K A R Ş I O Y
Davacı vekili, müvekkilinin, davalıya ait işyerinde çalışmaktayken ... sözleşmesini yaş şartı dışında emeklilik şartlarının oluşması, fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen ücretin gerçek ücreti yansıtmaması nedenleriyle feshettiği hâlde kıdem tazminatının davalı işverence ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücretinin tahsili amacıyla dava açmıştır. Davalı vekili ise, davacının işyerinden ayrılmasını müteakip başka bir bankada çalışmaya başladığını, salt şekilsel olarak ilgili kanun maddesine dayanılmasının davacının gerçek iradesini göstermeyeceğini, istifanın başka bir işyerinde çalışmak amacıyla yapıldığının açık olduğunu ve fesih hakkının davacı tarafça kötüye kullanıldığını, davacının kıdem tazminatı talep edemeyeceğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, davacının işten ayrıldığı tarihteki amacının aktif ... hayatını sonlandırmak olmadığı, bu nedenle kıdem tazminatı talep edemeyeceği, fazla çalışma alacağının bulunmadığı ve ücretlerinin gerçek ücret üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davacı tarafın mahkeme kararını istinaf etmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi yaptığı istinaf incelemesi sonucunda davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Uyuşmazlık, fesih hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve buradan varılacak sonuca göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağına ilişkindir.
4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi gereği kanunun sağladığı haklar başkasının aleyhine olacak şekilde kullanılamaz. Hukuk, kötüniyeti korumaz. 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkca kötüye kullanılmasını hukuk düzenini korumaz.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Bir hakkın kullanılmasının açıkca adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hâllerinde 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uygulama alanını bulur ve olağanüstü bir imkân sağlayarak haksızlığı düzeltici, kanundaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir. Bir hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi, hakkın kötüye kullanılmasını oluşturur. 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrası hükmü, herkesin haklarını, toplumda geçerli, doğruluk, dürüstlük ve ... ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı ... anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde adalete uygun düşecek şekilde hüküm verme imkânını sağlamaktır.
Keza 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre de “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar”. Bu ilke gereğince taraflar, doğruyu söyleme yükümlülüğü altındadır. Yine 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 435 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır.” şeklindeki düzenleme ve 4857 sayılı ... Kanunu'nun 23 üncü maddesindeki “Süresi belirli olan veya olmayan sürekli ... sözleşmesiyle bir işverenin işine girmiş olan işçi, sözleşme süresinin bitmesinden önce yahut bildirim süresine uymaksızın işini bırakıp başka bir işverenin işine girerse sözleşmenin bu suretle feshinden ötürü, işçinin sorumluluğu yanında ...” şeklindeki düzenleme ile sözleşmeyi fesheden tarafın dürüstlük kurallarına uygun hareket etmesi gerektiği, bu düzenlemeye aykırı davranmanın sorumluluğu gerektirdiği belirtilmiştir.
Tarafların iyiniyeti veya kötüniyeti (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 14.02.1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 Karar sayılı kararı), taraflarca ileri sürülmese dâhi dosyadan anlaşıldığı takdirde hâkim resen dikkate alacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.10.1983 tarihli ve 1981/1-30 Esas,1983/1000 Karar sayılı kararı).
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 tarihli ve 2016/27010 Esas, 2016/16881 Karar sayılı, 25.02.2016 tarihli ve 14/31116 Esas, 2016/4089 Karar sayılı, 21.12.2015 tarihli ve 2014/25983 Esas, 2015/36113 Karar sayılı, 27.10.2015 tarihli ve 2014/15588 Esas. 2015/30109 Karar sayılı, 04.03.2013 tarihli ve 13/11223 Esas ve 15/9012 Karar sayılı ilâmlarında da belirtildiği üzere hukuk kötüye kullanılan hakkı korumamalıdır.
Somut olayda ise, davacı hâlen davalı işyerinde çalışmakta iken dava dışı Burganbank AŞ’ye ... başvurusu yapmıştır. ... başvurusu yaptığı sırada davalı işyerinde çalışmaya devam etmektedir. Yine davalı işyerinde çalışmaya devam ederken 28.11.2016 tarihinde Burganbank AŞ ile ... sözleşmesi imzalamıştır. Davacı, Burganbank AŞ ile bu ... sözleşmesini imzaladıktan sonra yani bu bankayla çalışma hakkını garantileyince bu sözleşmeden on gün sonra ... sözleşmesini feshetmiştir. Fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi ve gerçek ücretinin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmemesini de fesih sebebi yapmıştır. Ancak yapılan yargılamada fazla çalışma ücret alacağının bulunmadığı ve Sosyal Güvenlik Kurumuna gerçek ücretlerinin bildirildiği anlaşıldığından bu talepleri de reddedilmiştir. Davacının bu nedenlerle haklı feshi de söz konusu değildir. Davacı, davalı işyerinden ayrıldıktan sonra değil hâlen çalışmaya devam ederken, başka bir işyeriyle sözleşme imzalamış ve bu nedenle davalı işyerinden ayrılmıştır. Davacının amacı yeni bulduğu ve sözleşme imzaladığı işte çalışmaktır. Amaç çalışma hayatını sonlandırmak değil, başka bir işte çalışmak için ayrılmaktır. Davacının somut olayda kanunun kendisine sağladığı hakkı kötüye kullandığı açıktır. Davacının çalışırken başka bir işverenle ... sözleşmesi imzalayıp ardından ... sözleşmesini feshettikten sonra diğer işyerinde işe başlaması şeklinde gerçekleşen olayda fesih hakkının kötüye kullanıldığı, davacının bu şekilde dürüstlük kuralına aykırı davrandığı çok açıktır. Dürüstlük kuralına aykırı olarak kötüye kullanılan hak korunmayacağından kıdem tazminatı isteminin reddi gerekecektir. Bu gerekçelerle İlk Derece Mahkemesinin kıdem tazminatının reddine ilişkin kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin davacının istinaf başvurusunu esastan reddi kararları doğru olup kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan aksi yöndeki sayın çoğunluğun görüşüne bu nedenlerle katılmamaktayım. 22.11.2022