmesi için kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzun kötüye kullanılması da gerekmekte olup nüfuzun varlığına karşın, bu nüfuz kullanılmadan yaralama eylemi gerçekleştirilmişse, bu artırım maddesi uygulanamayacaktır.
Aynı fıkrasının (e) bendinde kasten yaralama suçunun silahla işlenmiş olmasının nitelikli hâl olarak düzenlenmesinin altında yatan düşünce ise söz konusu aracın mağdurun yaşamı, vücut bütünlüğü ve özgürlüğü bakımından ortaya çıkardığı potansiyel tehlikedir. Suçun silahla işlenmesinin nitelikli hâl sayılması, silahın suçun işlenmesini kolaylaştırdığı ve mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırdığı düşüncesine dayanmaktadır (..., ... ..., R. ... Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, ... 2017, s. 232.).
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Tanıklar Özlem Kılıç ve ...'in taraflar arasındaki tartışmanın başlama sebebine ilişkin beyanlarının bulunmaması, mağdur ... ile tanık ...'in olayın gelişimine yönelik beyanlarını kovuşturma aşamasında değiştirmeleri, sanıklar müdafii tarafından ibraz edilen belge fotokopileri ile UYAP kayıtlarına göre ise 27.09.2013 tarihinde meydana gelen bıçakla yaralama olayına karışan mağdurun 21.10.2014 tarihinde T.C. kimlik numarasının sorgulanması üzerine o dosyaya suça sürüklenen çocuk olarak eklenmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; 27.09.2013 tarihinde meydana gelen bıçakla yaralama olayına karışan ancak o tarihte açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen mağdur ...'in 14.03.2014 tarihinde saat 15.00 sıralarında yanında annesi olan şikâyetçi Beyhan Sağır olduğu hâlde ... ili, Beykoz ilçesi, Kanlıca Mahallesinden, ... Meydanı yakınında bulunan semt pazarına geldiği, annesinin daha sonra kuaföre gidecek olması nedeniyle saat 15.30 sıralarında arkadaşlarını görmek için annesinin yanında ayrılarak eski oturdukları mahalleye doğru yürümeye başladığı, o sırada resmî ... ile devriye görevi yapan polis memurları sanıklar ... ve ...'ı gördüğü, bunun üzerine daha önce karıştığı bıçakla yaralama olayı nedeniyle tedirgin olarak yönünü değiştirdiği, bu durumdan şüphelenen sanık ...'ın ekip aracından inerek mağduru durdurduğu, kaba üst yoklaması yaptığı, ardından kimliğini ibraz etmesini istediği ancak mağdurun kimliğini vermek istemediği, bu sırada diğer sanık ...'ın da ekip aracından indiği, birlikte mağdurun kollarından tuttukları, buna müteakip kimliğini tespit edip GBT sorgulamasını yapmak amacıyla mağdurdan ekip aracına binmesini isteyip binmediği takdirde zor kullanacaklarını söyledikleri, mağdurun ekip aracına binmek istemeyerek direnmesi üzerine her iki sanığın mağdurun direnişini kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanarak ite kaka mağduru ekip aracına bindirdikleri, sanık ...'ın ekip aracının arka koltuğuna mağdurun yanına oturduktan sonra sanık ...'ın kullandığı ekip aracı ile Doğancılar Karakoluna doğru hareket ettikleri, yolda sanık ...'ın mağdurun adını sorduğu, isminin ... olduğunu söyleyen mağdurun bu sanığa ismini sorması üzerine ise tartışma çıktığı, bu tartışma sırasında sanık ...'ın mağdurun yüzüne biber gazı sıktığı, yumrukla kafasına vurduğu ve sırtını ısırdığı, ardından ekip aracı ile karakola girmek üzere olan diğer sanık ...'a "Durma durma devam et." dediği, bunun üzerine sanık ...'ın karakola girmediği, bu sırada sanık ...'ın mağdura yumruğu ile vurmaya devam ettiği, kısa bir süre sonra da sanık ...'ın ekip aracını karakola yakın bir yerde durdurduğu, ardından sanıkların herhangi bir tutanak düzenlemeden mağduru araçtan indirdikleri, bu olay sonucunda mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı anlaşılmaktadır.
Makul şüphe üzerine durdurdukları mağdurdan kimliğini ibraz etmesini istemelerine karşın kimliğini göstermemesi üzerine birlikte mağduru kollarından tutan, ardından kimliğini tespit edip GBT sorgulamasını yapmak amacıyla mağdurdan ekip aracına binmesini isteyen, mağdurun ekip aracına binmek istemeyerek direnmesi nedeniyle de tanık Özlem Kılıç'ın beyanından da anlaşılacağı üzere mağduru ite kaka ekip aracına bindiren sanıkların bu eylemlerinin PVSK'nın 4/A, 16 ile Kabahatler Kanunu'nun 40/2. maddelerinde düzenlenen tutma ve zor kullanma yetkileri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda da kanun hükmünü yerine getiren sanıklar bakımından kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı; yine ekip aracının içinde bulundukları sırada ismini sormasına sinirlenerek mağdurun yüzüne biber gazı sıkan, yumrukla kafasına vuran, sırtını ısıran ve mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olan sanık ...'ın, söz konusu yaraların sayıları ve nitelikleri gözetildiğinde eylemlerini sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde değil mağdurun eylemine tepki niteliğinde ve ani olarak işlemesi nedeniyle işkence suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak mağdurun ekip aracına bindirilmesinden sonra mağduru darbeden sanık ...'ın eylemi ile mağdurun sanık ... tarafından ... içinde darbedilmesine müdahale etmeyen ve sanık ...'ın istemi üzerine ekip aracı ile karakola girmeyip sanık ...'ın mağduru darbetmeye devam etmesi için uygun ortam hazırlayan sanık ...'ın eyleminin silahla ve kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenen basit kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ...'ın eyleminin suç oluşturmadığı,
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; her iki sanığın eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu,
Düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince sanık ...'ın silahla ve kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenen basit kasten yaralama suçundan TCK'nın 37/1. maddesi uyarınca müşterek fail sıfatıyla mı yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla mı sorumlu olacağının ayrıca tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus da ayrıca değerlendirilmiştir.
2- Sanık ...'ın silahla ve kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenen basit kasten yaralama suçundan TCK'nın 37/1. maddesi uyarınca müşterek fail sıfatıyla mı yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla mı sorumlu olacağı;
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
TCK'nın "Faillik" başlıklı 37. maddesi;
"(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını ... olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde ... olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınmış olup maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda anılan Kanun'un 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde, suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.
TCK'nın "Yardım etme" başlıklı 39. maddesi ise;
"(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup TCK'da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden anılan Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK'nın 39. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak,
Olarak sayılmıştır.
2- Manevi yardım ise;
a) Suç işlemeye teşvik etmek,
b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek,
Şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır.
Görüldüğü üzere, TCK'nın 37 ve 39. maddelerindeki açık düzenlemeler uyarınca suçun kanunî tanımında yer alan fiili gerçekleştirenler "fail" olarak kabul edilirken, suçun kanunî tanımında yer alan fiili gerçekleştirmeyen, ancak suç işlemeye teşvik eden veya suç işleme kararını kuvvetlendiren veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat eden, suçun nasıl işleneceği hususunda yol gösteren veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlayan, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştıran kimseler ise "suça yardım eden" olarak sorumlu tutulmaktadır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Ayrıntıları yukarıda açıklandığı şekilde gerçekleşen olayda; mağdur ...'in sanık ... tarafından ... içinde darbedilmesine müdahale etmeyen ve sanık ...'ın istemi üzerine ekip aracı ile karakola girmeyip sanık ...'ın mağduru darbetmeye devam etmesi için uygun ortam hazırlayan sanık ...'ın suçun icrasındaki rolü ve katkısı göz önünde bulundurulduğunda fiil üzerinde asıl fail ile birlikte ortak bir hâkimiyet kurmadığından eyleminin TCK'nın 39. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen suçun işlenmesi sırasında asıl faile yardımda bulunarak fiilin icrasını kolaylaştırma kapsamında kaldığı, bu bağlamda işlenen suçtan yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; sanık ...'ın eyleminin, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından reddine; basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından kabulüne, sanık ...'ın eyleminin ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.