V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk kararı temyiz etmemesi nedeniyle davalı lehine usuli kazanılmış haktan bahsedilemeyeceğini, bozma nedeniyle tespit davasının beklenmesi nedenyile geçen süreçte asgari ücrette meydana gelen değişiklikler kapsamında bu asgari ücret değişikliklerinin kamu düzeni kapsamında rapora yansıtılması gerektiğini nitekim bu kapsamda alınan rapor doğrultusunda maddi tazminat alacağının 46.176,67 TL olarak hesap edildiği anlaşılmakla bu miktara itibar edilmesi gerekirken usuli kazanılmış hak gerekçe gösterilerek kamu düzeni kapsamında uygulanması gereken asgari ücret değişikliklerinin rapora yansıtılmamasının hatalı olduğunu beyanla maddi tazminat hükmü yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının ve diğer işçilerin Ohm metre ile kontol yapması gerekirken manyeto ile kontrol yapmamaları nedeniyle kazaya sebebiyet verdikleri, ohm metre cihazının davacıya teslim edildiği, kıdemli işçi olup, ekip lideri olduğu ve ateşleyici belgesi olduğunu bu nedenle ağır kusurlu olarak kabulü gerekirken müvekkiline %80 kusur verilmesinin hatalı olduğunu, kusur raporunda kaçınılmazlık durumunun değerlendirilmediğini, davanın zamanaşımına uğradığına yönelik def'ilerinin değerşendirilmediğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı HMK geçici 3 üncü maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleri, 6100 sayılı HMK'nun 303 üncü maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri gereğince uygulanan aynı Kanun'un 41,42,43,44,46 ve 47 inci maddeleri ile 53 üncü maddesi, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 2 inci maddesi gereğince uygulanma olanağı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 inci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunun 77 inci maddesi, manevi tazminatın belirlenmesi yönünden 22.06.1996 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, usuli kazanılmış hak yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
A)Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede:
1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı Kararı).
2.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.)
3.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
4.Somut olayda bozmadan önce verilen kararda davacının maddi tazminatının hesabı için 23.03.2015 tarihinde hesap bilirkişiden alınan rapor çerçevesinde, davacının maddi tazminat alacağının Kurum tarafından bağlanan gelirlerin rücuya kabil kısmıyla karşılandığının belirtildiği mahkemece bu rapora itibar edilerek maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği ve bu kararın davacı tarafından temyiz edilmediği gözetildiğinde, mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama neticesinde usuli kazanılmış hak kapsamında maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi yerinde olup davacı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının reddi ile maddi tazminata ilişkin hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
B) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede:
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makineleşmenin artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
5.Anayasanın 17 inci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
6.818 sayılı Borçlar Kanununun 332 inci maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.” “İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” aynı Kanun 98/2 inci maddesinde "Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlerede tatbik olunur." hükmüne yer verilmiştir.
7.Bu maddeye göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 inci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre; "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." düzenlemesi yer almıştır.
8.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
9.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
10.Mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Diğer yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
11.İş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 53 üncü maddesine göre hukuk hakimi zarar verenin kusuru olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar.
12.Öte yandan (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 22.10.2013 tarih ve 2013/10753 – 18935 esas - karar sayılı emsal nitelikteki ilamında da işaret olunduğu üzere, “Her ne kadar ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle kesinleşmiş bir mahkumiyet kararından söz etmek mümkün değilse de, ceza yargılamasındaki maddi vakıaların göz önüne alınması gerektiği açıktır" maddi vakıaların ise mahkeme kabulü olmayıp; iş bu dosya kapsamında toplanmış olan deliller olarak dikkate alınması gerektiği açıktır.
13.Davaya konu olayda uygulanması açısından kesin hükümle ilgili HMK 303/1.maddesine değinmek faydalı olacaktır. HMK 303/1.maddesi kapsamında; bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
14.Somut olayda, Davalı ... Anonim Şirketi'nin hammadde temin etmek amacıyla işlettiği taş ocağında üretimin delme ve patlatma yönetimiyle gerçekleştirildiği, delici makine ile delinen deliklerin amonyum nitrat ve fuel oil patlayıcı ile doldurulduğu, yemleme olarak emülsiyon tip patlayıcı kullanıldığı, işyeri çalışanları davacı ... ile beraber ... ve ...'ın B sınıfı ateşleyici yeterlilik belgesi sahibi oldukları, adı geçen kişilerin 05.09.2007 tarihinde toplam 16 deliğe patlayıcı madde ile elektrikli ateşlemede kullanılan elektrik kapsülü yerleştirip, deliklerden 15 tanesinin sıkılamasını kayaç kırıntıları ile ağaç tıpa kullanarak tamamladıkları, 16. deliğe patlayıcı yerleştirdikten sonra sıkılama işlemini henüz yapmadıkları sırada ... ve ...'ın deliğin yakınında çömelerek devre hattınım tamam olup olmadığının kontrolü için ohmmetre ile kontrol yapmaları gerekirken bu aletin getirilmemesi nedeniyle yanlarında bulunan manyeto ile elektrikli kapsülleri kontrol etmek istedikleri sırada işçi ...'ın üç metre uzakta kabloları kontrol ettiği, manyetonun ...'in elinde olduğu, aniden gerçekleşen patlama soncu dava harici ...'in öldüğü, davacı ... ve dava harici ...'ın ise yaralandıkları anlaşılmıştır.
15.Mahkemece bu dava dosyası kapsamında kusur raporu alınmadığı, aynı iş kazasında vefat eden ... hak sahiplerine bağlanan gelirin rücusu istemiyle Karum tarafından açılan Kocaeli 3. İş Mahkemesinin 2010/910 E- 2014/15880 K sayılı davada alınan 28.02.2013 tarihli rapora itibar edildiği bu rapora göre davalı işveren şirkete %50, ...'a %20, ...'e %25 ve ...'a %5 kusur verildiği kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
16.Davaya konu iş kazası nedeniyle Körfez 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/435 E- 2008/279 Karar sayılı dosyasında görülen kamu davasında sanık olarak hammadde Şefi ...ve hammadde teknisyeni...hakkında dava açıldığı sanıklar hakkında taksirle ölüm ve yaralamaya sebep olma suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyada alınan 10.07.2008 tarihli raporda; ateşçi ...'in 1. derecede asli, ekip şefi... ...'ın 2. derece tali, ateşçi ...'ın 3. derece tali, sanık ...nin 3. derece tali, sanık Levki Gümüş'ün ise 2. derece tali kusurlu olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır.
17.Bu açıklamalar doğrultusunda; Kurum tarafından açılan rücu dava dosyası ile iş bu temyize konu davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olmaması nedeniyle rücu davasındaki kusur tespitinin bu davayı bağlayacağını kabul etmek mümkün olmayıp ancak kuvvetli delil niteliğinde olduğunun kabulü mümkündür.
18.Öte yandan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen ceza dava dosyasındaki maddi olguların hukuk mahkemesince delil olarak kabul edilerek değerlendirilmesi gerektiği, bu olgulara göre davacının... ekibin şefi olarak çalışmaktayken devre hattı kontrolünün ohmmetre ile yapılması gerektiğini bilmesine karşın manyeto ile yapılmasına izin verdiği gözetildiğinde hükme esas alınan kusur raporunda kabul edilen %20 orandan daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerektiği açıktır.
19.O halde mahkemece yapılacak iş yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda iş kazasının gerçekleştiği alanında uzman A sınıf iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak üç kişilik heyetinden rapor alınarak kusur oran ve aidiyetlerinin tespiti gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
20.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.O halde, temyiz eden davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak, bozma sebebine göre bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.