V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; hizmet süresinin davacı tanık beyanlarına göre tespit edilmesi gerektiğini, ücret bordrolarında gözüken fazla çalışma tahakkuklarının dışlanmaması gerektiğini, fazla çalışmanın aylık ücretin içinde gösterildiğini, yaz kış ayrımı olmaksızın haftanın yedi günü çalıştığını, ... ücretinin 10.500,00 TL olduğunu, ... sözleşmesinin haksız olarak işveren tarafından feshedildiğini, ihbar tazminatının da hüküm altına alınması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı vekili; davacının ücret miktarının hatalı tespit edildiğini, davacının satış elemanı olarak çalıştığını, istifa ederek işten ayrıldığını, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, çalıştığı diğer Şirketler ile davalı Şirket arasında organik bağ bulunmadığını, fazla çalışma, hafta tatili ile ... ... ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatlanamadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; fesih, ücret miktarı, hizmet süresi, fazla çalışma, hafta tatili, ... ... ve genel tatil alacaklarının ispatı, hesaplanması ve ödenip ödenmediği ile hükmün usuli kazanılmış hak ilkesine uygun olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) istinaf yoluna ilişkin 341 ve devamı maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 17, 25, 32, 41, 44, 46, 47, 63, 68 inci maddeleri ile 4857 sayılı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı ... Kanunu'nun 14 üncü maddesi.
3. Dairemizin 14.12.2022 tarihli ve 2022/16498 Esas, 2022/16753 Karar sayılı ilâmında usuli kazanılmış hak ilkesi şu şekilde açıklanmıştır:
"...3. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan ... ifade etmektedir.
4. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı karar). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı karar).
..."3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Taraflar arasında fazla çalışma ve hafta tatili bakımından usuli kazanılmış hak ilkesinin dikkate alınıp alınmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Belirtmek gerekir ki 6100 sayılı Kanun'un 341 ve devamı maddelerine göre İlk Derece Mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı öncelikle istinaf yoluna başvurulmalıdır. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmaması hâlinde karar, istinaf yoluna başvurmayan taraf yönünden kesinleşir.
mut uyuşmazlıkta davacı tarafça, İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne yönelik ilk kararına yönelik istinaf yoluna başvurulmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine dosya içerisinde bulunan ve davacıya ilişkin oldukları iddia edilen ücretsiz yıllık izin talebini içeren dilekçeler değerlendirilmeden verilen kararın denetime elverişli olmaması gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İlk Derece Mahkemesi gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının İlk Derece Mahkemesinin ilk kararını istinaf etmediği, bu nedenle hizmet süresi ve ara dinlenme sürelerine yönelik istinaf sebeplerinin davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hak nedeniyle yerinde bulunmadığı belirtilmiştir. Bu tespit yerinde olmakla birlikte aynı durumun fazla çalışma ve hafta tatili alacakları bakımından da söz konusu olduğunun gözetilmemesi hatalı olmuştur. Şöyle ki İlk Derece Mahkemesi ilk kararında; davacının yaz aylarında haftanın yedi günü çalıştığını, buna göre 31,5 saat fazla çalışma yaptığını, kış aylarında haftanın altı günü çalışarak haftalık 18 saat fazla çalışma yaptığını, yaz aylarında hafta tatilinde çalıştığını kabul ederek fazla çalışma ve hafta tatili taleplerini hüküm altına almıştır. Bölge Adliye Mahkemesi gönderme kararı sonrasında ise bu kez, davacının yaz kış ayrımı yapılmaksızın haftanın yedi günü çalıştığını, buna göre yaz aylarında haftalık 31.5 saat, kış aylarında ise haftalık 21 saat fazla çalışma yaptığını, çalışma süresi boyunca haftanın yedi günü çalıştığını kabul etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmadığına göre fazla çalışma süresi ve hafta tatili çalışma günleri bakımından kabul edilen sürelerin de davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturduğunun kabulü gerekir. Hâl böyle olunca bu alacaklar bakımından davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu dikkate alınmadan hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
5. Taraflar arasındaki diğer uyuşmazlık fesih konusundadır. Dairemiz uygulamasına göre işçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın ... sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte ... ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi hâlinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi durumunda, kararlaştırılan sürenin sonunda ... sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir.
6. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vererek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
7. Somut uyuşmazlıkta davacı, ... sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ve işçilik alacaklarını alabilmek amacıyla istifa dilekçesi verdiğini ... sürmüş; davalı işveren ise davacının istifa ettiğini savunmuştur. Öncelikle davacı taraf ... sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini beyan etmesine rağmen İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince davacının ... sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinin kabulü yerinde olmamıştır. Davacı asıl, duruşmada; "merkeze gittiğimizde önümüze birer tane fotokopi halde istifa dilekçesi örneği koydular, ve aynı şekilde el yazısı ile yazmamızı istediler, bizde yazdık, imzaladık, bize tüm haklarımızı vereceklerini söyleyerek bu dilekçeyi yazdırıp imzalattılar, bizde yıllardır çalıştığımız firma olduğu için güvendik ve söyledikleri şekilde yazdık, ancak her hangi bir ödeme yapılmadı," şeklinde beyanda bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davacının ücret cinsinden bir kısım alacaklarının tam ve zamanında ödenmediği ve davacının istifa iradesinin fesada uğratıldığının ispatlanamadığı gerekçesi ile dava konusu kıdem tazminatı hüküm altına alınmış ve ihbar tazminatı talebinin reddine hükmedilmiş ise de dinlenen davacı tanığı ...’nin “ ...davacı da ben de sebep söylenilmeksizin işten çıkarıldık, bu şekilde 10-15 kişi işten çıkartıldı, davacıya ödeme yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ...ben istifa dilekçesi imzaladım, bir miktar para aldım, bu parayı alabilmek için istifa dilekçesini imzalamamı söylediler, bu nedenle imzaladım, davacının istifa dilekçesini imzalayıp imzalamadığını bilmiyorum, ” şeklindeki beyanı, davacının gerekçesiz istifa beyanı ve dosya kapsamına göre 31.12.2016 tarihli istifa dilekçesinin davalı işveren tarafından ödeme yapılacağı belirtilerek alındığı ve iradesi sakatlanan davacının gerçek bir istifa iradesinin bulunduğundan söz edilemeyeceği anlaşıldığından, ... sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğinin kabulü ile dava konusu ihbar tazminatının hüküm altına alınması gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.