IV. KARAR
A. Katılan Sanık ... Vekilinin Katılan Sanıklar Kadircan ve ... Hakkında Hakaret ve Tehdit Suçlarından Kurulan Beraat Hükümlerine Yönelik Temyiz İstemi Yönünden
Katılan ... vekilinin yüzüne karşı verilen hükme karşı 5271 sayılı Kanun'un 291/1. maddesinde belirlenen 15 günlük kanunî süre geçtikten sonra 20.06.2022 tarihinde temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Katılan Sanık ... Hakkında Katılan Sanık ...'a Karşı Kasten Yaralama, Katılan Sanıklar ... ve ...'a Karşı Hakaret Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
5271 sayılı Kanun’un 286/2-(g) bendinde yer verilen; “On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, aynı Kanun’un 286/3 maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan sanıklar ... ve ... müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
C. Katılan Sanıklar ... ve ... Hakkında Katılan Sanık ...'ya Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükümleri Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 13.05.2022 tarihli ve 2021/1571 Esas, 2022/1240 Karar sayılı kararında sanıklar Kadircan ve ... müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, sanık ... hakkındaki hüküm yönünden oy birliğiyle, sanık ... hakkındaki hüküm yönünden oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
25.04.2024 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Suça iştirak için öncelikle faillerin bir suçu işlemek konusunda iştirak iradelerini ortaya koymaları ve anlaşmaları gerekir. İştirak iradesi suç işlenmeden önce veya en geç suçun işlenmesi sırasında ortaya çıkmış olmalıdır. İştirak iradesinin mevcudiyeti için, her şerikin diğer faillerle birlikte belirli bir suçun işlenmesine katıldığını bilmesi gerekir. İştirakin kabulü için failde, suça iştirak iradesi olmalıdır.
Yani suça katılanlar önceden, belli bir suçu işleme konusunda aralarında anlaşmalı, irade birliğine varmalıdırlar. Kararlaştırılan bir suç işlenirken, faillerden birisinin diğerlerinden habersiz bir başka suçu
daha işlemesi halinde ise önceden anlaşma olmadığı için, ikinci failin icrasına yardım etmeyen diğer failler, bu suçtan sorumlu tutulmazlar.Herhalde failin başkasının fiiline katıldığını bilmesi ve bunu istemiş olması lazımdır. İstenmemiş olan neticenin husulünde her failin sadece tesadüfî olarak fiillerinin birleşmiş olması iştirake yeterli değildir. Bir suça iştirak ettiğini bilmeyen kimsenin bu cehaleti kastı ortadan kaldırır. İştirak halinde suç işlenmesi halinde, iştirakin nevini saptamak için faillerin karar verme ve icra safhalarındaki tüm hareketlerinin nazara alınması ve topluca değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Suç işleme kararının aynı suç konusunda alınması gerekir.Yeni ceza yasası kusur teorisini benimsediğini ileri sürmesine rağmen, iştirak konusunda irade teorisini esas almış gözükmektedir. Zira kusur teorisi nedensellik bağından sarfı nazar edemez. İştirak anlaşmasına konu hareket işlenirken kastı aşan bir netice meydana gelmişse, bundan tüm ortaklar kusurları derecesinde sorumlu olurlar.
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için müşterek faillik için gereken şartlardan birisi olan "suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurma" unsurunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesinde Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır.
İştirak anlaşmasına konu suç dışında bir suç işlenmişse, ortakların sorumluluğu bu suça iştirak etmiş sayılıp sayılmayacakları hususunun tespitinden sonra tayin edilmelidir.
Sanıklardan birisinin kendince başka bir amaçla mağdura yönelik yaptığı eylemden sonra diğer sanık veya sanıkların ani bir kasıtla beklenmeyen ağır veya başka nitelikteki suçlardan iştirakten sorumlu tutulmaları TCKnın 20. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Sanıkların olay yerine geliş veya bulunma amaçları, hangi suç veya suçlar için harekete geçildiği, silahlı veya silahsız olaya katılmaları, suç veya suçlara hangi hareket veya hareketlerle katıldıkları, hangi aşamada olaya katıldıkları, olayların seyir aşamaları, basit düzeyde katılınan suçun şeriklerden birinin ani bir kastı ile ağırlaşıp yani amaç suç dışı bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı, basit bir düzeyde bir suç amaçlanmış iken çok ağır bir neticeyle karşılaşılacağını tahmin etme durumunda ağır eylemi yapmayan şeriklerin bu olaya başlangıç aşamasında dahi katılıp katılmayabilecekleri adil bir sonuca ulaşmak için doğru bir şekilde değerlendirilmelidir.
Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı
bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında;
Öncelikle olayın nasıl meydana geldiği hususunda sanıklar ile katılan farklı beyanlarda bulunmuşlardır.
Dinlenilen tanıklar ..., ..., ... ve ... olayı görmedikleri gibi olayı gördüğü anlaşılan tek tanık ...'ın ...'ın ...'ı engellemeye çalıştığını, ... hiddetli olduğunu el kol hararetleri yaptığını, ... ve ...'ın ...'a yönelik vurma eylemini görmediğini, kargaşadan sonra da ... ve ...'ın yüzlerini tutarak yere eğildiklerini gördüğünü ifade ettiği,
Olaydan sonra hastaneye kaldırılan mağdur ...'nun yaralanmasıyla ilgili rapor alınmasına karşılık, karşıdan gelen ...'nun kızına hakaret içeren ifadeleri üzerine onu uzaklaştırmak istediğini, ancak kendisinden kurtulup kızının üzerine saldıran ...'ı engellemek için kızının elinden savurduğu poşet içerisindeki deterjanın kapağının açılarak ...'a ve çok yakın olduğu için kendisine sıçraması sonucu elinin ve gözünün yandığını, daha sonra elini ve gözünü yıkadığını savunan bu savunması kızı ... ile tanık ... tarafından doğrulanan sanık ...'ın olaydan 15 gün sonra ifadesi alındığı için bu savunmasını doğrular nitelikte raporunun alınmamış olmasının sanık ... aleyhine değerlendirilemeyeceği,
Sanıklar ... ve ...'ın Bostancık Mahallesi Nokta Eczanesinden çıktıktan sonra olay yeri olan ... Mahallesi Bostancık Caddesi No:57'ye geldikleri, haritaya göre aradaki mesafenin 1600 metre civarında olduğu, sanıkların katılan ile tesadüfen karşılaştıkları, olay yerinde bir tespit yapılmadığı için sanık ...'ın savunmasına göre katılana elindeki içerisinde deterjan bulunan poşeti mi salladığı veya katılanın iddiasındaki gibi sanık ...'ın deterjanın kapağını açarak deterjanı katılanın yüzüne döktüğü hususunda farklı beyanlar bulunmakla birlikte sanıklar ... ve ...'ı olaydan önce katılanla karşılaşacaklarını bilemeyecekleri için sanıklar arasında olay öncesinde bir plan yapıldığının kabulünün mümkün olmadığı, böyle olması durumunda ...'ın kızı ... ve tanık ... tarafından doğrulanan savunmasında belirttiği şekilde ellerinin ve yüzünün deterjandan zarar görmemesi için önceden tedbirli olacağı için katılana dökülen deterjandan zarar görmemesi gerektiği halde deterjandan zarar görmüş olmasının sanıkların önceden katılana yönelik bir plan içerisinde hareket etmediklerini de ortaya çıkardığı,
Ayrıca sanık ...'ın kızına hakaretlerde bulunun ve saldıran katılan sanık ...'a yönelik onu engellemek amacıyla onu itmiş olmasının normal bir tepki olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanık ...
Can'ın katılan sanık ...'ın deterjanla kızı tarafından yaralanması amacıyla hareket ettiğini gösterir katılanın başkaca delillerle desteklemeyen soyut nitelikteki iddiasından başka delil bulunmadığı, olayı gördüğü anlaşılan tek tanık ...'ın katılanın iddialarını desteklemediği,
Sanık ...'ı eylemini ani bir kasıtla işlediği, bu sırada sanık ...'ın engellemesi mümkün olmayan bu eyleminden dolayı sorumlu tutulmasının adalet, hakkaniyet, önceden belirlilik ilkeleriyle bağdaşmayacağı, başka bir anlatımla böyle bir kararın adil olmayıp, haksızlığa neden olacağı, dolayısıyla sanık ...'ın üzerine atılı suçtan TCK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.