İçtihatYargıtay4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi · E. 2022/16406 · K. 2023/5559
- Esas No
- 2022/16406
- Karar No
- 2023/5559
- Karar Tarihi
- 25.04.2023
Karar Metni
4. Hukuk Dairesi 2022/16406 E. , 2023/5559 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2020/358 E., 2022/578 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece maddi tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 10.07.2020 tarih ve 2019/4812-2020/4718K sayılı ilamı ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; muris ...'in davalı bankanın İnönü Bulvarı Şubesinden 21.01.2014 tarihinde tüketici kredisi kullandığını, kredinin kullandırılması sırasında Ziraat Hayat ve Emeklilik A.Ş.'nin acentesi durumundaki Ziraat Bankası A.Ş.'nin İnönü Bulvarı Şubesi tarafından muris adına 21.01.2014 tarihinde 22681992 nolu, 21.01.2014 başlangıç tarihli, 11.025,00 TL bedelli ve 27.01.2014 tarihli 22775717 nolu, 27.01.2014 başlangıç tarihli 575,00 TL bedelli vefat teminat Bireysel Kredi Müşterileri Grup Hayat Sigortası sertifikası düzenlendiğini ve muris tarafından sigorta priminin peşin ödendiğini, murisin 13.09.2014 tarihinde Mersin Fındıkpınarındaki evinde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini, murisin vefatı nedeniyle riziko gerçekleşmiş olduğundan sigortalının mirasçıları tarafından murisin kalan kredi borcunun ödenmesi, artan kısmın kendilerine iadesi için davalı sigorta şirketine başvurulduğunu, sigorta şirketince 19.11.2014 tarih ve 303-DY.014/9534 sayılı numaralı cevabi yazısı ile lenfoma sebebiyle vefat ettiği gerekçe gösterilerek şirket tarafından her hangi bir ödeme yapılmayacağının müvekkillerine bildirildiğini, 11.600,00 TL'nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; murisin kredi kullanım öncesinde kanser hastalığına dair teşhis aldığını, bu hastalık ile ilgili tedavi gördüğünü, kanser hastalığının teminat kapsamı dışında olduğunun kendisine hem sorulan sorular ile hem de imzaladığı formlar ile bildirildiği hususunda şüphe bulunmadığını, kanser ile vefat arasında illiyet bağı bulunan ve hastalığının kendisince bilinmediği iddialarının günümüzdeki kanser algısı, tedavi yöntemleri, günlük bilgilendirmeler dahi göz önüne alındığında tanık beyanları ile ispat edilemeyeceğinin sabit olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece "davanın kabulüne, 11.600,00 TL'nin 19.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara" verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkeme kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 10.07.2020 tarih ve 2019/4812-2020/4718 sayılı ilamı ile "...Davacılar murisine poliçe tanziminden önce teşhisi konulan kanser hastalığı konusunda uzman onkolog ve kardiyolog doktor bilirkişilerin de yer aldığı heyetten, kanser hastalığı teşhisi ile ölüm nedeni arasında illiyet bağı olup olmadığının tespiti için ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.
B. Mahkememece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Tüm dosya kapsamı, murisin tüm tıbbi belgeleri ve konusunda uzman doktor bilirkişilerden alınan bilirkişi raporuyla, murisin Belçika'da kanser tedavisini yapan Dr. ... tarafından düzenlenen 30.09.2014 tarihli raporda 10.09.2010’dan beri hastalığın tam remisyonda olduğunun, her 6 ayda düzenli şekilde, hematoloğa gittiğinin, son kontrollerinin 2014 mayıs ayında yapıldığının, hastalığın tam remisyonda olduğunun bildirildiğinin, ancak mayıs 2014 tarihli kontrol muayenesine ait dosyada laboratuvar tahlili, radyolojik tetkik vb. tıbbi belge bulunmaması nedeniyle 12.11.2012 tarihli kontrol muayenesinden sonra hastalığın nüks edip etmediği hususunda değerlendirme yapılamadığının, ayrıca kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının da bilinemediğinin, bu nedenle murisin ölümü ile sözleşme öncesi kendisinde bulunan lenfoma kanseri arasında doğrudan illiyet bağı bulunup bulunmadığının kesin olarak tespitinin mümkün olmadığının tespit edildiği, murisin ölümü ile lenfoma kanseri arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğuna ve bu nedenle rizikonun teminat kapsamı dışında olduğuna ilişkin iddia yönünden ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, dosya kapsamında bulunan delillerle murisin ölümü ile kanser hastalığı arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğu hususunun kesin olarak tespit edilemediği, bu nedenle rizikonun teminat kapsamında olduğunun kabulünün gerektiği" belirtilerek davanın kabulü ile 11.600,00 TL' nin 19.11.2014 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B.Temyiz Sebebleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sigortalının kapsama alınmadan evvel kanser hastalığına dair tanı aldığı ve beyan yükümlülüğünü bilerek ve kasten ihlal ettiğini, alınan ATK raporunun incelenmesinde sigortalının ölüm sebebinin bilinemediği, ancak sözleşme dönemi öncesinde lenfoma tanısı konduğunun belirtildiği, sigortalı murisin kredi sözleşmelerinin imzalanmasını takiben sigorta işlemlerinin başlatıldığını ve kendisine "Grup Hayat Sigortaları Bilgilendirme Formu" verildiğini ve sigortalıdan sağlık durumuna ilişkin beyanlarını da içeren "Sigorta Talep ve Sağlık Beyan Formları" alındığını, iş bu sigorta talep ve sağlık beyan formunda sigortalı murise sorulan kanser hastalığına ilişkin "Teşhis Edilmiş Kanser Hastalığınız var mı? - Kanser şüphesi ile herhangi bir tetkik yaptırdınız mı? veya herhangi bir tetkik sonrası kanser şüphesi bulgusuna rastlanıldı mı?" şeklinde iki adet soru sorulduğunu ve bu sorulara el yazısı ile sigortalı tarafından yazılmak sureti ile "Hayır" cevabı verildiğini, TTK 1439/2. maddesinde hastalık ile vefat arasında doğrudan illiyet bağının olması yasa gereği aranmamış olup, beyan edilmeyen hususların rizikonun gerçekleşmesine etki etmesi bile yeterli görülmüştür. Zira, yasa gereği beyan edilmeyen hastalığın doğrudan ölüm sebebi değil, ölüme etki eden hastalık olması da yeterli kabul edildiğini, dosyanın öncelikle ATK heyetinde bulunmayan alanında uzman onkolog bilirkişiye gönderilmesi ve beyan edilmeyen hastalığın vefata olan etkisinin değerlendirilmesinin yapılması gerektiğini, yapılacak inceleme sonucunda beyan edilmediği kesin olan kanser hastalıklarının vefata hiçbir surette etki etmediği sonucuna ulaşılır ise, bu durumda TTK 1439 md uyarınca tazminatta indirim yapılması gerektiğini belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı sigorta şirketi tarafından Hayat Sigortası Poliçesi ile sigortalı davacılar murisinin ölümü sonrasında vefat tazminatı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. Maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1435 inci, 1439 uncu maddesi, Hayat Sigortası Genel Şartları.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.
Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.
Mahkemece, bozma kararı sonrası Adli Tıp İhtisas Kurulu'ndan alınan raporda; dosyada mevcut tıbbi belgelerde hayat sigortası başlangıç tarihinden önce kişiye Belçika’da 18.05.2010 tarihinde periferik T hücreli lenfoma tanısı konulduğu, sitotoksik fenotip evre 3B olduğu, 27.05.2010-29.07.2010 tarihleri arasında kemoterapi uygulandığı, 01.09.2010 tarihinde otogreft uygulandığı, 12.11.2012 tarihinde Belçika’da yapılan kontrol muayenesinde 01.09.2010 tarihinde yapılan otogreftten beri tam yanıt alındığı, bu tarihten sonra kişinin takiplerine ait herhangi bir laboratuvar tahlili, radyolojik tetkik vb. bulunmadığı, Dr. ... tarafından Belçika’da düzenlenen 30.09.2014 tarihli raporda 10.09.2010’dan beri tam remisyonda olduğu, her 6 ayda, düzenli şekilde, hematoloğa gittiği, son kontrollerinin 2014 mayıs ayında yapıldığı, tam remisyonda olduğununun bildirildiği ancak mayıs 2014 tarihli kontrol muayenesine ait dosyada laboratuvar tahlili, radyolojik tetkik vb. tıbbi belge bulunmadığı, kişinin 13.09.2014 tarihinde evde öldüğü, ölüm sebebi ve mekanizmasını açıklayacak herhangi bir EKG çıktısı, kan tahlili, röntgen tetkiki gibi tıbbi belgelerin bulunmadığı ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik inceleme yapılmamış olduğundan mevcut verilerle kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, sözleşme tarihinden önce tanısı konulan lenfoma hastalığı ile kişinin ölümü arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
Ölüm raporunda ölüm nedeninin kayıtlara "doğal ölüm" olarak geçtiği, ölüm tarihindeki Mersin 112 acil ambulans kayıt formunda "vakaya ulaşıldığında ölüm morlukları ve ölüm katılığının oluştuğunun görüldüğü, kalp hastalığı ve astım öyküsünün olduğunun öğrenildiği hastanın EX duhul kabul edildiği" anlaşılmıştır.
Mahkeme, murisin ölümü ile sözleşme öncesi kendisinde bulunan lenfoma kanseri arasında doğrudan illiyet bağı bulunup bulunmadığının kesin olarak tespitinin mümkün olmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğu, murisin ölümü ile lenfoma kanseri arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğuna ve bu nedenle rizikonun teminat kapsamı dışında olduğu ispat edilmediğinden, zararın teminat kapsamında kaldığını kabul ederek, poliçelerdeki vefat tazminatının tamamından davalı sigortacının sorumlu olduğunu kabul etmiştir.
Dosya kapsamından, Hayat Sigortası bilgilendirme formunda özel şart ve sigortaya ilişkin bilgiler kısmında sigorta öncesinden gelen kanser hastalığının teminat kapsamı dışında tutulduğunun belirtildiği, davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenmiş poliçeye ilişkin sağlık beyan formunda murise teşhis edilmiş kanser hastalığı olup olmadığı, kanser şüphesi ile tetkik yaptırıp yaptırmadığı sorularına kendi el yazısı ile hayır cevabı verdiği ve imzaladığı anlaşılmaktadır.
Davacılar murisinin poliçe öncesinde mevcut lenfoma nedeniyle (lenf kanseri) tedavi gördüğü ve kontrollerinin 2014 yılının Mayıs ayına kadar devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sigortalıda poliçelerin tanziminden önce (21.01.2014-27.01.2014) mevcut olan (bildirilmeyen) hastalığın ölüm sebebi ile illiyeti tespit edilememişse de, ölüm riski yüksek olan kanser hastalığının riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır.
TTK'nun 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davranması halinin tazminattan indirim sebebi olduğu kabul edilmiştir. Daha önce kanser hastalığı geçiren kişiyle ilgili risk değerlendirmesini sağlıklı bir kişininkinden farklı yapacak olan sigortacıya eski hastalığın bildirilmesi gerektiği ve bildirim yapılmayışının da sigortalının kasdi davranışı olduğunun kabulü gerekir.
Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğünü kasden ihlal ettiği; TTK'nun 1439/2. maddesinin son cümlesindeki "Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" düzenlemesi uyarınca kanser hastalığının bildirilmesi halinde alınacak (alınması gereken) prim ile bildirilmediği için alınan prim arasındaki orana göre proporsiyon hesabıyla tazminatın belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
1- Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.