IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, ıslah ile birlikte davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, meydana gelen dava konusu olayda davalı şirkete izafe edilebilecek hiç bir kusur ve sorumluluk olmadığını, davalı şirkette iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bütün tedbir ve önlemlerin alındığını, kazanın davacının ve çalışma arkadaşlarının tamamen dikkatsizliğinden kaynaklandığını, bilirkişi raporunda tespit edilen kusur oranlarını kabul etmediklerini, tanıklarının dinlenmediğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, ayrıca davacı tanığı ...'in açık beyanlarına rağmen kendisine hiçbir kusur atfedilmemiş olmasının da açıkça haksızlık olduğunu, sağlık kurulu tarafından belirlenen davacının çalışma gücü kaybı oranının (%11,1) hatalı olduğunu, davacının çalışabilir durumda olmasına rağmen çalışmaya devam etmediğini, rapordaki oranın ne şekilde belirlendiğinin gerekçelendirilmediğini, Adli Tıp Raporunda da davacının iş görmezlik durumunun istirahat veya çalışılabilir raporu ile belirlenebileceğini, yapılan maddi tazminat hesabının da fahiş miktarda olduğunu, davacının meydana gelen kaza ile ilgili olarak çalışmasına engel bir durumun bulunmadığını, her hangi bir şekilde uzuv kaybının da bulunmadığını belirterek; yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taleplerin davalı kayıtları ve hesaplamaya dayalı olması nedeni ile belirsiz alacak davasına konu edilebileceği, kaldı ki ek dava olarak dava konusu miktarın belirlenerek açıldığı, usul ve yasaya uygun olduğu, davalı vekilinin belirsiz alacak davası açılamayacağı yönündeki istinaf sebebinin yerinde olmadığının anlaşıldığı, iş kazasına bağlı maddi ve manevi tazminat davalarında uygulanması gereken zamanaşımı süresi kaza tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre belirlenecek olup kazanın 2016 yılında gerçekleşmiş olmasına göre 10 yıllık zamanaşımı süresi geçerli olduğundan kaza tarihinden itibaren de 27.08.2021 ıslah tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmesinin söz konusu olmadığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının yerinde olmadığının anlaşıldığı, davalı vekili tanıklarının dinlenmediğini ileri sürmüşse de Mahkemenin 20.06.2018 tarihli duruşmasının 1 numaralı ara kararında davalı vekiline tanık isim ve adreslerini bildirmek üzere iki hafta kesin süre verilmesine ve aksi halde tanık dinletmekten vazgeçmiş sayılacağına karar verildiği ve davalı vekiline ihtarat yapıldığı, davalı vekili tarafından verilen kesin süre içerisinde tanık listesi verilmediği ancak Mahkemece davalı vekilinin bildirdiği tanıklara 03.12.2018 tarihli duruşma ara kararı ile davetiye çıkarıldığı, daha sonraki 10.04.2019 tarihli duruşmada 1 numaralı ara karar gereğince davalı tanıklarına davetiye çıkarılmasına karar verildiği, sonraki duruşmalarda tanıkların hazır olmadığı, Mahkemenin 16.09.2020 tarihli duruşma 1 numaralı ara kararında davalı tanıkları adına davetiye çıkarılmasına karar verildiği, sonraki 21.12.2020 tarihli duruşmada davalılara usulüne uygun tebligat yapıldığı, tanık ...'ın tanıklık yapmak istemediğine dair dilekçesini dosyaya sunduğu,, davalı tanığı ...'ın zorla getirilmesine karar verildiği, zorla getirme yazısına adreste bulunamadığı belirtilerek cevap verildiği, tanığın duruşmada hazır olmadığı, davalı vekili tarafından başka bir adresinin de bildirilmediği, tanığını dinlenmesini de talep etmediği, bu durumda davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının yerinde olmadığının anlaşıldığı, tüm dosya içeriği ile davalı işyerinde paketleme personeli olarak çalışan kazazede davacının olay tarihi olan 07.07.2016 tarihinde köfte makinesini hareketli bıçak bölgesini temizlediği sırada makinenin başka bir personel tarafından çalıştırılması sonucu sol elinden yaralanmasıyla sonuçlanan iş kazası meydana geldiği, dosyadaki bilgi ve belgeler ve bilirkişi raporunda yapılan tespitlere göre davalı işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almadığı, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemediği, personelin köfte makinesinin operasyon bölgesine efektif etki alanına sokmaya çalıştığında devreye girecek makineyi durduracak sensör, fotosel, ışın bariyeri gibi tertibatların yerleştirilmesini sağlaması, makinedeki güvenlik tedbirlerinin devrede olup olmadığının tespitine yönelik denetim mekanizmasını kurması, sensörün makine üzerinde devrede olmadığını tespit etmesi gerektiği halde bunları yerine getirmediği, daha güvenli çalışma yöntemlerinin kullanılmasının sağlanmadığı, işin önceden planlanmadığı, yürütümünün denetlenmediği, işverenin denetim ve gözetim eksikliği olduğu, davacının meydana gelebilecek tehlikeler ve olası riskler konusunda yeteri kadar eğitimli olmadığı, işlerinin emniyetli olarak yapılması noktasında bir sistem oluşturmadığı denetim ve gözetim eksikliğinin olduğu, iş güvenliğini çalışanın insiyatifine bıraktığı, bu nedenlerle davalı şirketin kusurlu olduğu, davacı işçinin de can güvenliğini korumada işini yaparken gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeni ile kusurunun bulunduğu, dosya içeriği ile alınan bilirkişi raporlarında davalı ve davacı yönünden belirlenen kusur oranlarının işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına, dosya içeriğine uygun olduğu, davalı vekillerinin bu yöndeki istinaf itirazının yerinde olmadığının anlaşıldığı, dosyada davacının maluliyet oranının tespiti için alınan raporların aynı doğrultuda olduğu, en son Adli Tıp Kurumundan alınan raporda da davacının maluliyet oranının % 11,1 olarak belirlendiği, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının yerinde olmadığının anlaşıldığı, davalı vekili, yapılan maddi tazminat hesabının da fahiş miktarda olduğunu ileri sürmüşse de; somut bir itirazda bulunmadığı, dosya içeriği ile yapılan hesaplamada da bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının da yerinde olmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.