IV. GEREKÇE
A. Katılan ...'nın sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz istemi yönünden
1.Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan ... Bakanlığının istinaf istemi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından katılan Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca "suçun niteliği itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmemeleri" nedeniyle reddine karar verildiği, bahse konu kararın; 5271 sayılı Kanun'un 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi uyarınca itiraz yoluna tabi olduğu ve itiraz merciince de bu hususta bir karar verilmiş bulunduğundan temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın İNCELENMEKSİZİN İADESİNE karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Katılan ...'nın sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz istemi yönünden
İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf talebinin esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-g maddesi gereğince kesin nitelikte olup, atılı suçtan kurulan hükmün temyizi kabil kararlardan olmadığından ve ayrıca Hazine ve Maliye Bakanlığının da bu suç yönünden doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma ve yasa yoluna başvurma hakkı da bulunmadığından 5271 sayılı CMK'nın 298/1 maddesi uyarınca ... vekilinin temyiz isteminin REDDİNE karar vermek gerekmiştir.
C. Katılan ...'nın kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararlarına yönelik temyiz istemleri yönünden
Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu yönünden 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer verilen; “On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan kurum vekilinin söz konusu suçtan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca REDDİNE karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
D. Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz istemi yönünden
Ayrıntıları Dairemizin 26.10.2017 tarih ve 2017/1809 Esas 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir.(Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, syf. 383 vd).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır(Toroslu özel kısım syf. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280).
Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında;
Oluş ve dosya kapsamına göre; 2010 yılında yapılan Eğitim Bilimleri testinin her ikisine de giren adayların doğru cevap sayıları karşılaştırıldığında, sanığın 10 Temmuz 2010 tarihinde girdiği Eğitim Bilimleri Sınavı ile ilk sınava göre daha kolay olduğu ÖSYM ve bilirkişi tarafından belirtilen 31 Ekim 2010 tarihinde girdiği Eğitim Bilimleri Sınavı doğru cevap sayısı arasındaki farkın (53) (doğru cevap sayısındaki düşüş) olduğu, ilk uygulanan Eğitim Bilimleri testindeki doğru cevap sayısı ile ikinci kez uygulanan Eğitim Bilimleri testindeki doğru cevap sayısının farkının 12 ve üzeri olması adayların iki farklı testteki başarı puanlarının tesadüfi hata ile açıklanamayacak kadar büyük olduğu ve bu nedenle sanığa ait 2010 yılı Eğitim Bilimleri Testinin doğru cevap sayıları farkının beklenenden yüksek çıkmasının ölçmenin standart hatası ölçütü ile açıklanamayıp, başka etkenlerden kaynaklanabileceğine yönelik güçlü kanaat oluştuğu, genel sonuç itibari ile adayların 10 Temmuz 2010 tarihinde yapılan Genel Yetenek, Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri testlerindeki yüksek düzeyde başarılarının istatistiksel olarak tesadüfi olamayacağına yönelik kuvvetli bir kanaat oluştuğunun belirlendiği, bu hususun silahlı terör örgütü suçuna dayanak teşkil ettiğinin kabul edildiği somut olayda silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin suçlamayı kabul etmeyen sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı kurumlarda çalışmasının örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği, kod adı kullanmayan, bylock kullanıcısı olmayan sanığın örgütle organik ilişki içine girip süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren örgütsel eylem ve faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin her türlü şüpheden uzak kesin ve yeterli delil bulunmadığı dikkate alındığında, atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraati yerine yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.